Biliyorsunuz birkaç ay önce GDO´lu ürünlerle ilgili bir tartışma çıkmıştı.
Hükümet konuyla ilgili yasal düzenleme yaptı ve ülkemize GDO´lu ürün girişini sınırladı.
Ama bölgemizde yıllardır GDO´su bozuk siyasetçiler var. Ama asıl tehlikeli olan, sonradan GDO´su bozulan siyasetçiler.
Bunlara ayar yapmak daha zor.
Bazı değerleri mutasyona uğrayan siyasetçiyi, yeniden bölgesi ve ülkesine hizmet eder hale getirmek çok zor oluyor.
Bir de dün bir çok yayın organında yer alan haber dikkatimi çekti. Bir kadın, gündüz sevgilisiyle birlikte olmuş, akşam da kocasıyla. Ve kadın hamile kalmış, ikizleri olmuş. Çocuklardan birisi sevgiliye, diğeri kocaya ait.
Türkiye´de şimdiye kadar bu tür 8 vaka görülmüş.
Bazı siyasetçiler de böyle. Gündüz başkalarıyla oluyor, akşam başkalarıyla.
Ortaya çıkan siyaset de gördüğünüz gibi oluyor. Kentini değil, kendini düşünen siyasetçiler yüzünden geri gidiyoruz.
Sorunun çözümü doğru siyasetçileri tespitte.
Seçmen gibi bazen biz de yanlış yapıyoruz.
GDO´su bozuk siyasetçileri ayıramıyoruz.
En büyük dileğimiz ne yaptığını, ne konuştuğunu bilen, nüfus kağıdını cebinde taşıyabilen siyasetçilerin çoğalması.


Meslek hastalığı meselesi

Böyle bir rezillik olur mu?
TTK´nın en büyük zararı işçilik giderleri, bir de meslek hastalığıymış.
Madende çalışan gariban Zonguldak köylüsünün ciğerleri parçalanıyor.
Emekli olduktan sonra gidip hakkını arıyor.
Ama kurumu yönetenler ve bazı çevreler "TTK´yı zarara uğratıyorlar" diye politika yapıyorlar.
Bu sözleri TTK Genel Müdürü Burhan İnan´ın ağzından duymak da kötü.
Kurumun Genel Müdürü&8217;nün görevi, çalışanlarının sağlığını korumaktır.
Çalışanı hasta etmeyin, çalışırken gaz maskesi taktırın, tazminat da ödemeyin.
Maden ocaklarında ciğerlerini çürütmüş bir babanın oğluyum ben.
Doktorlar "Amca senin ciğerlerin gitmiş" demeseler işin peşine düşmeyecek bir babanın oğluyum. Göğüs Hastalıkları Hastanesi´nde ara ara tedavi gören ve "Her şey tamam da şu öksürüğü kesemediler" diyen bir babanın oğluyum.
TTK´yı yönetenler saltanatlarından az biraz fedakarlık yapsalar, ihalelerde işi biraz sıkı tutsalar, kaçak kömür ocaklarının önüne geçseler, buradan gelen paralarla da madenlerde ömrünü çürüten insanların tazminatlarını ödeseler.
Kurum zarar mı eder, kar mı?
Gariban Zonguldak köylüsünü zorla ocaklara sokup köle gibi çalıştıran, sonra da maden hastalığı yüzünden tazminat ödemekten kaçak zihniyeti kınıyorum.
Yurt dışından hiç kullanılmayacak makineleri alarak kurumun depolarında çürüten yöneticilerin, madenlerde ciğerlerini çürüten insanları hor görmesi, aldıkları paraya göz dikmesi ayıp değil mi?