ÇATES
satılacak.



Babalar
gibi satılacak.



Satılınca
ne olacak?



Ne
getirecek, ne götürecek?



Bundan
öncekiler nasıl satıldıysa, aynen öyle satılacak.



Ne
olacak satılınca?



Zonguldak’ın
üst düzey bir kamu yöneticisinin tabiriyle;



“Şapa oturacak
Zonguldak.”



Kimi
üzülecek.



Kimi
şapa oturanlara sevinecek.



Alın
size trajikomik bir Zonguldak gerçeği daha.



ÇATES
konusunda yaşanan muamma evlere şenlik.



ÇATES
gidince, özel sektör darbe yiyecek.



TTK
darbe yiyecek.



Bunlara
bağlı olarak sokak darbe yiyecek.



Başka
şeyler hortlayacak.



Bu
süreçte izlenen yol, zaten yol değildi.



Zaten
Çatalağzı’nın yolları taşlıydı.



Ama
şimdi bir kentin önüne taş konuluyor.



Bakıyorsunuz
sağa-sola, “var mı bir hareket?” diye…



Valla,
birkaç kişi dışında bir hareket göremiyoruz.



Onların
da daha yarı yolda birbirlerini satma çabaları manidar.



Kent
uyuyor.



Kimsenin
tınladığı falan yok.



Neyse
ki, bir grup işadamı harekete geçti de arayış hızlandı.



Bu
sütunlarda, bu gazetenin manşetinde çok yazdık bunları.



Çok
çağrılarda bulunduk.



ÇATES,
TTK’ya devredilseydi.



Zonguldak
ve bu kentin ekmeğini yiyen(!)ler bunun için birlik olabilseydi.



Samimi
olsalardı mesela…



Fena
mı olurdu?



Hadi
“özelleştirecekler” diyelim.



ÇATES’i
durup dururken neden Zonguldaklı yatırımcıya versinler?



Zonguldak
bunun için ne kadar çalıştı?



Ne
kadar samimi oldu?



ÇATES’e
mal veren birkaç madenci dışında çaba gösteren olmadı.



Hala
da yok.



Zonguldak
Ticaret ve Sanayi Odası ile Maden ve Enerji Sanayicileri İşadamları Derneği (MESİAD)
çatısı altında gösterilen çaba yalnız.



Nerede
bu kadar makyajı bozuk?



Lafa
gelince, bitiyoruz bu insanların söylemlerine…



Gevşek gevşek konuşmalarına…



İyi de, neredeler şimdi?



Elbet bir sebebi var.



Elbet sebepleri var.



Ama şimdi zaman, kimsenin birbirine afra-tafra yapma zamanı
değil.



Bu kent için el kadar bir çaba gösterme zamanı.



Bir de milletvekilleri var.



Tam beş kişi…



Sayalım hep birlikte.



Köksal Toptan…



Mehmet Haberal…



Ercan Candan…



Ali İhsan Köktürk…



Özcan Ulupınar…



Bazen gerçekten merak ediyoruz;



Böyle zamanda topa girmeyecekler ise, ne zaman girecekler?



Bu beşi bir araya gelip neden gidemiyorlar Başbakan’a?



Neden bu kenti kaderine terk ediyorlar?



Terk etmiyorlar, kaderimizi bağlıyorlar!



Özetle, ÇATES için hiçbir şey geç değil.



Ama süreci yönetmek isteyenlerin bu kafasıyla olmaz.



“O ocu, bu bucu”
derken, bakmışsınız kuş u-çu-ver-miş!



__







Çok zor…





Gazetecilik, olayların arkasını araştırmak için elbette
bilgi, belge toplar.



Bunu sözde veya gerçek suç örgütlerine yardım yataklık veya
iştirak olarak değerlendirmek, algılamak böyle süreçleri istediği gibi
yönetenlerin elinde.



Eskiden yazmak suçtu, şimdi bilmek de suç olabiliyor.



Takip etmek, izlemek, orada bulunmak da suça iştirak olarak
kabul edilebiliyor.



İşte buna en sıcak örnek.



Ergenekon’dan neden tutuklandığı anlaşılamayan, neden bu
kadar ceza aldığı anlaşılamayan isimlerden biriydi gazeteci Mustafa Balbay.



Anayasa Mahkemesi’nin açıklamasının ardından serbest
bırakıldı.



Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, yaşanan gelişme üzerine
memnuniyetini de, endişelerini de bir açıklamayla paylaştı.



Denildi ki:



“Gazeteci, Milletvekili Mustafa Balbay’ın
serbest bırakılmasını Türkiye’nin evrensel hukukun uygulandığı bir ülke olması
için umut verici bir adım olarak görüyor ve sevinçle karşılıyoruz.

Türkiye’de halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazeteciler yıllardır
Türkiye’de özel yetkili mahkemelerin verdiği kararlarla cezaevlerinde
tutuluyorlar.



Terör örgütü üyesi
olmakla yargılanıyorlar.

Mustafa Balbay’ın serbest bırakılması kararının cezaevindeki uzun süredir
tutuklu bulunan 62 gazeteci meslektaşımız ve aynı durumdaki tüm yurttaşlar için
de örnek teşkil etmesini diliyoruz.

Türkiye’nin evrensel hukuk ilkelerinin uygulandığı çağdaş demokratik bir ülke
haline gelebilmesi için yasalardaki sorunlu maddelerin iyileştirilmesini, özel
yetkili mahkemelerin kaldırılması ve basın ve ifade özgürlüğünün korunması
gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.”



Bunlar olur mu?



Çok zor…



Karşıt görüşleri canı istediği gibi susturmak isteyenlerin
bu çabaları karşısında çok zor...



Hukukun bu kadar elastik edildiği ve edilebildiği bir ülkede
çok zor…



Balbay bunları daha iyi anlatacaktır.



Bu kafa ile Balbaylar çıkar, tam tersi isimler içeri
tıkılır!





En iyi dost kimdir?





İnsan, hayatında en iyi dostları arar.



Dostlarını kendisi gibi düşünenlerden seçer.



Sokak edebiyatı şöyle diyor:



“En iyi dost; yüzüne
kötü söyleyip, arkandan iyi konuşandır.”



Bunca insanın, bunca eski arkadaşların, bunca eski dostların
sonrasında içine düştükleri durumu görünce üzülüyoruz.



Bu nedenle insan ilişkilerinde herkesin bir parça bu sözden
yararlanması gerekiyor.



Mesaj kimseye değil, ama alınmak isteyen varsa alınabilir
de!



Sorun yok.





Hulusi Yavuz…





Sevilen isimdi “Kaleci
Hulusi”…



Hoca Hulusi Yavuz…



Heyecanından kelimelerin canını çıkartıverirdi kimi zaman
anlatırken.



Dolu dolu bir isimdi.



Futbol, hayat biçimiydi.



Tüm yaşanmışlıkların gölgesinde huzur içinde yaşlanmak
istiyordu.



Ama beklediğinden hızlı aktı vakit.



Tuttuğunu kurtardı, tutamadığını yedi ömür boyu.



Kader maçıydı dün.



Son gölünü de yedi hayatın.



Acılara, üzüntüye boğdu kentin futbol mazisini.



Mekanı cennet olsun