Dün bir yağmur yağdı, Zonguldak güllük gülistanlık oldu.

Rögarların dolu olmasına rağmen, yağmur suları sokakları dereye dönüştürdü.

Oluşan manzarada vatandaşlar, &[#]8220;Oh ne güzel. Ayaklarımız ıslandı da, serinledik&[#]8221; dediler.

Hatta hortumlarla denizden alınan suyun kentin üzerine yağması, &[#]8220;Şehir kokmuştu. Tuzlu suyla yıkandı. Yüce Rabbim her şeyimizi düşünüyor&[#]8221; yorumlarına yol açtı.

Yağmur yağınca, yollardaki çukurlar da suyla doldu.

Derelerin pislikleri limana aktı, ama o da bambaşka bir görüntü oluşturdu.

Sanatsal bir tablo gibi yansıdı fotoğraf karelerine.

Kaldırımlarda yürüyen vatandaşların keyfine diyecek yoktu.

Oynak kaldırım taşlarının altındaki sular yukarıya doğru sıçradıkça, çocukluklarına gitti vatandaşlar.

Hatta bilgisayardaki &[#]8220;mayın tarlası&[#]8221;na döndü olay.

Bastığın taş oynuyorsa, üstün ıslanıyor, kaybediyor.

Sağlam taşa basan kazanıyordu.

Sonra güneş açtı.

Sular çekildi.

Kentin bütün çirkinliği ortaya çıktı.

Şehir merkezinde gaz istasyonu olur mu?

Günlerdir yazıyoruz.

Ama dinleyen yok.

Zonguldak ve Kozlu&[#]8217;da şehir merkezinde gaz istasyonu var.

Ama yetkililerden hiçbir ses yok.

Eskiden belediyeler büfe ihale ederdi.

Büfeyi alan kişi, birkaç sene geçmeden orayı markete çevirirdi.

Buna örnek istiyorsanız, şehir merkezinde gezmeniz yeterdi.

Şimdi gaz istasyonları büyüyor.

Konut imarlı arazi önce gaz istasyonuna dönüşüyor.

Sonra &[#]8220;madem gazı verdik, akaryakıt da olsun&[#]8221; denilerek yeniden bir değişim yaşanıyor.

Biz de böyle izliyoruz.

Sorumlu, suçlu aramıyoruz.

Çünkü bu olayların tek suçlusu konuları gündeme taşıyan basındır.

Mesela adam halkın geçtiği bir yolu kapatıp, kendi adına ruhsatlandırabilir.

Herkes bilir, ama bir şey demez.

Biz niye yazarız ki?

Kıssadan Hisse: Küçük istavritin öyküsü

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye, önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildi yukarıya... Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi acep gökyüzü.

Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu...

"Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu, küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu. İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına. Bir an öylece baka kaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, &[#]8220;Neden yaptın bunu niye?"

Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye...

(Alıntıdır&[#]8230;)

Günün Sözü:

Yasalar bal arısını mahkûm eder, eşek arısını beraat ettirir.

İskoç Atasözü