Eli-ayağı tutan hiç birimiz anlayamayacağız engellileri
Ne anlaması!
Büyük çoğunluğumuz umursamayacak bile
Tutmayan ellerinin, görmeyen gözlerinin, yürümeyen ayaklarının ne demek istediğini
Annelerinin, babalarının ne çektiğini...
Böyle günler gelip geçecek.
Sembolik kutlamalar yapılacak.
Kısmen anlaşılacak.
Kısmen anlaşılmayacak.
Özellikle internet kullanıcıları bilir, özürlü bir çocuğun annesine mektubunu
Fazla söze gerek yok.
Aslında yaşananları, neler yaşanılabileceğini yeterince özetliyor.
Önce o mektuba bakalım:
Merhaba anne...
Nasılsın?
Ben iyiyim.
Doğmama çok az bir süre kaldı.
Ama sana söylemem gereken bir şey var.
Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim.
Özürlü diyecekler bana
Ama ben kimseden özür dilemeyeceğim anne
Senin dışında...
Senden şimdiden özür dilerim
Beklentilerinin hepsine cevap veremeyeceğim için
Komşumuz, çocuklarını benimle oynatmak istemediği zaman boynunu eğeceğin için...
Bana doğru düzgün bir evlat bile veremedin sesini duyarsan bir gün
Kulağındaki her yankısı için
Mağaza mağaza dolaşıp bisiklet seçmenin tatlı heyecanı yerine
Tekerlekli sandalye almanın burukluğunu sana yaşatacağım için...
Çağrılmayacağımız her aile toplantısı, bayram kutlaması, piknik için
Ya da çağrılacağın, ama benim yüzümden gidemeyeceğin her toplaşma, her düzenlenen kadınlar günü için
Özür dilerim anne
Ama senden bir isteğim var;
Benden sakın vazgeçme anne!
Bacaklarım güçsüz olabilir
Kolayca tırmanamayabilirim merdivenleri
Sakın beni taşımaya kalkma anne!
Tamam, engelleri birlikte aşalım yine
Ama sen elimden tutma!
Bana yardım etmek istiyorsan yukarı çık ve bana gel de!
Çıkamadığım için ağlayabilirim belki de
Ama sen ağlat beni anne!
Ağlasam da daha çok merdiven çıkarmalısın bana
Yoksa asla güçlenemem
Kulaklarım iyi işitmeyebilir Konuşmaya başlamam biraz zaman alabilir belki..
Ama sen sakın suskunluğa bürünme anne!
Daha çok konuşmalısın benimle!
Daha çok şarkı söylemeli, daha çok kitap okumalısın bana!
Yoksa asla konuşamam...
Belki bazı takıntılarım, ısrarlarım olabilir geldiğimde..
Ne olur bana ´hayır´ de anne!
Bana acıdığın ve beni mutlu etmek için, istediğim her şeyi yapma hatasına sakın düşme!
Lütfen ağlat beni anne!
Şimdi beni ağlat ki, ilerde birlikte ağlamayalım
Yoksa asla ayakta duramam
Belki etrafındaki insanlardan biraz farklı bir yüzüm olabilir doğduğumda
Çok iyi görünmeyebilirim belki
Ama sen yine güzel güzel bak bana anne!
Öyle bak ki, bende aynaya baktığımda karşımda güzel bir yüz görebileyim
Yoksa asla kendime gülümseyerek bakamam...
Bir şeyleri hemen kavramayabilir, çabucak anlamayabilirim belki...
Ama sen yine anlat bana anne! Defalarca anlat!
Benden sakın vazgeçme!
Yoksa asla öğrenemem...
Son bir şey daha;
Lütfen bu satırları okurken ağlama!
Çünkü ben yazarken inan hiç ağlamadım anne
Yazanın eline, yüreğine sağlık
İşte bu mektup, işte bu şiir, bazı şeylerin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.
Son 10 senede engellilere bakış değişti.
Eksikleri olsa da yasalar yapıldı.
Bunlar çok önemli çalışmalardı.
Yeterli mi?
Elbette değil.
Mesela Zonguldak
Yasa, belediyelere engellilerle ilgili bir sürü yaptırım emrediyor.
Belediyeler ne yapıyor?
Aslında hiçbir şey
Yani yapılanlar, yapılması gerekenlerin yanında yok denecek kadar az.
3 Aralık Dünya Engelliler Gününde boy göstermekle olmuyor bu işler.
Soğan cücüğünü doldurmayan işlerle olmuyor.
Evet, değişim var.
Ama toplum olarak bakış açımız hala sakat.
Belediyelerin bakışı sakat
Anlayışı sakat.
Tek bir örnek verelim.
Bu ülkede, kurumlarda, belediyelerde lüzumsuz işlere bunca para harcanırken, engeliler hala akülü-aküsüz bir tekerlekli sandalyeye mahkum ediliyorsa, yazıklar olsun bu zihniyete