Türkiye hızla referanduma gidiyor. Söylemler sertleşiyor, sinirler geriliyor.
Sandıktan çıkacak sonuç üzerine tartışmalar sürüyor.
Bana göre sandıktan "Evet" çıkacak. Ama tartışma sona ermeyecek.
"Hayır çıkarsa"yı düşünmek bile istemiyorum zaten!
Muhalefetin nasıl sertleşeceğini, buna karşılık AK Parti ve Cumhurbaşkanının göstereceği refleksi sanırım siz de tahmin ediyorsunuz.
"Evet" çıkarsa, sonbaharda seçim olur sanıyorum.
Seçime iki yıl var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yetkilerini kullanmak için iki yıl niye beklesin?
16 Nisan'da sandıktan "Evet" çıkarsa, teşkilatlar kongrelerini seri bir şekilde tamamlar.
Teşkilatlardaki FETÖ artıkları temizlenir.
Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı olur.
Sonbaharda seçim olur. Yepyeni bir kadro ile yola devam edilir.
Zonguldak, genel seçime bu kadro ile gitmez.
Birinci sıradan seçilip meclise giden ve Zonguldak'a büyük hayal kırıklığı yaşatan Hüseyin Özbakır asla aday gösterilmez.
Özcan Ulupınar ve Faruk Çaturoğlu'nun durumu, birinci sıradan aday gösterilecek isme göre şekillenir.
Senet ile seçimin süresi çabuk geçer.
Bekleyip görelim...
Kendini övmekten iş yapmaya fırsat bulamıyor!
Danışmanın biri, günlerdir Zonguldak'ta kapı kapı gezip bizi anlatıyormuş.
Girdiği yerden çıktığı anda arıyor, anlatıyorlar:
"Biz böyle bir danışman görmedik. Oturduğu andan kalkıncaya kadar kendini anlatıyor. Sülalesini anlatıyor. Sanırsın ki milletvekili o. Her şeyi o yapıyor."
Bu bir şey mi? Ankara'ya sorununu çözmeye giden vatandaşa, "Bunlar küçük işler. O işlere filanca bey bakıyor" deyip vatandaşı başka milletvekiline yönlendiriyormuş.
"Küçük mesele" dediği, avanta çıkmayacak işler!
Görüyorsunuz değil mi, sevgili Zonguldaklılar?
Siyaset tarihinde böylesi bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz.
Kendini övmekten iş yapmaya fırsat bulamıyor.
O kadar hava atıyor, ama Cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından Valilik binasına alınmıyor.
Cumhurbaşkanlığı koruma polisleri, o kadar tecrübeli ki, bakınca adamın ne mal olduğunu anlıyorlar!
Bizimkiler de anlayacak, ama biraz zaman geçiyor!
Önce Türkçeyi öğrenin!
Bazıları merak edip soruyor, "Pusula bu gücü nereden buluyor?" diye.
Pusula, Zonguldak'ın en çok okunan gazetesi...
İnternet sitesi, en çok takip edilen sitesi...
Gücünü okurundan alıyor yani.
Bir de medya takip merkezlerine akredite bir gazetedir, Pusula...
Haberi internete attığımızda tüm siyasi partilerin genel merkezine "şak" diye düşer, Pusula...
Mesela, AK Parti Genel Merkezi'nin birinci sırada takip ettiği gazetedir, Pusula...
Mesela, MHP Genel Merkezi'nin birinci sırada takip ettiği gazetedir, Pusula...
CHP'nin sırasını bilmiyorum, ama takip edildiğimizi biliyorum mesela!
Dolayısıyla Zonguldak'ın etkin yayın organının adıdır, Pusula...
Sahibi olmak bir yana, Pusula'da yazmak büyük keyif veriyor bana!
O yüzden bazı gazeteciler, "Ali Rıza'nın yazdığı ciddiye alınıyor da, biz niye ciddiye alınmıyoruz?" türünden yazılar yazabiliyorlar, utanmadan, sıkılmadan.
Bu kadar güçlü bir yayının, istihbarat ağı da o denli geniş oluyor.
O nedenle özel haber sayımız fazladır.
O nedenle sıcak haberde herkesten daha hızlıyız.
O nedenle kulis haberimiz fazladır.
Elimizde böyle bir güç olduğu için kimseyle zorla selfi yapıp, samimi pozlar vermeye çalışıp, kimlik arayışında olmayız.
Pusula; zaten başlı başına bir kimlik, başlı başına bir markadır.
Bize eleştiri getiren kişilerin önce Türkçeyi öğrenmeleri, sonra yazım kabiliyetlerini geliştirmeleri gerekir.
Sorarım size... "Gazeteciyim" diye geçinip 27 senede bir adım ilerleyemeyen biri, bizi nasıl eleştirir?
Lütfen elinizi vicdanınıza koyun!