Günlerdir hedefti.

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ahmet Hakan sonunda(!) saldırıya uğradı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, “Üyemiz Ahmet Hakan’a yapılan saldırıyı kınıyoruz. Ahmet Hakan’ı hedef gösteren, ölümle tehdit eden kişilerle ilgili İçişleri Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz” dedi.

TGC Yönetim Kurulu’nun açıklamasında şunlar yer aldı:

“Seçime giderken medya kuruluşlarının ve gazetecilerin Cumhurbaşkanı, iktidar ve iktidarı destekleyen bazı yazarlar tarafından sürekli hedef gösterilmesi sözlü ve fiziksel şiddeti körüklemektedir.

Her ne kadar geçici iktidarın Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’de basının özgür olduğuna inansa da bu ülkede her gün bir yayın organı basılmakta, gazeteciler saldırıya uğramaktadır.

Son olarak aylardır iktidar yanlısı medya organlarının yazarları tarafından açıkça dayak ve ölümle tehdit edilen üyemiz Ahmet Hakan, dün gece korumasıyla birlikte saldırıya uğramış ve hastaneye kaldırılmıştır.

Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünü hedef alan bu çirkin saldırıyı kınıyoruz.

Meslektaşımıza geçmiş olsun diliyoruz.

Ahmet Hakan’a yönelik tehditlerle ilgili bugüne kadar seyirci kalan ve görevini yerine getirmeyen İçişleri Bakanlığı’nı görevini yapmaya, gözaltına alındığını öğrendiğimiz saldırganların kimliklerini açıklamaya davet ediyoruz.

Bağımsız ve bağlantısız gazetecilerin her türlü baskıya rağmen görevlerini yapmaya devam edeceğini tüm kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

[*] [*] [*] [*]

Bizler de nereden gelirse gelsin, bu saldırıları kınıyoruz.

Bugün, yarın kime gelirse gelsin, bu saldırıyı kınıyoruz.

Bu mesleki bir dayanışmanın gerekliliği değil, vicdani bir sorumluluk.

[*] [*] [*] [*]

Şimdi saldırının ardından pek çok yorum yapılıyor.

İlk hedef iktidar…

Çünkü Ahmet Hakan da böyle demişti.

“Başıma bir şey gelirse…” diyerek sorumluyu tayin etmişti.
Sonra Cem Uzan…

Onunla da ayrı polemik vardı.

İktidarın, iktidarların basın üzerindeki baskıları karşısında gazeteciler saldırıya uğradığında ilk akla gelen onlardır.

Ama kurt sisli havayı sever.

Böylesi bir durumda, “Bu saldırıyı iktidar yaptırmıştır” demek için erken.

Evet, iktidar ve iktidardakiler, Ahmet Hakan ve onun gibi pek çok gazeteciyi hedef gösterdiler.

Ahmet Hakan, bizzat iktidarın milletvekilleri ve yazarları tarafından tehdit edildi.

Hedef gösterildi.

Esasında onlar da bir saldırıydı.

Ama bu son işi, “şu yaptırmıştır” demek için gerçekten erken.

Bu bağlamda dünden beri yapılan açıklamalar, yazılanlar-çizilenler manipülasyon dolu.

Kimi bilerek hedef şaşırtma derdinde…

Bazıları kimi hedef tahtasına oturtmak istiyorsa onu işaret etmekte…

Ve böylesi bir durumda soruşturma sonucunu beklemek gerekiyor.

Aksi takdirde tahminler histerik ve kasıtlı olabilir.

Böyle dönemlerde karanlık eller her zaman dolaşır.

Gazetecileri hedef gösterenler belli olsa da, icraat bambaşka kişiler tarafından farklı tartışmaları alevlendirmek için yapılabilir.

Bunlar çok oldu, çok yaşandı.

[*] [*] [*] [*]

Mesele, sadece Ahmet Hakan meselesi mi?

