Sızlanmaya gerek yok.
Herkes elinden geldiğince olayları çarpıtıyor.
Dün dağınıktık.
Bir süre birliktelik sağlandı.
Şimdi dağıtılma aşamasını yaşıyoruz.
Dağıtıyoruz kendimizi.
Ne yapıyorsak kendi elimiz ile yapıyoruz.
Bir Allahın kulu çıkıp ta
&[#]8220;Ne yapıyorsunuz? Toparlayın kendinizi demiyor&[#]8221;
Demiyorlar, çünkü işlerine gelmiyor.
Böyle bir uyarıda bulunanları da kimse dinlemiyor.
O yüzden sıkıntılar yaşanıyor.
Sıkıntılar büyüyor.
Büyüyor.
Büyüyor.
İçinden çıkılamaz bir hal alıyor.
Elbirliği ile sıkıntı üretiyoruz.
Önümüze duvarlar örüyoruz.
İleride aşmakta çok zorlanacağımız duvarlar.
Kırılmaz, aşılmaz cam duvarlar.
Cam duvarın ötesindeki yaşamı görüyoruz.
Sadece görüyoruz.
Bakar kör değiliz.
Ancak bir farkımız yok bakar körden.
&[#]8220;Bak işte&[#]8221; diyorlar.
&[#]8220;Bak ama görmezden gel&[#]8221;
&[#]8220;Neden?&[#]8221; diye soramıyoruz.
&[#]8220;Sana ne kardeşim. Sen bak işte&[#]8221;
Bakıyoruz&[#]8230;
Gördüğümüz halde, görmezden gelerek bakıyoruz.
Paçayı kaptırmışız bir kere.
Dengemiz bozulmuş.
Yıkıldık, yıkılacağız.
Yere kapaklanacağız.
Biliyoruz.
Anlıyoruz.
Sızlanıyoruz.
Boşuna sızlanıyoruz.
Dinleyen kim?
Beynimiz başka düşünüyor.
Ağzımız başka konuşuyor.
İki organ arasında bir bağlantı kurup beynimizin düşündüğü ile ağzımızdan çıkanı birleştiremiyoruz.
&[#]8220;Hoş ağzımızdan çıkanı kulağımız da işitmiyor ya&[#]8221; neyse.
Şöyle kuvvetli bir silkinmeye ihtiyacımız var.
Başkaları bizi silkelemeden.
Haydi şöyle bir toparlanalım bakalım.
Sıkıntılar bitiversin.