Başlığın sadece mecazi anlamda kalmasını ne kadar isterdim, birbirinden değerli iki eğitimcimizi kaybetmenin vermiş olduğu boşluk ve özlemi, emeklerinin boşa gitmemesini ne kadar isterdim. Başöğretmenimiz ve onların öğrencilerinin çabaları ve şimdiki gelinen nokta. Sıkılmadan yazımın sonuna kadar okumanızı temenni ederim.


PAKİZE VE DURSUN BAŞÇELİK…

Zonguldak’ta beden eğitimi ve spor tarihinin duayeni olan iki ismi anmadan geçemeyiz. Pakize Başçelik, Dursun Başçelik çifti. Bir döneme ismini altın harflerle yazdıran iki renkli sima... Dursun Başçelik 1939’da Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. Pakize hanım 1938’de Mersin’in Tarsus ilçesinde dünyaya geldi. İki değerli beden eğitimi öğrenmeninin hayatları Gazi Üniversitesi, Spor Yüksel Okulu’nda kesişti. Aynı bölümde, aynı zamanda, aynı sınıfta ve hatta aynı sıralarda okudular.1962-63 öğretim sezonunda beraber mezun oldular. İlk görev yerlerini nerede yapacaklarına karar verirken İstanbul’a yakın bir şehir olması dolayısıyla tercih sıralamasında Zonguldak ilini ilk sıraya yazdılar. Kuradan Zonguldak çıktı. Zonguldak, daha sonra dalında başarılı iki değerli spor adamı ve öğretmenini kazandığını anlayacaktı. Zonguldak’a geldiklerinde bir yakınları vasıtasıyla Mehmet Çelikel Lisesi’nin beden eğitimi öğretmeni Can Polat Pamay’la tanıştılar. Dursun Başçelik Erkek Sanat Enstitüsü, Pakize hanım ise Zonguldak Kız Öğretmen Okulunda göreve başladı. Geldikleri yıl olan 1963’de Zonguldak’ta yapılan nikah töreniyle dünya evine girdiler.
Yıl 1964, Zonguldak’ta beden eğitimi öğretmenliği yanında, üç tane spor adamı var. Can Polat Pamay (Bkz.Mehmet Çelikel High School), Dursun Başçelik ve Pakize Başçelik. Takım ruhunu oluşturan ve sporun dallarının Zonguldak’ta gelişmesini sağlayan üç isim.


Pakize Öğretmen ilk görev yeri Zonguldak Kız öğretmen Okulu’ndan sonra eşinin görev yaptığı Erkek Sanat Enstitüsü’ne tayin oldu. Bu iki ismin spor müsabakalarında ve özellikle okullarda sporun alt yapısının oluşmasında çok önemli bir görev üstlendiler. Her yıl beden eğitimi dersi öğretmenlerinin sorumluluğu altında hazırlanan ve aylar önceden başlayan çalışma ve kareografiyi 19 Mayıs spor bayramlarında hayata geçirdiler. Hınca hınç dolu tribünlerden bayramı izleyen halk, öğretmenlerimizin yaşadığı heyecan ve koşuşturmayı coşkulu alkışlarla mükafatlandırıyordu. Milli bayramlardaki heyecan özel hayatlarımızı terbiye ediyordu. 19 Mayıs Spor Bayramlarına yaptıkları katkılar halen bugün bile gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçiyor.


