Futbolu severim!
Ama ben futbolun taktiklerini severim!
Hücum futbolundan yanayım!
Ama bazen rakibi kendi sahanda karşılamasını bileceksin!
Futbol, kazanmak, gol atmak hedefiyle oynanan bir oyundur. Bazen, özellikle zayıf takımlar, güçlü ekiplerle mücadele ederken gol yememe hedefiyle mücadele eder!
Hücumda harcayacağı enerjiyi savunmada harcar, yakalarsa atar!
Bir takımın topa az sahip olmasının iki nedeni olabilir... Ya taktik gereği rakibini kendi sahasında karşılıyordur, ya da teknik kapasitesi ve fiziksel gücü topa rakibinden daha fazla sahip olmasını sağlayacak seviyede değildir!
Futboldaki bu temel felsefeyi meslek hayatımda sıkça kullanırım!
Kendi sahanda oynarsın!
Kaleciden itibaren pas yaparsın!
Bıkmadan, usanmadan!
Ama topu kaybedersen, golü tabelada görürsün!
Yıllarca hücum oynadık!
Hep zirveye oynadık!
Zonguldak yerel basınında bir şampiyonlar ligi varsa hep oradaydık!
Ve zaman zaman topu rakiplere verdik!
Onlar oynadıklarını sandılar!
Skor yine değişmedi!
Sonra bu taktiği, haber ve köşe yazılarımızda uyguladık!
Çok şükür orada da tuttu!
Bazılarını kendi sahamıza çektik, bazılarının sahasına girdik!
35 yıllık meslek hayatı böyle geçti!
Deve dişi gibi takiplerimiz vardı!
Hepsi birer birer gitti!
Şimdi bizi kendine rakip görenler var!
Bir gün biz de gideceğiz!
Bu şehirde en iyi gazeteyi, en iyi televizyonu, en iyi internet sitesini kuran bir takımın kaptanı, kulüp başkanı olma gururu bana yeter!
Bu saatten sonra sadece daha iyi habercilik yapmak için çalışacağız!
Öyle zirvedeyiz filan diye oturup beklemeyeceğiz!
Daha çok çalışacak, daha çok üreteceğiz!
Bazen sağlık sorunları nedeniyle tökezlediğim zamanlar oluyor!
Kentin en iyi hekimleri, en iyi ilaçları yazıyor!
Ama o telefonlar yok mu?
-Sen bizim için değerlisin!
-Zonguldak’ın sana ihtiyacı var!
-Daha yapacak çok iş var!
-Daha yazacak çok iş var!
İnsana en iyi antibiyotik kadar iyi geliyor!
Yalnız, ‘Kötüye bir şey olmaz’ diyenler çıkıyor arada!
Oluyor işte!
Bir zatürre oluyoruz!
Bir grip oluyoruz!
Demek ki o kadar kötü değiliz!
Daha fazla duygusala bağlamayalım!
İyiyim ve yeniden karşınızdayım!
Top bizim ayağımızda!
Şimdi kendimiz mi oynayacağız?
Topu rakibe mi vereceğiz?
Maç başlasın bakalım!

Ruh lazım!

Zonguldakspor Futbol Kulübü’nü yöneten Harun Demir, kendi sahasında lig sonuncusu Amasyaspor’a 2-1 yenildikleri maçın ardından futbolculara tepki gösteren taraftarlara, “Hepiniz baş tacısınız. Yarın yine aynı futbolcularla sahaya çıkacağız. Tepki gösterirken hakaret içeren kelimeler kullanmamaya dikkat edelim. Ben buradayım merak etmeyin.” demiş!
Belki de Harun Demir orada olduğu için takım bu halde olabilir mi?
Bunu da bir düşünmek lazım!
Oysa biz, Zonguldakspor Futbol Kulübünün, Amasyaspor’u farklı bir şekilde yenmesini bekledik!
Olmadı!
Olmayınca olmuyor işte!
Para her şey değildir!
Öyle olsa Ali Koç başkanlığındaki Fenerbahçe bunca yıldır şampiyon olurdu!
Madenci çocukları, madenci torunları palavraları bırakılmalı!
Takımda Zonguldak çocuklarına forma giydirilmeli!
Önce kulübün gerçek bir başkanı olması gerekir!
Sonra o başkana önce ailesinin destek vermesi gerekir!
Sonra iş dünyasının destek vermesi gerekir!
Sonra bürokrasinin destek vermesi gerekir!
Sonra Zonguldak halkının destek vermesi gerekir!
Kulübe Zonguldaklılık ruhunu geri getirmek gerekir!
Şu anda görünen ya da bilinen başkanlar ile olmaz!
Yönetici olmadığı halde boynuna kart asıp sahaya inen ve salınan isimlerle olmaz!
Hayırsız, uğursuz, yalancı, üçkağıtçılarla olmaz!

