Zonguldak özelinde konuları yazıyoruz.
Sorunları yazıyoruz.
Dolayısıyla sorunların muhataplarını eleştiriyoruz.
Siyasetteki çöküşü yazıyoruz.
Bürokrasideki çöküşü yazıyoruz.
STK&8217;lardaki çöküşü yazıyoruz.
Üretimsizliği yazıyoruz.
Paylaşımsızlığı yazıyoruz.
Kısır kavgaları yazıyoruz.
Bu kentin önündeki engelleri yazıyoruz.
Geriye gidişe dikkat çekmeye çalışıyoruz.
Doğru tarafından anlayan oluyor.
Yanlış tarafından anlayan oluyor.
Okurlarımızla ve siyasetçilerle zaman zaman dertleşiyoruz.
Diyorlar ki:
&8220;Ya yerel medya, ya gazeteciler&8230;&8221;
Evet, bu kentin medyası da sorunun bir parçası...
Evet, biz gazeteciler de sorunların bir parçasıyız.
Bir kısmımız istemeden bu sorunların bir parçası olmak zorunda kalsak da, bir kısmımız sorunun bir parçası olmaya dünden gönüllüyüz.
Elbette demokratik zemindeki farklı görüş ve eleştiriler değil kast ettiğimiz.
Eleştirdiğimiz siyasetçiler gibi pek çoğumuz etiket derdinde.
Pek çoğumuz kimlik derdinde.
Üretmeden, paylaşmadan kazanma derdinde.
Ön teker nasıl giderse, arka teker öyle gider misali.
Bu nedenlerden dolayı da daha fazla ayağa düşmeye mahkum.
&8220;Şu-bu&8221; diye ayırt etmiyorum.
Hepimizin çıkarması gereken dersler var.
Ama bazıları inatla bunu kabul etmeyecektir.
İşte bu nedenle Zonguldak medyası, daha fazla ayağa düşecek.
Bu gidişle Zonguldak medyası, kalan inanılırlığını da kaybetmeye mahkum.
Güvenilirliğini kaybetmeye mahkum.
Kaldıysa eğer, samimiyetini kaybetmeye mahkum.
Keşke, herkesi eleştirirken, dönüp kendimize de biraz bakabilsek.
Keşke, o kadar asıp kestiğimiz kadar cesur olabilsek.
Keşke, mesleki kimliğimize değil, insanı kimliğimize sığınabilecek kadar erdemli olabilsek.
Boş lafla değil, işimizle konuşabilsek.
Puştlukla, yalanla, iftiralarımızla değil; haberlerimizin, yorumlarımızın doğruluğu ve yerindeliği ile gururlanabilsek.
Haber ve yorumlarımızın toplum lehine doğurduğu sonuçlarla gururlanmayı öğrenebilsek...
Karşı görüş ve önerilere tahammül edebildiğimiz için gururlanabilsek.
Başkasının işine değil, kendi işimizle ilgilenebilmeyi öğrenebilsek.
Bol kepçe atmak yerine biraz mütevazı olabilsek.
Biraz okuyan, araştıran, sorgulayan olabilsek&8230;
İşimizin yanında vicdani sorumluluğumuzu taşıyabilsek&8230;
Önce &8220;kasteci&8221; değil, önce &8220;insan&8221; olmayı öğrenebilsek.
Farklı düşünceleri demokratik bir ölçüde tartışabilme kültürü kazanabilsek&8230;
Sokaklarda, partilerde konuştuklarımızı yazabilecek kadar cesur olsak.
İsteyen üzerine alınsın.
İsteyen alınmasın.
Meselenin orasında değiliz.
Kesin olan bir şey var ki, Zonguldak medyası, genel anlamda çözümün değil, problemin parçası.
Deneyimli gazetecilerin, ağabeylerin kenara çekilmesi veya aramızdan ayrılmasıyla tablo daha da kötüye gidiyor.
Medya, kendi gerçeğini görmüyor, görmek istemiyor.
Hal böyle olunca, ne dip yapmış siyasete, ne de sorunlarla boğuşan kente beklenen katkıyı sunamıyor.
İşte duyarlı okurlarımızın, işte siyasetin duayen isimlerinin gözüyle Zonguldak medyasının son durumu.
Anlamak lazım.
Anlamaya çalışmak lazım.
Çünkü kendisi sorun olmuş medya; kentin, siyasetin sorunlarına derman olamaz.
Yolunu kaybetmiş, medya yol gösteremez.
Yazarımız Ali Kaya&8217;nın her yazısındaki bitişi cümlesinde olduğu gibi;
&8220;Bu tavanın tüm balıklarına esenlikler dilerim.&8221;
Örnek insan
Dün bedensel engelli Emin Özkan&8217;ın yaşam sevincine tanık olduk.
28 yıl önce maden ocağında geçirdiği iş kazası sonucu belden aşağısı felç olan 56 yaşındaki Emin Özkan, 3 yıldır akülü aracıyla sokaklarda gezerek engelliler için kapak topluyor.
Özkan, "Ben 4 duvar arasında çok yaşadım. Şimdi akülü arabayla gezebiliyorum.
Bu imkana sahip olmayanlar var.
Kapak toplayarak onlara yardımcı olmayı istedim" diyor.
Ne diyelim?
Günün en güzel, en anlamlı, en pozitif mesajların biriydi.
Toplumun böyle duyarlı insanlara daha fazla ihtiyacı var.
Emin Özkan&8217;ı kutluyor, verdiği mücadelesinin yan gelip yatan herkese örnek olmasını temenni ediyoruz.
Zonguldak Barosu Avukatlarından Yılmaz Gürda, beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi.
Bir ayrılık vakti daha gelmişti.
Zonguldak Baro Başkanı İbrahim Kerem Ertem, okuduğu Özdemir Asaf şiiriyle her şeyi özetlemişti.
İnsanlar ağladı, gözyaşlarına saklandı.
Gürda&8217;ya Allah&8217;tan rahmet ailesi ve dostlarına sabır diliyoruz.
İşte Ertem&8217;in okuduğu o şiir:
Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.
Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.
Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.
Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.
Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.
Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlerle yaşar kalır o.
Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.