Gazetecilere baskı, gazetecilere tehdit iktidar olanların en büyük hastalıklarından…

İster siyasi iktidar olsun.

İster yerel iktidar.

Bunlar her zaman oluyor.

Yeter ki, siyasilerin, iktidarların, güç odaklarının işine gelmeyen şeyleri yazın.

Elbette bunları söylerken medyada normalmiş gibi karşılanan kasıtlı itham, kişilik haklarına yapılan saldırıları da tasvip etmek mümkün değil.

Elbette, gazetecilerin de bu konuda özenli olması gerekiyor.

Ama ne olursa olsun bunun çözümü şiddet değil.

Engelleme değil.

Tehdit değil.

[*] [*] [*] [*]

Ahmet Hakan’ın başına bunların geldiği gün Zonguldak Belediyesi’nde kameralar engelleniyor.

Kameralara müdahale ediliyor.

Gazetecileri hedef gösterenler sadece AK Partililer mi?

Elbette değil.

Değil, ama iktidarı eleştiren gazeteciler, medya kurumları hiç bu kadar baskı altında olmamıştı.

İş, yazılanların, yayınların içeriğin hukuksal açıdan değerlendirilmesinden çok niyet sorgulamasına gitti.

Artık yazılana değil…

Habere değil…

Yoruma değil…

İçindeki hakarete, dile değil…

“Ya bendensin, ya ötekisin” anlayışına gitti.
Ve destek buldu.

En çok da iktidara ve iktidarlara yakın medya kuruluşlarında çalışan gazeteciler tarafından destek buldu.

İşte en acısı bu…

Ve okur olarak, toplum olarak çok büyük bir kesim ne tarafından anlamak istiyorsa, o tarafından bakıyoruz.

Vicdanlarımızı kör edercesine bakıyoruz.

Linçe ortak olurcasına bakıyoruz.

Ne yazık ki biz buyuz!

[*] [*] [*] [*]

Geçtiğimiz aylarda AK Parti’nin iftarında çıkan olaylarda gazetecileri dışarı atılmak istendi.

Gazeteciler, İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Mercimek tarafından tehdit edildi.

Diğer bazı yöneticiler de olaya karıştı.

Kimisi arayı bulmaya çalıştı.

Kimisi Mercimek’e destek oldu.

Sonuçta cevabını aldılar.

Daha dün Ahmet Hakan’a saldırının tartışıldığı gün CHP’li Zonguldak Belediyesi’nin girişinde gazeteciler engellendi.

Engellenmekle kalmayıp kameralara müdahale edildi.

Ve geçtiğimiz günler…

İktidarın medya üzerindeki baskısını, hedef göstermelerini haklı olarak eleştiren CHP’nin kontenjan Milletvekili Ünal Demirtaş, siyaseten yapılan eleştirilere verilecek cevap bulamayınca, gazetecileri hedef gösterdi.

Çirkin ithamlarda bulundu.

Makul ve anlaşılabilir açıklama yaparak, tahammül etmek yerine, saldırarak üste çıkmaya çalıştı.

O nedenle kendisini eleştiren gazetelerle yüzleşemediği için her toplantıya gergin çıkıyor.

Yani özetle şu:

İktidarlar ve iktidardakiler gazetecileri kendilerine benzetmeye çalışırlar.

Kendileri gibi düşünsün, kendileri gibi davransın isterler.

Az veya çok her koltuk sahibinde bu vardır.

[*] [*] [*] [*]

Medya muhaliftir…

Böyle olmak zorundadır.

Kişilik haklarına hakaret varsa veya öyle olduğu düşünülüyorsa, yolu hukuktur.

Basını, düşünceyi ve ifade özgürlüğünü hedef alan bu çirkin saldırıları kınıyoruz.

Ama her zaman hedef gösterenler ile tetiği çekenler aynı olmayabilir.
“Nasıl işime gelirse öyle düşünürüm” demek de bir haktır ama her hak sizi doğruya çıkarmayabilir.