ADD’li imam!

Bir okur yazmış;
“Sevgili Ali Rıza bey; haberinizde ismi geçen şahsın (Zonguldak eski İl Müftü Yardımcısı Kemal Türksoy) Atatürkçü Düşünce Derneği’ne üye olmasını haberleştirirken kullanılan gerekçe gerçekleri yansıtmamaktadır. İsmi geçen şahıs Atatürkçülük maskesi ile siyaset yapan, İslam'ın değerlerine bizzat hakaret edenlere övgüler dizen bir zattır ki bir tanesine bizzat Uzun Mehmet Camii’nde kulaklarımla şahit oldum. Bizzat görev yaptığı en üst amirinden çalışma arkadaşına kadar yaka silktikleri üslubu ile makama ve dine zarar verdiği defaatle dile getirilmiştir.”
Bu konununda kamuoyunca bilinmesi istendi!

Zonguldak kokuyor!

Zonguldak İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün kokarca mücadelesine inanmıyorum!
Zonguldak Valiliği tarafından yapılan açıklama ‘laf olsun, torba dolsun’ türünden bir çabaydı!
Zonguldak İl Tarım ve Orman Müdürü Nihat Ağan’ın aklı hala kadroya Balıkesirli isimleri getirmekte!
Uzun süredir yazmadık diye yine Balıkesir yarası depreşmiş müdür beyin!
Balıkesir işini kafasından çıkartabilse kokarcaları da Zonguldak’tan çıkaracak!
Sahadan yapılan uygulamaların işe yaramadığı bilgileri geliyor!
Bu durum bürokrasimizi rahatsız ediyor mu?
Onlarca kokarca olsa da aynı insanlar içinde yaşıyorlar!
Kokarca olmasa da!
Bakın Zonguldak Orman Bölge Müdürü Hasan Keskin’e!
Dışarıda yemek varken misafirhanede mesai saati dışında yemek yediği için devlet mesai ücreti ödüyor!
Kokarca kimin umurunda?
Öyle değil mi Sayın Vali?
Kokarcaları Organize Suçlarla Mücadele Şubesi mi yakalasın?
Yoksa Jandarma Komando ekipleri mi?
Hadi bir karar verin!
Zonguldak kokuyor!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Japonya’dan kentimize teşrif ettiler!
Muhasebeciler Odası önüne yapılacak seyir terası çalışmalarını yerinde incelediler!
Mesai işlerine baktıktan sonra kokarca konusunda ne yapacağını düşünebilir mi?
O kadar eleman aldı!
Sezonluk diye aldıklarını hala çıkartamadı!
Bu personel kokarca ile mücadelede kullanılamaz mı?
Bu için başına da o saçları olmayan çocuğu müdür olarak atayamaz mı!
1+1’lerin oraları da kokarcalar basmış!

Hafriyat işleri

Terakki Mahallesi Gültekin Kızılışık Sokak’taki hafriyat rezilliğini önleyemeyen bir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü görev yapıyor şehrimizde!
Başta ipin ucunu kaçırdı, şimdi patinaj yapıyor!
Topu Zonguldak Belediyesi’ne atıyor!
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü onay vermese bu rezillik yaşanmayacaktı!
Peki kentte yaşanan bu rezilliği bizimle birlikte seyreden Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu ne yapıyor?