Çarşamba günü yayınlanan &[#]8216;Ben bu filmi daha önce görmüştüm&[#]8217; başlıklı yazımdan sonra çok telefon ve elektronik posta aldım.


Hepsinde verilen ortak mesaj şuydu: Aynı filmi biz de gördük.


Hatırlattığım iyi olmuş.


Hem milletin hafızası tazelenmiş, hem de gerçekler yanlış yönlendirme ve insanları yanıltma çabalarının önüne geçmiş oldu.


Güneş balçıkla sıvanmıyor ne yazık ki.


Yazımı okuyanlar &[#]8216;Sana aynen katılıyoruz&[#]8217; diyorlardı.


Fazlası yok eksiği var diyenler, doğruları yazdığım için beni tebrik edenler, yerli yabancı ayrımı yapmanın son derece yanlış ve tehlikeli olduğunu söyleyenler.


Kaldı ki Zonguldak bizim eski vilayetimiz ve halen daha birçok konuda birbirimize bağlıyız, Zonguldaklıyı da Bartın&[#]8217;da yabancı sayarsak, vay öteki vilayetlerden Bartın&[#]8217;a gelenlerin haline diyenler mi dersiniz.


Daha neler neler&[#]8230;


Biliyorsunuz bütün bu tartışmaların altında resmi ilan meselesi yatıyor.


Bu konu devleti haddinden fazla meşgul ediyor ve yıllardır baş ağrıtıyor.


En çok başı ağrıyanlardan biri de Vali İsa Küçük.


&[#]8216;Ben bu filmi daha önce görmüştüm&[#]8217; başlıklı yazım öyle sanıyorum ki; Sayın Valimize de &[#]8216;bu filmi ben de görmüştüm&[#]8217; dedirtmiştir.


Vali Bey&[#]8217;in başının ağrımasının en önemli sebebi, bu konuyu takip edip incelemekle görevli Valilikteki birimin işi tam olarak bil(e)memesi.


Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü&[#]8217;nün başkanlık ettiği, bir vergi uzmanı ile iki gazeteciden oluşan kontrol kurulu konuya iyice vakıf olsa gazetelerin eksiklerini zamanında görüp uyarır ve bu işler arap saçına dönmezdi.


Mesela bize; defterinize yılbaşında ara tasdik yaptırmayı unutmayın, ötekine; falanca fikir işçisinde şu sorun gözüküyor, bunu düzeltin, berikine; fikir işçisi gazete dağıtıcılığı yapamaz, onun işi gazete dağıtmak değil haber yapmaktır, bu sorunu çözün dese, bugün bu noktada olmazdık.


Kurul, gazeteleri ikaz etmediği gibi kendisine yapılan ikazlara da aldırış etmiyor.


Bu da işleri karıştıran ayrı bir sorun.


Bir de bizim Valimiz biraz kıyımsız, fazla nazik ve gereğinden fazla hoşgörülü.


Kusura bakmasın, affına sığınarak söylüyorum ama zamanında masaya yumruğunu vursaydı bu işler buraya kadar gelmezdi.




Sakın bir şeyinizi kaybetmeyin



Anahtarlarımı kaybettim.


Salı akşamı evin kapısına geldim, elimi cebime attım, bir de baktım anahtarlar yok.


Muhtemelen yolda düşürdüm diye düşündüm.


İşyerinde unutmuş olabilirim diye kendimi teselli etmeyi de ihmal etmedim ama yine de huzursuz oldum.


Gece içim içimi yedi.


Kötü niyetli birinin eline geçse bir yerde bir suç işlese ve benim anahtarlarımı oraya bıraksa ne olacağını tahmin edebilirsiniz.


Evin iç ve dış kapısı ile işyerinin iç ve dış kapısının anahtarlarının bulunduğu anahtarlığın üzerinde fotoğrafım olmasa neyse.


Fotoğrafçının içine vesikalık resmimi de koyarak hediye ettiği bu anahtarlık başıma dünya kadar iş açabilirdi.


Derdimi anlatıncaya kadar da canım çıkardı.


Biliyorsunuz bu memlekette kimliğini kaybeden insanın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmiyor.


Adınıza şirketler kuruluyor, bu şirketlerle hayali ihracattan tutun da envai çeşit yasa dışı icraata varıncaya kadar olmadık işler yapılıyor, borçlara giriliyor, batılıyor, çıkılıyor.


