AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım’ı ziyaret etmiş. Devrek’teki tabur arazisinin akıbetini sormuş. Ne işin var senin orada? Yoksa bir tutuklunun işini çözmeye mi gittin? Sen ki milletvekilisin. Adalet Bakanı dururken, Genel Müdür’le neyi görüşüyorsun? Bizim tanıdığımız Milletvekilleri; Veysel Atasoy, Ömer Barutçu, Zeki Çakan, Köksal Toptan öyle yapmazdı. Bakanı arayıp, “Bu işi şöyle yapmamız lazım. Bunun başka yolu yok” derlerdi. Genel Müdürlere ise, talimat verirlerdi. Zonguldak’ta siyasetin düştüğü duruma bak. Biz AK Parti Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan’ı arıyoruz. Tatildeyken bile anında ulaşıyoruz. Ama Özcan Ulupınar’a TBMM’deyken bile ulaşamıyoruz. Telefona danışmanlar bakıyor. Sanki biz milletvekili değil, danışman seçtik! Bari onları düzgün seçseydin Cemil Amca…

Kriter sayısı 5’e çıktı…

Hani, AK Parti Devrek Milletvekili Özcan Ulupınar, televizyona çıkıp Devrek Belediye Başkan adayıyla ilgili 3 kriter açıklamıştı ya. Şimdi bu sayıyı 5’e çıkartmış. Bölge Haber Gazetesi Sahibi İbrahim Tığ’a söylemiş. Bana söyleyeceğini düşünerek.

Önce ilk üç şarta bakalım:

1- Kültürlü, tahsilli olmalı, kendisinin ve ailesinin üzerinde zerre kadar leke olmamalı, makam ve mevkiyi para için değil, halka hizmet için kullanmalı…

2- AK Partili bir belediye başkanı içki içmeyecek, kumar oynamayacak!

3- Yurtdışında yaşayan hemşehrilerimize ‘Almancılar’ demeyecek, ‘Gurbetçi Kardeşlerimiz’ diyecek!..

Şimdi de son iki şarta bakalım:

4- İyi yüzme bilecek…

5- Futboldan anlayacak…

Sanki Devrek, olimpiyatlara ev sahipliği yapacak? Neyse… Ben de üşenmedim Devrek Belediye Başkanı Mustafa Semerci hakkında küçük bir araştırma yaptım. Meğer Mustafa Başkan, çok iyi yüzme biliyormuş. Üstelik gençliğinde futbol da oynamış. Kaleyi gördüğü yerden vuruyor, topu 90’a takıyormuş…

Ben de milletvekili olabilmek için kriterler belirledim…

Önümüzdeki günlerde açıklayacağım…

Kıssadan Hisse: 60 saniye…

Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği, onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken, küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum. "O, benim dert ağacım" dedi ve devam etti: "Elimde olmadan, işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki, o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken, o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum."

Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir. (Alıntı)

Günün Sözü:

Gençler, ihtiyarların aptal olduklarını sanırlar, ama ihtiyarlar, gençlerin aptal olduklarını bilirler.

Chapman