Pakize Öğretmen 1983 yılında emekli olduğunda son dönemlerinde görev yaptığı Merkez Halk Eğitim Okulu müdüresi idi. Dursun öğretmen ise 2000 yılında, emekli olacağı gün, Deniz Kulübü’nde emekli öğretmenler için düzenlenen bir akşam yemeği sırasında kalp krizi geçirerek aramızdan ayrıldı. Trajik ve ani ölümü Zonguldak’ta şok etkisi yapmış eğitim ve spor camiasını yasa boğmuştu. Bu ölüm hayat arkadaşı Pakize öğretmeninde sosyal yaşamdan, hatta yaşamdan kopmasına bir nevi neden olmuş, köşesine çekilip sessiz bir yaşam sürmüştü, kısa bir süre önce, 11 Mayıs 2016 tarihinde İzmir’de hayata gözlerini yummuş, Zonguldak’a getirilerek asri mezarlığındaki hayat arkadaşı Dursun öğretmenin yanına defnedilmiştir.
İyi olan hatırlanır kötü olan unutulur. 24 Kasım 2001 yılında Zonguldak valiliği tarafından emektar öğretmen Dursun Başçelik adına, eğitim tarihine yaptığı hizmetlerden dolayı plaket töreni düzenlenmiş. Plaketi Dursun öğretmen adına eşi Pakize Başçelik teslim almıştır. 36 yıl hizmet verdiği okulunun spor salonuna da 2002 yılında ismini yaşatmak için ‘DURSUN BAŞÇELİK SPOR SALONU’ adı verilmiştir.


Zonguldak onları çok özlüyor. ‘Burçak’ isminde bir erkek çocuğu sahibi örnek gösterilecek bir evlilik ve geride bıraktıkları hatıralar, bayramlarda ve özel günlerde ki lider ve heyecanlı koşuşturmaları unutulmayacak. İkamet ettikleri, Baklaya caddesi Güven evlerdeki yola bakan küçük bahçeli evlerinde balkon sohbetleri yoldan gelip geçen insanların hafızalarında dün gibi…
Aklıma gelen eski beden eğitimi öğretmenlerini de anmadan geçmek istemiyorum Burhan Özkan, Hüseyin Kolay, Muzaffer Akyol, Kamuran Kuşan, Erdoğan Özarman, Hatice Yıldırım, Hüseyin Akcoşkun, Namık Kurt ve Yüksel Tatar Onları, o yılları anıyoruz, arıyoruz..


ESKİ GÜNLERDE…

Bilindiği gibi milli bayramlar birlik ve beraberliklerimizi pekiştirdiğimiz özel günlerdir. Yıllar önce 19 Mayıs kutlamaları coşkulu törenlerle kutlanırdı. Aylar öncesinden kutlama gösterileri için hazırlıklar yapılır, öğrencilerin gösterileri ise nefes keserdi.
Hatırlıyorum da çocukluğumda bu bayramlar başka bir güzeldi. Her taraftan, her evin penceresinden bayraklar sallanır, rüzgarda dalgalanmaya bırakılırdı. Temiz ve yeni elbiselerimizi giyer, öyle dışarı çıkardık bayrama gittikten sonra sokakta bile temiz elbiselerle oynardık.


Geceleri fener alayları düzenlenir, bandolar caddelerde gösteriler yapardı. Limandaki römorkörler ve gemiler ışıklandırılır, meşalelerle donatılırdı. Tüm mahalle toplaşır, seyretmeye giderdik. Uçaklar, jetler hava şovlarıyla yüreklerimizi kabartırdı.
Artık bakıyorum da pencerelerden tek tük bayrak sallanıyor. Eski 3-4 katlı binaların yerini alan o koca beton yığınlarında ise hayat namına bir şey yok.

Ne olursa olsun, ne değişirse değişsin bu bayramlar bizim, hepimizin. Eğer bu vatan toprakları üzerinde hür yaşıyorsak 23 Nisanlar, 19 Mayıslar sayesinde, bu günleri bize hediye eden şehitlerimiz sayesinde olmuştur.



Ne yazık ki her bayram, bir öncekini aratır oldu.
Peki neden şimdi milli bayramların eski tadı ve neşesi yok?

Yoksa Mustafa Kemal 19 mayısta Samsun’a çıkıp daha sonra bayram ilan etmekle hatamı yaptı?

EVET, MUSTAFA KEMAL HATA YAPTI…!!!

