Bursa Mustafakemalpaşa&8217;da Bartınlı Yunis Arıçiçek ile birlikte 19 madenciye mezar olan grizu patlamasının ardından yapılan incelemede göçük olayının meydana geldiği kömür ocağının madencilik yapabilmesi için gereken şartları taşımadığı ortaya çıktı.
Grizu patlamasının nedeninin dinamit patlatılması sırasında ocakta oluşan gazın kontrol edilmemesi ve havalandırma eksikliği olduğu belirtiliyor.
Olaydan sonra yapılan inceleme ile ilgili ilk etapta basına yansıyan haberler şöyle:
&8220;Havalandırma yetersiz, düzenli gaz ölçümü yapılmamış.
Çalışma koşulları sağlıksız, iş güvenliği yok&8221;
Bunun ortaya çıkması için demek ki 19 canın kaybedilmesi gerekiyormuş.
Bu madenin bu şartlar altında çalışmaması, eksiklerini giderinceye kadar faaliyette olmaması lazımdı.
Bunu yapacak olan devletin ilgili kurullarının başındaki sayın yetkililer grizu patlayıncaya kadar neredeymiş?
Bu olay denetim konusundaki yetersizliğimizi bir kez daha göstermiş oldu.
Bu maden ocağı kurallara uygun çalışsaydı, önlem alınmış olsaydı bu olay büyük bir olasılıkla yaşanmayacaktı.
Bükköy köyündeki bu ocakta daha önce de grizu patlaması olmuş ve 4 işçi hayatını kaybetmişti.
Biliyorsunuz biz maden bölgesinde yaşıyoruz.
Dolayısıyla bu acıları çok iyi biliyoruz.
Çoğu Zonguldak&8217;ta olmak üzere yurt çapındaki kömür ocaklarında meydana gelen kazalarda yaşamını yitiren işçilerin sayısı 3 bin 414.
Son olayla bu sayı biraz daha arttı.
Bu gidişle korkarım ki artmaya devam edecek.
Facianın yaşandığı ocak geçen mayıs ayında kontrol edilmiş, sahibine yapılan denetimde tespit edilen eksiklikleri gidermesi için Aralık ayına kadar süre verilmiş.
Denetim sistemindeki yanlışlığa bakar mısınız?
Nasıl da hemen sırıtıyor.
Mesele hayat memat meselesi.
Böyle durumlarda, eksiklikleri olan maden ocaklarının bu eksiklikler giderilinceye kadar kapatılması gerekmez mi?
Bükköy&8217;deki maden ocağı eksikliklerini tamamlayıncaya kadar kapalı kalsaydı bu kaza meydana gelir miydi?
Bu kazanın iş güvenliği önlemlerinin yetersizliğinden kaynaklandığı sanılıyor.
Bu önlemler büyük bir maliyet oluşturuyor.
Grizuya neden olan metan gazı sıkışmasını tespit edecek sistemi kurmak için hatırı sayılır bir masraf yapmak gerekiyor.
Öyle anlaşılıyor ki Bükköy&8217;deki ocağın sahibi bu masraftan kaçınmış.
Bu hastalığı fabrikalarda da görüyoruz.
Bazı fabrikalar masraftan kaçındığı için arıtma kurmuyor, kursa bile çalıştırmıyor.
Bu da çevre kirliliğine yol açıyor, insan sağlığını tehlikeye düşürüyor.
Bakın Avrupa ülkelerindeki termik santrallere, adamlar bunları çok sıkı önlemler alarak çalıştırıyorlar.
Son model arıtma ve filtreleme sistemleri ile çevreye ve insan sağlığına gelecek zararı en aza indirmeye çalışıyorlar.
Türkiye&8217;deki santrallerin eskiden arıtmaları yoktu veya yeterli değildi.
Şimdi Avrupa Birliğine uyum sürecindeyiz ve yeni kurulacak santrallerin her türlü arıtması mutlaka olmak zorunda.
Arıtma olması iyi ama o da çalıştırılmadıktan sonra bir şey ifade etmiyor.
Arıtmaları çalıştırmak ayrıca önemli bir maliyet olduğu için çoğu santralde devre dışı bırakılıyor.
Fabrikalar arasında da böyle yapanlar var.
Arıtmaları kuruyorlar ama çalıştırmıyorlar.
Çevre ve insan sağlığını düşünenlerin sayısı az.
Netice itibarıyla bu konuda da iş dönüyor dolaşıyor denetime geliyor.
