İnsan tanıdığı, bildiği, sevdiği, saygı duyduğu birini kaybedince yakınını kaybetmiş gibi üzülüyor.
Avukat Şeref Yıldız&[#]8217;ın vefatı ben de bu hissi yarattı.
Şeref ağabeyi 1980&[#]8217;li yılların ikinci yarısından itibaren tanırım.
Gazeteciliğe başlamadan önce 4 yıl bir avukat bürosunda, kulakları çınlasın Orhan Kumaş&[#]8217;ın yanında çalıştım.
1985-89 yılları arasıydı.
Bir yandan Açık Öğretime devam ediyordum.
Bu arada askerliği de erteliyordum.
Avukat Orhan Kumaş&[#]8217;ın bürosu ile Şeref Yıldız&[#]8217;ın bürosu komşuydu.
Adliye&[#]8217;nin karşısındaki Eren Han&[#]8217;da aynı katta bulunuyordu.
İki avukat komşuluktan öte yakın arkadaş ve dosttu.
Üstelik aynı siyasi görüşe sahiplerdi, yani ikisi de sosyal demokrattı.
Biri DSP&[#]8217;de diğeri CHP&[#]8217;de siyaset yaptı.
Bu arkadaşlık Avukat Seyit Ahmet Varol ile birlikte daha da güçleniyordu.
Onun bürosu da aynı binadaydı.
O da SHP&[#]8217;de Merkez İlçe Başkanlığı yaptı.
Önce Ahmet ağabey gitti.
Avukat Seyit Ahmet Varol Aralık ayında soğuk bir kış günü vefat etti.
Emekli astsubay olduğu için cenazesi askeri törenle toprağa verildi.
Samsunlu idi ama Bartınlıdan daha Bartınlıydı.
Bartın&[#]8217;ı seviyor, memleketi olarak görüyordu.
Nitekim mezarı Samsun&[#]8217;da değil Halatçıyaması&[#]8217;ndadır.
Ahmet ağabeyin arkasından yanlış hatırlamıyorsam o dönemin Baro Başkanı Nilgün Saban güzel şeyler söylemişti.
Onun doğruluğuna, dürüstlüğüne, dik duruşuna vurgu yapmıştı.
Şeref ağabeyin arkasından bugün Baro Başkanı olarak görev yapan Kamil Altan konuştu.
Onun mesleğini onurlu, ilkeli, doğru ve dürüst bir şekilde yaptığını söyledi, bizim üzerimizde çok emeği ve hakkı var dedi.
Şeref Yıldız, 1991-95 arasında Bartın Milletvekilliği yapan, sonraki seçimlerde de aday olan ve 2002 seçimlerinde yaklaşık 500 gibi çok az bir oy farkıyla vekilliği kaçıran eski Sanayi Bakanı Hasan Akyol ile birlikte uzun süre aktif siyaset yaptı.
Siyaseti de avukatlığı gibi onurluydu, ilkeliydi.
Onu da doğru ve dürüst bir şekilde yaptı.
Öz ağabeyim gibi gördüğüm Avukat Orhan Kumaş&[#]8217;ın yanında 4 yılda çok şeyler öğrendim.
Orhan Kumaş Düzceli ve Abaza idi.
Geniş bir çevresi, çok seçkin müşterileri vardı.
O dönemde tanıdığım kişilerle benim de çevrem genişleyince daha sonra atıldığım gazetecilikte bunun çok faydasını gördüm.
89 gazeteciliğe başladığım, 91 askere gittiğim yıldır.
Ondan öncesi benim için sanki avukatlık stajı gibiydi.
4 yıl az bir zaman değil.
Bu süre içinde epey hukuki bilgiye sahip oldum.
Aynı zamanda yarım avukat sayılırım.
Bugüne kadar kazandığım üç tane tazminat davasında belki de bunun da etkisi olmuştur.
Bu arada üç avukatın da ortak özelliklerinden biri bizim meşhur Taşhan&[#]8217;ın müdavimi olmalarıydı.
Orhan Kumaş, uzun zamandır İstanbul&[#]8217;da
Orada avukatlık yapıyor.
Seyit Ahmet Varol ve Şeref Yıldız vefat etti.
Bartın üç değerli hukuk, sosyal yaşam ve siyaset adamını kaybetti.
Bu isimler müdavimi oldukları Taşhan&[#]8217;a da zenginlik katıyorlardı.
Dolayısıyla Taşhan da üç değerli isminden yoksun kaldı.
Orhan Kumaş&[#]8217;a buradan ailesiyle birlikte uzun ömürler, sağlık ve mutluluklar dilerim.
Seyit Ahmet Varol ve Şeref Yıldız nur içinde yatsın.
İkisinin de mekânları cennet olsun.
Sağlık çok önemli (II)
80&[#]8217;li yılların ikinci yarısından bahsettik.
Şimdi filmi biraz daha geri saralım ve 70&[#]8217;li yılların ilk yarısına gidelim.
1966 doğumluyum. Bahsi geçen yıllarda ilkokula gidiyordum. Yani çocukluk yıllarımdı.
Bizim çocukluğumuzda mahalle maçları çok meşhurdu.
Mahallede takımları oluşturur, sokağa kaleleri kurar, yol ortasında maç yapardık.
