Her şehirde böyle midir, merak ediyorum.

Zonguldak'ta bir partinin kurucular kurulunda görev alanlar, partinin sahibi gibi davranıyor.
'Ben bu partinin kurucusuyum' sözü bir süre sonra kartvizit halini alıyor.
Gazipaşa Caddesi'nde o kadar çok parti kurucusu var ki!
Elbette 'Başkan' da çok.
Elini sallasan başkana değiyor.
Parti başkanı, kulüp başkanı, dernek başkanı.
Başkanlık bir hastalık.
Koltuğa oturan kalkmak bilmiyor.
Bir 'Başkan'a bırakması için telkinde bulunuyordum.
'Daha iyi yapabilecek birini bulsan ben de bırakmak istiyorum" demişti.
Koltuğa oturan herkes, her şeyin iyisini, doğrusunu yaptığını düşünüyor.
Bırak, kötü yapsınlar. Senin iyiliğin ortaya çıksın. Sonra gelir biri senden daha iyi yapar.
Her zaman, koltuktan güç alan değil, koltuğa güç veren insanlar olsun istedim.
Ama zaten kendini güçlü hissedenlerin o koltuklara ihtiyaç duymadıklarını görüyoruz.
Kentini düşünenler, kendi yaptıkları işle bu katkıyı veriyorlar.
Ama kendini düşünenler, kent yönetimlerine talip olarak, hedeflerine yürüyorlar.
Bu görevler, manevi hazzın yanında maddi hazlar da yaşatıyor insanlara.
Ve iktidar kolay bırakılmıyor.
Dernek başkanları da böyle.
Belediye Başkanları da!
Milletvekilleri de!
Hastalık siyasete girdiğiniz, yani o beleş sıfatı aldığınız ilk gün başlıyor.
Bu sıfata değer katanlar da var elbet.
Lütfen kendiniz olun.
Nüfus kağıdınızla gurur duyun.
Başkalarının size eklediği sıfatlar, yüklediği iltifatlarla değil.

Ramazan yemekleri: Bakliyatgiller

Baklagiller pişirilmeden önce ıslatılır ve haşlanır. Bir gece önceden güzelce yıkayıp suya koyasınız. Sabaha kadar bekletirsiniz. Fasulyeler ve nohutlar tontiş tontiş olur.
Yeşil mercimeği önceden ıslatmaya gerek yok; onu direkt haşlarsın. Zaten beş dakikada pompiş pompiş oluverir.
Anladın mı pompiş!