Siyasi arenada yaşananlar konusunda herkesin bir fikri var.

Sokağa çıktığınız zaman kimse bu iktidara oy vermemiştir, ancak sandık sonuçlarına baktığınızda iki kişiden birinin oyunu alan bir iktidar var.

İktidarın güven vermeyen pek çok yönü olmasına karşın sürekli olarak artan oyları dikkat çekiyor.

Muhalefet kanadı, sürekli olarak bu oranı küçümsedi.

Küçümseye küçümseye iktidarı büyüttü.

Yapılan son yolsuzluk operasyonları dikkat çekici.

Bu iktidarın mensupları dahil insanlar, bu para ilişkilerinin olmadığına inanmıyor.

Bu ilişkiler vardı.

Bugün de olacak.

Yarın da olacak.

Evet, olmamalı.

Ama “olmamalı” demekle olmuyor.

Türkiye’de sistem böyle işliyor.

İşin ilginç yanı bunca yolsuzluk iddiasına karşın iktidarın gücünü korumuş olmasında…

Cumhurbaşkanı ve eski Başbakanın halkı bunca kutuplaştıran, çelişkili politika ve davranışlarına karşın kamuoyu desteğini arttırabilmesinde…

Gezi olayları veya başka daha pek çok olayda ortaya çıkan tatsızlık, gerginlik ve endişelere rağmen iktidarın gücünü koruyabilmesi, Türk siyasetinde pek görülmemiş bir durum.

[*] [*] [*]

Bu konuları Zonguldak’ta konuştuğunuz zaman bazen tartışmamayı yeğlersiniz.

Çünkü insanlar; farklı düşünen, farklı yorumlayanların sesine pek kulak vermek istemez.

CHP’de siyaset yapan veya CHP’ye gönül veren pek çok isimle bu konuları tartışamazsınız.

Çünkü iktidar faşisttir.

İktidar yolsuzlukların partisidir.

Suçlama, genelde tek yönlüdür.

Sen de öyle düşünmek zorundasındır.

“Ben nasıl iktidar olabilirim?”

“Ben neden iktidar olamıyorum?”

“Partimi iktidar yapmak için bana hangi görev düşüyor?” diye sormak pek akıllarına gelmez.

Hele hele bazıları vardır ki, zamanlarının tamamını iktidarı eleştirmek, iktidara destek olanları küçümsemekle geçirirler.

Zonguldak’ta Gazipaşa Caddesi’ne, Devrek’te meydana, Ereğli’de sahile, Çaycuma’da sokağa çıktığınızda bunları çok duyarsınız.

[*] [*] [*]

CHP’den umudunu kaybetmiş olan CHP’liler, Yunanistan’da kemer sıkma politikalarına karşı getirdiği eleştirilerle erken genel seçimlerden zaferle ayrılan radikal sol SYRİZA’ya umut bağlamış görünüyor.

Hatta ve hatta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, Yunanistan’dan esecek bir havaya kapılmış.

CHP tabanında yaratamadığı havayı Yunanistan’dan bekliyor.

CHP’yi istedikleri noktaya taşıyamayan taban, SYRİZA’dan medet umuyor.

[*] [*] [*]

Üniversite dünyasının yüzünü emeğe ve emekçiye dönmüş hocası, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Müftüoğlu, bu konularda Bülent Falakaoğlu’nun sorularını yanıtlamış.

Diyor ki Müftüoğlu:

“AKP’yi geriletmek, iktidardan alaşağı etmek üzerine kümelenme çağrıları yapılıyor.

Fakat bütün politikanın sadece AKP’nin geriletilmesi şeklinde ortaya konulması son derece yetersizdir.

