Büyüklerimiz;



“Nasipsiz dayak bile
yenmez”
der.



Gerçekten böyledir, ama insanoğlu bunu anlayamaz.



İnsanoğlu, bazen gerçekten hak etmediği şeyleri ister.



Hak etmediği şeyleri hak ettiğine inanarak şartları çok
zorlar.



Amacına ulaşamazsa, önce en yakında bulunanlarla kötü olur.



Bizde böyle örnekler çok fazla.



Özellikle de siyasette ve ticarette.



Üretmeden, paylaşmadan, sosyalleşmeden, fedakarlık yapmadan
bir yere “baş” olmak isteyen ne çok örnek
var.



Onlara tavsiyemiz, önce görevlerini yapmaları.



Gerisi nasip.



Herkes görevinin gereğini yaptığında o nasip gelir, onları
bulur.



Gazeteci dostumuz Şükrü Kanber’in paylaştığı hikaye ise,
bunun en güzel özeti.



Hikaye şöyle:



“Eski zamanlarda,
Semerkand’da bir semerci ustası, oğluyla beraber hem semer yapar, hem de
eskiyen semerleri tamir eder, baba-oğul hayatlarını böylece devam ettirir,
giderlermiş.



Semerci ustası,
mesleğinin alametlerinden olacak ki; çalışırken üzerinde oturduğu koltuğunu da
semerden yapmış.



Bu semerin gizli bir
bölmesini de para kasası olarak kullanmaktaymış. Fakat semerde kasa olduğunu
oğlu bile bilmezmiş.



Gel zaman, git zaman,
çalışılır, kazanılır, paralar bu kasada biriktirilirmiş. Olacak bu ya, baba
tüccarın bir aylığına Semerkand’dan ayrılması icap etmiş. Depodaki semerleri ve
dükkânı oğluna emanet etmiş baba tüccar. Seyahate çıkmadan önce de oğluna,
kendi kullandığı semerin asla satılmamasını sıkı sıkı tembihlemiş. Babası
yokken oğul, babasının tembihlediği semerin haricindeki bütün semerleri satmış.



Fakat bir akşam,
yolcunun biri gelmiş ve semer almak istemiş. Adamın ısrarlarına dayanamayan
oğul, biraz da kâr ederim düşüncesiyle 10 akçe olan semeri 30 akçeye
satıvermiş.



Baba tüccar,
seyahatten döndüğünde semerden yapma koltuğunun olmadığını görünce koltuğunun
nerede olduğunu sormuş. Oğul, satmak zorunda kaldığını, ama üç katı kâr
ettiğini heyecanla söyleyince, babası şaşkına dönmüş. Kimseye bir şey söylemese
de için için yanmaya başlayan baba, işi gücü bırakmış, Semerkand, Buhara,
gezmedik yer, uğramadık han bırakmamış; ama ne çare ki semerini bulamamış.



Tüccarın kaç ay, kaç
yıl gezdiği bilinmez. Ama yorulduğu belli ki şu beyit dökülmüş dilinden:



Dizimde kalmadı takat nasip arayı arayı,



Dolandırdı bizi kısmet, Semerkand’ı, Buhara’yı.



Semeri bulamayacağına
kanaat getiren baba, eve dönerek işe koyulmuş. Semer satmaya ve tamir etmeye
devam etmiş.



Gel zaman, git zaman,
bir semer eskitecek kadar vakit geçmiş…



Bir gün, bir adam
semer tamir ettirmek için dükkâna gelmiş. Tüccar, yıllar önce kaybettiği
semerini tanımış; ama hiç belli etmemiş.



Semer sahibine, ‘Bu
semer çok eskimiş, ben size yeni bir semer vereyim; bu bende kalsın’ deyip
semeri geri almak istemiş.



Bu duruma çok sevinen
semer sahibi, yeni semeri alıp gitmiş. Hemen semerini kontrol eden tüccar,
parasını yerinde görünce sevinmiş ve şu beyti mırıldanmış:



Ne lazımdır sana gezmek Semerkand’ı, Buhara’yı,



Sana taksim olan kısmet gelir arayı arayı.”





Songül Hanım’a
tepkiler...





Dün Songül Malkoç’a tavsiyelerde bulunmuştuk.



Devrek başta olmak üzere, Zonguldak ve Çaycuma’dan arayan
medya takipçisi dostlarımız yazıya katkıda bulunarak, tebriklerini ilettiler.



Aralarında CHP’li olmayanlar da çoğunluktaydı.



İlginç tepkiler, ilginç öneriler sunanlar oldu.



Hepsinin ortak noktası ise aynıydı.



“Bu gösteriş merakı
onu bir yere götürmez. Yazılanları anlayabildiyse, ne mutlu ona.”



Başka bir detay ise şu…



Songül Malkoç’a tepkili olanların başında yine kadınlar önce
geliyor.



Siyasette veya sosyal sorumluluk projelerinde şartları
zorlayan halleri tepkinin en büyük nedeni.



Bizim söyleyeceğimiz daha fazla başka şeyler de var ama
şimdilik bu kadar.



Umarız tavsiyelerimizden yararlanır.





Düzeltme





İktisatçı-Yazar Namık Aşcı büyüğümüzle yaptığımız söyleşide,
Kilimli eski Belediye Başkanlarından Mehmet Alaca’nın adı, yazım hatası
nedeniyle “Hüseyin Alaca” olarak çıkmıştır.



Düzeltir, Sayın Aşcı’dan ve okurlarımızdan özür dileriz.





Müftü Bey isterse
çözer…





Zonguldak İl Müftülüğü bünyesinde yaşanan kriz ve yönetim
acizliğinin sonuçlarını geçtiğimiz günlerde paylaşmıştık.



Müftü Refik Bulut Bey’in cevap hakkını da kullanmıştık.



Ancak görünen o ki, Müftü Bey, iki dakikada çözebileceği
sorunlar için müfettiş istemeye devam ediyor.



Hep diyoruz.



Müftü Bey’in otoritesizliği tüm sorunların başı…



Vali Erol Ayyıldız da konuların bir kısmına müdahil olmak
zorunda kaldı.



Uzlaşı ile çözmeye çalışıyor.



Müftü Bey’e önerimiz, dinde olduğu gibi uzlaşı ve hoşgörüyü
sağlayarak, sorunları çözmeyi denemesi.



Müftülük koridorlarından kavga-gürültü sesleri duymak
istemiyoruz.







Vali Erdal Ata’dan
selam var





Gaziantep Valisi Sayın Erdal Ata ile görüştük bir süre.



Zonguldak’la ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor.



Özellikle de Mithatpaşa Tünelleri ve Filyos’un “Endüstri Bölgesi” ilan edilmesiyle
ilgili gelişmelerin sevindirici olduğunu söylüyor.



Hastane tartışmalarının ise, daha fazla uzatılmaması
gerektiği görüşünde…



Zonguldak’a selamlarını iletti.



Erdal Bey, Zonguldak’ta görev yaptığı 3 yıl içinde kente çok
şey katmak için çalışan isimlerden biriydi.



Zonguldak onu yeterince anlamadı.



Kendisine tüm emekleri için teşekkür ediyor, başarılar
diliyoruz.