Sizin adınıza bankalardan krediler çekiliyor, bu krediler ödenmiyor, icralık olunuyor.


Karşılıksız çekler kesiliyor, senetler düzenleniyor, insan boğazına kadar borca batırılıyor.


Kayıp kimliğinizle evlilikler yapılıyor, çoluk çocuk sahibi bile olabiliyorsunuz.


Sen &[#]8216;kimliğimi kaybettim, bu işlerle benim alakam yok&[#]8217; de dur.


Derdini anlatıncaya kadar canın çıkar.


Yani kimliğini kaybet, al başına belayı.


Anahtarımı kaybedince bunlar aklıma geldi.


Bir yandan iyi ki cep telefonumu düşürmemişim diye kendime yeni bir teselli daha buldum.


Biliyorsunuz benim cep telefonu adetim yoktu.


Gazetemizin sahibi &[#]8216;sana hemen ulaşamıyorum, arayınca bulamıyorum&[#]8217; diyerek elime telefonu tutuşturduğu gibi beni 6 ay önce zorla cep telefonu sahibi yaptı.


Anlayacağınız teknolojiye geçeli çok olmadı.


Açarken bazen kapatıyorum, henüz tam olarak alışamadım bile.


Ya o düşseydi.


Düşüp de birilerinin eline geçseydi.


Kontör dolandırıcılarının yaptıklarını hatırlayın.


Ya telefonumu alıp da numaranız bir olaya karıştı deyip de benden binlerce liralık kontör isteselerdi.


Ya da telefonumu kullanıp da adımı gerçekten böyle olaylara karıştırsalardı.


Ayıkla pirincin taşını.


Kredi kartı da öyle.


Ya onu kaybetseydim.


Dolandırıcılar da teknolojiyle birlikte ilerliyor, merak etmeyin kartı kaybetmeden de yapacaklarını yapıyorlar.


Haberlerden bilginiz vardır, dolandırıcıların bazı bankamatiklere yerleştirdikleri cihazlarla kartların kopyası çıkarılıyor.


Bazıları da kişisel bilgilerinizle banka hesaplarınızdan paraları boşaltıyor.


Hiçbir şeyi kaybetmeye gelmiyor.


Bilgiyi dahi.


Anahtarı bile.


Anahtarlarımı kaybettim, yeni kopyalarını yaptıracağım için eskileri geçersizdir diyerek işin içinden çıkmayı düşündüm.


Bu yazıyı yazarak aklım sıra kendimi kurtarmış olacaktım.


Tabi anahtarlarımı ertesi günü işyerinde masamın üstünde bulmasaydım.


Anahtarlarımı görünce rahat bir nefes aldım.


Kaybettiğimi düşündüğüm akşam kafamda oluşan bu yazıyı kaybetseydim yazacaktım ama sonradan kaybetmesem de yine de yazmam gerektiğini düşündüm.


Dikkat ederseniz konunun hayati önemi var.


Bu yazı da zaten insanları uyarmak için kaleme alınmış bir yazı.


Umarım faydası olur.


Bu arada kimliğinizi kaybettikten sonra sadece gazete ilanı vermek ve Nüfus Müdürlüğü&[#]8217;ne başvurmanız yetmiyor.


Vergi Dairesine de başvurmanız lazım.


Adınıza sahte şirket kurulmasını istemiyorsanız bu başvuruyu yapmanız gerekiyor.


Kimlik, kredi kartı, cep telefonu, anahtar.


Ve tabi ki kişisel bilgiler.


Bunları kaybederseniz başınız ağrıyabilir.


Şerefinizi, onurunuzu, gururunuzu, namusunuzu, ahlakınızı, inanılırlığınızı ve güvenilirliğinizi kaybederseniz daha kötü.


O zaman utancınızdan insan içine çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamazsınız.


Tabi yüzünüz manda derisiyle kaplı değilse.


Bunlar başka şey kaybetmeye benzemez.


Para kaybetmeye hiç benzemez.


Parayı kaybedebilir, sonra yine kazanabilirsiniz.


Ama bunları bir daha kazanamazsınız.


Aman ha siz siz olun sakın hiçbir şeyinizi kaybetmeyin.