Zonguldak’ta,
Son dönemde,
Mevsimlik gazeteciler türedi.
Yazın düğün,
Kışın ise gazetecilik yapıyorlar.
Bildiğiniz,
Mevsimlik tarım işçisi.
Önce Mustafa Özdemir’in tarlasında,
Peşine Çıngıraklı Yılan’ın tarlasında,
Akabinde Akın Kavi’nin tarlasında çalıştı,
Çalışıyor.
Aslına bakarsanız,
İlk önce,
Ali Rıza Tığ’ın tarlasında çalışmıştı.
Ama,
Daha sonra gittiği yerlerde,
Tarımsal ilaçla zehirleniyor.
Akabinde,
Ağzından köpükler çıkıyor.
Zehirlenme belirtileri bunlar.
Hâliyle,
Kalemi de zehir saçıyor.
Niğde’nin köyünde iki yıllık fotoğrafçılık okuyup,
İletişim fakültelilerle boy ölçüşmeye çalışıyor.
Okuduğu üniversitenin,
Tek kıymetli yanı,
Adının,
Ömer Halisdemir olması.
Neyse!
Mevsimlik işçi olduğu için,
Sigortası da,
Mevsimlik işçi sigortası.
Bazen ufak sevinçleri oluyor.
“Karamal” bulmuş Mağribi gibi!
Ağzında,
Aynı konular.
Sakız gibi.
Çiğneyip duruyor.
Zaten,
Dostu da kalmadı yanında artık.
Becerip de,
Yazabildiği tek mesele,
Biziz!
Zonguldak’a,
Şehre dair,
En ufak dünya görüşü yok.
Dünyası,
Ali Rıza Tığ,
Batuhan Karamalak…
Mevsimi gelince,
Bize sarıyor.
Aslında,
Tam zamanlı çalışsa,
Mevsiminde,
Ali Rıza Tığ yazmak,
Daha vitaminli bir şey.
Kış ayları,
Ali Rıza Tığ’ın mevsimi değil.
Yenmez.
Niğde’nin köyünde okuduğu biliniyor.
Niğde ile alakalı en meşhur şey,
Niğde Gazozu!
O zaman ne diyoruz?
Gazoz olma, efsane ol!
Neyse!
Geçti Zonguldak’ın pazarı,
Sür atını Niğde’ye.
Keşke,
Niğde’nin,
Susamı meşhur olsaydı.
Büyük susamların arasında,
Susamcık arardın.

***
Şizoşems şiiri ile,
Cumartesi gününü bitirelim.
Çok sevdiğim bir şiir.
İç sesime gelsin.
Bazen,
Sohbet sohbeti açıyor.
Uzun saatler konuşuyoruz.
Aslında,
Şiirlerimi,
Ve,
Köşe yazılarımı da o yazıyor.
Diyorlar ya,
“Bir ben var bende içerü!”
Bazen yazarken,
“Çok sert yazıyorsun. Korkmuyor musun?” diyorlar.
Bir aralar,
Kendimi işkembe zannediyordum.
Kedilerden korkuyordum.
Bir aralar da,
Kendimi iskemle zannediyordum.
İnsanlar üzerime oturur diye korkuyordum.
Artık kendimi,
Hiçbir şey zannetmediğim için,
Bir şeyden korkmuyorum.
*
Öyle zamanlar tehlikelidir Şemsettin.
Ya gel cebime saklan ya bırak şapkana saklanayım.
Kim vurduya gider insan, fırsat yok ki kendimi savunup aklanayım.
Bir ara sen de biliyorum kedilerden korkuyordun.
Çünkü kendini işkembe zannediyordun.
Böyle bir şey ben de atlattım.
İskemle sandım kendimi bir süre.
Üzerime oturacaklar diye korkulardaydım.
Ama sonra yırttım Şemsettin.
Kendime telkinler yaptım, “Sen iskemle değilsin.” diye diye.
İnandırdım kendimi.
Sana hak vermiyor değilim ama Şemsettin, zaman kötü.
Aslında ne sen ne ben, ikimiz de deli falan değiliz.
Herkes oynatmış.
Sadece senle ben normaliz.
Ama Şemsettin, laf aramızda…
Laf aramızda…
Laf aramızda…
Şemsettin, laf aramızda kaldı.
Çıkamıyor, kendini ifade edemiyor bir türlü…
Ama çok dikkatli olalım Şemsettin.
Sen de fark ettin, zaman kötü.
En iyisi biz işi deliliğe vuralım.
Sen kedilerden kork, işkembesin diye.
Ben insanlardan korkayım, iskemleyim diye.
Ve iskemle üzerinde işkembe, çarşamba, perşembe…
Gün say Şemsettin, gün say…
Çünkü nasıl olsa bir gün gelip bizi alacaklar.
Bu işten yırtmak için saat numarası yapalım.
Sen yelkovan ol, ben yengeç.
Soranlara tek cevap verelim:
“Vakit çok geç.”
Vakit çok geç…
Vakit çok geç Şemsettin…
Geldiler…