Gerek kendi aramızda olsun, gerekse başka mahallelerin takımları ile olsun maçlarımız kıran kırana geçer, oldukça çekişmeli ve iddialı olurdu.
Sokakta maç tehlikeli bir oyun gibi gözükse de o kadar değildi.
Çünkü eskiden, bundan 30-35 sene önce bu kadar araç yoktu.
O zamanlar Yalı&[#]8217;daki kereste fabrikalarından alınan çıtalar ve yakacak odunlar evlere öküz arabaları ile taşınırdı.
At arabaları ile nakliyecilik yapılırdı. Kentte nalbantlar vardı.
Sokaktan şimdi ki gibi vızır-vızır araç geçmezdi.
Şimdi insandan çok araç var.
Dolayısıyla sokakta değil maç yapmak yürümek, karşıdan karşıya geçmek bile çok tehlikeli.
O dönemlerde sokakta maç yapmanın ayrı bir tadı, heyecanı vardı.
Mahallemizdeki Atatürk İlköğretim Okulu&[#]8217;nun bahçesinde de (çimenlik alanda) top oynardık.
Bartınspor&[#]8217;un emektar kaptanı Ferruh Yücel de bizim orada okul bahçesinden ve mahalle maçlarından yetişmiştir.
O da benim gibi zirvede olduğu dönemde fırsatları değerlendiremedi.
Yanlış hatırlamıyorsam o zaman 1. ligde olan Bolu&[#]8217;nun yanı sıra Beşiktaş Kulübü de kendisine talip olmuş, ama o da benim gibi Bartın&[#]8217;ı bırakıp gidememişti.
Ne varsa bu Bartın&[#]8217;da, bir kalan pişman bir de kalmayan.
Okul bahçesi ve sokak maçlarının yanı sıra bir de yakınımızdaki Tarla sokağına gider, şu anda üzerinde yüzlerce bina bulunan boş araziye yayılır, burada futbol sahası niyetine sere serpe maç yapardık.
Ama ne okuldaki ne de tarladaki maçlarımız sokaktaki maçlarımızın tadını vermezdi.
İşte bu maçlardan birinde bacağıma aldığım bir darbe ile hastanelik olmuştum.
Kaval kemiğime gelen darbe Isparta Eğirdir&[#]8217;de bulunan meşhur Kemik Hastalıkları Hastanesi&[#]8217;nde üç ay içinde üç tane ameliyat geçirmeme neden oldu.
Kemikteki arızalı parça kesilerek alındı, yerine zaman içinde kendiliğinden doğal bir kemik oluştu.
O zamanlar ilkokuldayım ve bu yüzden okulumdan epey bir süre ayrı kaldım.
İşte o zamandan bu zamana doktor nedir, hastane nedir bilmiyordum.
Taaki geçen yıla kadar. Şikayetim sindirim sistemindeydi.
Gel de gördüğün yanlışlıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri, terbiyesizlikleri, yüzsüzlükleri, karaktersizlikleri sindir, hazmet.
Buna sindirim sistemi mi dayanır.
Aile hekimine başvurdum, ilaç tedavisi uyguladım.
Bu yıla bronşitle başladım. 47 yaşında bu hastalıkla tanıştım.
İki hafta önce yakama yapışan bu hastalığı geçen hafta size &[#]8220;sağlık çok önemli&[#]8221; başlıklı yazıyla anlatmıştım.
Serum ve iğne destekli tedavim sonuç verdi.
Geçen cumartesi günü beni muayene edip ilaç tedavisi ile iyileşmemi sağlayan Ak Tıp&[#]8217;ta görevli doktorum Ali Yılmaz&[#]8217;ın kontrolünden geçtim.
Sırtımı dinledi, kan değerlerime baktı. Hastalığı yenmişsin dedi.
Halsizlik ve gribal şikayetler nedeniyle iki ilaç daha yazdı ve bol su iç, soğuktan korun ve terleyince üzerinde kurumamasına dikkat et gibi bazı tavsiyelerde bulundu.
Bu yaşıma geldim, öyle çok fazla doktor nedir bilmiyorum.
İki hafta önce geçirdiğim bronşitten kurtulmamı sağlayanın iğneler olduğunu adım gibi biliyorum.
Doktorumun yazdığı 10 iğneden ilk etapta 6 tanesi yaptırdım.
Diğer ilaçlarım da bu sırada bitti. Kendimi iyi hissetmeye başlayınca nasıl olsa iyileştim düşüncesiyle kalan 4 iğneyi yaptırmadım.
Birkaç gün geçmedi, hastalık geri geldi.
Ben de mecburen kalan iğneleri yaptırmaya devam ettim.
İğneler ne zaman 10&[#]8217;da 10 oldu, rahat nefes aldım, bronşitin neden olduğu şikayetler kayboldu, hastalık gitti.
Demek ki ilaçları düzenli kullanmak lazımmış
Doktor 6 tane iğne vermemiş ki 6&[#]8217;da bırakıyorsun.
10 tane vermiş, 10&[#]8217;unu da olacaksın.
Sadece iğne değil aynı şekilde verilen ilaçların hepsini tamamen iyileşinceye kadar kullanmak gerekiyor.
Buradan alınacak ders budur.
Aman ha siz siz olun doktorun verdiği ilaçları mutlaka düzenli bir şekilde kullanın.
Sağlığınıza dikkat edin.