Hele AKP gibi, 12 yıldır bütün seçimlerde oy oranlarını artırarak iktidarını sürdürmüş olan bir partinin karşısında...
AKP’nin karşısına böyle bir söylemle dikilmek yetersizliğin yanı sıra tehlikelidir de.
Çünkü, neredeyse seçmenin yarısının oyunu alan bir partiyi ‘alaşağı edeceğiz’ diye bir söylemle hareket etmek, AKP’ye oy vermiş olan kesimleri AKP’de daha da kilitleyecek, kenetlenmesine yol açacak bir sonuç doğurur.”

[*] [*] [*]

Devam ediyor Hoca:

“12 yıldır toplumu ekonomik ve sosyal açıdan son derece sıkıntıya sokan politikaların sahibi bir parti nasıl oluyor da, toplumun bu kadar desteğini alıyor?
Bu desteğin nedenlerini sormak ve bunun nedenler üzerinden topluma çözüm sunacak politikalar belirlemek.

Yani AKP’yi geriletmek yerine iktidar olmayı hedefe koymak.”

[*] [*] [*]

İktidarın sosyoekonomik tabanının nasıl şekillendiğini anlatıyor Hoca…

“Noveç’te değiliz, ‘Türkiye’de demokrasiyi hakim kılmak için AKP’nin otoritesini kırmalıyız, dolayısıyla onu geriletmeliyiz’ diye bir itiraz gelse...
Düz bir mantıkla bakıyorsanız.

Tüm bu problemlerin yaratıcısının AKP olduğunu düşünüyorsanız, AKP’nin gitmesiyle tüm bu problemler ortadan kalkar.

Bu problemlerin yaratıcısı AKP değildir.

AKP bu sorunları yaratan politikaların uygulayıcısıdır.

ANAP siyasi alandan uzaklaştı yerine ne geldi?

Tansu Çiller gitti, RP geldi. O gitti DSP, MHP, ANAP koalisyonu geldi.

Onlar gitti AKP geldi.

Siyaset; ‘şunu şuradan alalım, şunu şuraya koyalım’ meselesi değil. Toplumsal meseledir.

Toplumun en diplerine kadar uzanamadığınız, temel meselelerini algılayıp çözüm üretemediğiniz zaman o bununla koalisyon yapsın, onun yerine bu gelsin gibi bir düşünceyle hiçbir şekilde çözüm getiremezsiniz.

Vakit kaybı yaşarsınız.
Yüzde 80’i emekçi olan bir ülkede onları ikna etmek lazım…

Ona güven vermek lazım.”

[*] [*] [*]

Diyor ki Hoca:

“İktidar hedefi taşıyanların AKP’nin bu politikalarının tam karşısında bir programla ortaya çıkması gerekir.
Örneğin, CHP’nin farklı hiçbir alternatifi yok.

Hatırlarsınız, önceki seçimlerde CHP yoksullara 600 TL’lik ‘aile ücreti’ vaat etti.

Bu AKP’nin uyguladığı politikalarla AKP ile yarışmaya kalkmaktır.

Böyle yarışamazsınız.

O zaten bu politikaları halka indirmiş durumda
Siz bu politika ve söylemle halkın karşısına çıktığınız zaman AKP’yi daha da güçlendirirsiniz.

Seçmende şöyle bir algı oluşturursunuz:

Demek ki AKP’nin uyguladığı politikalar doğruymuş!

Alternatif politikalarla toplumun karşısına çıkamıyorsanız, bütün birliktelikler AKP’nin çok daha güçlü şekilde var olmasına yol açar.

Esas mesele toplumun alternatif olarak görebileceği politikalar üremek.”

[*] [*] [*]

Durum aslında bu kadar basit…

Her zaman söylediğimiz bir gerçek var.

İktidara kızmak çözüm değil.

Tabanı anlamayan bir CHP, yerel yönetimlerin iktidar olma yolundaki önemini anlamamış örgütler olduğu sürece CHP iktidar olamaz.

İktidara kızarak seçim kazanmak mümkün değil.

CHP’lilerin önce Özgür Müftüoğlu’nun ne demek istediğini anlaması gerekir.

Bu işler Sözcü okumakla olmuyor maalesef!