Denetim mekanizmasının çok iyi çalışması gerekiyor.
Bükköy örneğinde olduğu gibi işveren için çok fazla önem taşımadığı görülen iş güvenliğinin devlet için ne kadar önem taşıdığı ise tartışılır.
Bu konuda yasal düzenlemeler yapılmış.
Bu düzenlemeler yeterli mi değil mi bilmiyoruz.
Yeterliyse bile denetleme olmadıktan sonra hiçbir işe yaramaz.
Bazı yasalar kağıt üzerinde kalıyorsa ve uygulanmıyorsa ne anlamı var?
Örneğin sigara yasağı.
Kapalı mekanlarda sigara içme yasağına kaç kişi, kurum, kuruluş, işyeri uyuyor?
Maden ocakları denetlenmezse ve eksikliklere müdahale edilmezse bu konuda yürürlükte bulunan yasalar yeterli bile olsa sonuç alınamaz.
Bu sorunları çözebilmemiz için madenleri patlama ve can kayıpları olmadan hatırlamalıyız.
Sadece maden mi?
Hep öyle olmuyor mu?
Binalarımızın depreme dayanıklı olup olmadıkları da deprem olunca, binalar yıkılınca, insanlar ölünce aklımıza gelmiyor mu?
Yollarımızın standartlara uygun olup olmadığını, trafik kurallarına uyup uymadığımızı da kazalardan sonra hatırlamıyor muyuz?
Dere yataklarına yapılan binaları sel felaketi olduğu zaman konuşmuyor muyuz?
Başta özel ocaklar olmak üzere madenlerdeki iş güvenliği, maden işçisinin çalışma koşulları, maaşları, sosyal hakları bu tür üzücü olaylardan sonra gündeme geliyor
Kırdığımız ceviz kırkı geçti.
Trafik kurallarını kaza yaparak, depremi yaşayarak öğrenen bir millet olarak madenciliği de grizu patlamaları ile öğrenmeye çalışıyoruz ama onu da beceremiyoruz.
İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu ülkeler herhalde Afrika ve geri kalmış Asya ülkeleridir.
Her olaydan sonra bu son olsun diyoruz, bir takım önlemler üzerinde duruyoruz, bir süre sonra yeniden eski denetimsiz, kural tanımayan, başı boş halimize geri dönüyoruz.
Bu kafayı değiştirmemiz gerekiyor.
İncelemeyi, araştırmayı olaydan sonra değil önce yapmalı, ona göre önlemler almalıyız.
Yoksa daha çok maden şehidi uğurlarız, depremde daha çok bina yıkılır, daha çok trafik kazası, daha çok sel olur.
Tanıtım hizmeti satın alınacaktır
Bazı belediyeler yaptıkları çalışmaları halka anlatmak için basın ve medyadan çok iyi istifade ederler.
Bu belediyelerin basın ve halkla ilişkiler birimleri tabiri caizse basın yayın kuruluşlarını haber bombardımanına tutarlar.
Bazı belediyeler de bu işi ihale ile yapıyor.
Böyle bir ihaleyi bir tarihte Kuşadası Belediyesi yapmıştı.
Belediye &8220;haber ihalesi&8221; açmış ve ihale ilanında şunları yazmıştı:
&8220;Belediye hizmetlerimizin bölgesel basında haftada en az iki defa, ayda sekiz defa olmak üzere 5 ayda 40 defa yayımlanarak tanıtım hizmeti satın alınması işi açık ihale usulü ile ihale edilecektir&8221;
İhale ilanında ihale konusu hizmetin niteliği, miktarı ve türü hakkında da şu bilgiler veriliyordu:
&8220;İlçemizin ve belediye hizmetlerimizin bölgesel basında haftada en az iki defa saat 19.00 ile 20.00 ve 23.00 ile 24.00 arası haber bültenlerinde olmak üzere ayda sekiz defa, beş ayda toplam 40 defa yayımlanarak tanıtım hizmeti satın alınması işi yapılacaktır&8221;
Bu ihale Kuşadası Belediyesinin tanıtıma verdiği önemi gösteriyor.
Gösterdiği bir başka şey de basın sektöründeki gelişmenin geldiği son nokta.
İlk bakışta gazetecilikle ters gibi görünse de basın yayın kuruluşları da bir işletme olduğuna göre ve olaya bu gözle bakacak olursak aslında hiç de yadırganacak bir şey yok.
Ayrıca yadırganacak bir şey olsa ne olur ki.
Bu işler ihalesiz de yapılmıyor mu?