– Bandırma vapuru hazır mı arkadaşlar?
– İyisi mi erteleyelim Kemal abi…
– Nasıl yani?
– Güzel abim, yarın öbür gün çoluk çocuk üşür 19 Mayıs’ta… Başka mevsimde kurtar memleketi.
– Ağustosu mu beklesek?
– Çok sıcak olur be… Vıcık vıcık ter, üstüne soğuk gazoz mazoz, maazallah bademcikleri şişer.
– Temmuzda gidelim bari.
– Canım abim, işin mi yok, yok sanayiydi, yok atılımdı, yok harf inkilabı, yok kıyafet, milli eğitim falan kurucan, okul filan, kışın ders, yazın tatil, haziranda karneyi kapan anında vınn, yazın olmaz bu iş yani.
– Sömestrde gitsek…
– Aralığa çekelim…
– Kar yağar.
– Ocak da soğuk…
– Buz, buzz.
– Mart?
– Nevruz’dan haberin yok galiba, bakanlar valiler ateşten atlıycak, senle mi uğraşcaklar.
– Nisana alalım…
– Play-off var, statlar dolu, kutlama yapıcaz diye boşaltamayız, Lozan Antlaşması’na uysa bile, sözleşmeye aykırı olur, uefa’yla papaz oluruz valla.
– Eylülde gelsek…
– Yağmur yağar, ayaz da var, zatürree mi etçen çocukları.
– Ekim olsun hiç olmazsa…
– O hiç olmaz… Padişah efendimizi anıcaz, ayıp olur şimdi o tarihte burnunu sokup araya girmen.
– Kasım?
– Ölücen zaten, onu kutluycaz.
– E gitmeyeyim o zaman…
– E gitme tabii, otur oturduğun yerde, salla başını al maaşını, sen mi kurtarıcan memleketi.


19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI NEDİR?

19 Mayısın “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanması 20 Haziran 1938 gün ve 3466 sayılı yasa ile başlamıştır. 12 Eylül yönetiminin 7 Mart 1981’de çıkardığı bir yasa ile de bu ulusal bayramımızın adı, “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirilmiştir

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Bandırma vapuru ile milli mücadeleyi başlatmak için Samsun’a geldiği gündür. Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramı olarak yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır. 19 Mayıs’ta yurdumuzun her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar.


1914´de başlayan Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrıldı. Osmanlı ordusu ile bu savaşta birlikte olanlar yenilince Osmanlı’da yenilmiş sayıldı. Savaş sonunda Mondros Silah Bırakışması imzalandı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay’a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon’a; İtalyanlar Antalya’ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girdi. Böylece yurdumuz paylaşıldı. Ordularımız dağıtıldı, İstanbul Boğazı düşman gemileri ile doldu.


Memleketin düştüğü duruma üzülen ve bir şeyler yapmak gerektiğini düşünen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu’ya geçmeye karar verdiler. 16 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru’na binildi. Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Vatanın bağımsızlığı için bir ışık arayan Anadolu topraklarında Kemal Paşa ve arkadaşları sevinç gösterileri ile karşılandı.


Burada bir hafta kalan Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs günü Havza’ya geldi. Çalışmalarını burada da sürdürdü. Mustafa Kemal, Amasya’da yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırdı. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa’nın bu çalışmalarından hoşnut değildi. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a çağırdı. Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten çekildiğini bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına sade bir yurttaş olarak devam etti.

4 Eylül günü Sivas’a gitti. Sivas Kongresi’nde «Ya bağımsızlık, Ya ölüm» ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.


Mustafa Kemal Paşa Sivas’tan sonra Ankara’ya geldi 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi’ni topladı. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurdu. Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başladı. Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.

19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızdır.


19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk’ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında : «Ben 19 Mayıs’ta doğdum» demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk’ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.




Yardımcı kaynaklar…
Zonguldak Nostalji
zonguldaknostalji.com
okulsiirleri.com
İsmail Çevik
Yılmaz Özdil