Her bayram aynı temenniler…

Her bayram aynı acılar…

Her bayram aynı heyecanlar…

Her bayram aynı telaşlar…

Doğan büyüyor…

Yaşlanıyor…

Öğreniyor…

Her şey büyüyünceye kadar güzel…

Sonra hayat daha bir zor gelmeye başlıyor.

[*] [*] [*] [*]

Her bayram büyüyor özlemler.

Her bayram daha fazla özlüyorsunuz.

Her bayram daha fazla arıyorsunuz.

Her bayram daha fazla korkuyorsunuz.

Ayrı düştüklerinizin sayısı artıyor.

Özleyecekleriniz çoğalıyor.

Korkularınız büyüyor.

Çelişkileriniz sarpa sarıyor.

[*] [*] [*] [*]

Zamanlı-zamansız ayrılıklar yaşadık.

Vakitli-vakitsiz ayrılıklar bizi bekliyor.

Ne analar gitti, ne babalar, ne kardeşler, ne evlatlar…

Yürekler yandı, diller sustu.

Ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı, olmayacak.

Bilerek yaşadık, tüm bunları…

Ecelin bir gün nasıl olsa geleceğini bilsek de, her ölüm erken oldu.

[*] [*] [*] [*]

Yaşanmışlıklar vardı.

Her birimizin yaşanmışlıkları…

Birbirinden ayrı yerlerde, bir birinden farklı yüreklerde, ama aynı kapıya çıkan yaşanmışlıklar…

Anadan kalan, babadan kalan, yardan kalan, evlattan kalan…

Bir varmış, bir yokmuş misali herkes…

Hiç ölmeyecekmişiz gibi; hırsla, kinle, açlıkla, yaşasak da, hepimizin elindeki adres aynı yeri gösteriyor.

[*] [*] [*] [*]

Her büyük ayrılığın ardından nefes almanın zorluğunu yaşadığımız zamanlar oldu.

Dualarla rahatlatsak da, dualarla güçlensek de, yüreğimizi tutup elinden gitmek istediğimiz zamanlar oldu.

Her yalnız anda plak yeniden başa sarıyor.

Her bayramda plak yeniden başa sarıyor.

Analar aranıyor, babaların sesi duyulur gibi oluyor.

Arkadaşlar, amcalar, yeğenler arayacakmış gibi oluyor.

Bir türlü kıyıp silemediğiniz telefon rehberinde karşısına çıkan her isim canınızı yeniden yakıyor.

[*] [*] [*] [*]

İnanın…

İnanmayın…

Allah herkese sıralı ölüm versin.

İnsanın evladı olunca; hayata, insanlara, ayrılıklara daha farklı bakıyor.

Ve bir babanın yüreğindeki telaşı, annenin özverisinin ne anlama geldiğini asıl o zaman anlıyorsunuz.

Sizi yıkan tüm vedalara rağmen yaşamak zorunda olduğunuzu görüyorsunuz.

Onu bu dünyada henüz küçükken yalnız bırakmama adına daha fazla özen göstermeniz gerektiğini görüyorsunuz.

Korkularınızın yerini başka korkular alıyor.

Korkularınız katlanıyor.

[*] [*] [*] [*]

Her patlamanın ardından “güvendeyim” diye durum bildirenler, artık, “güvende değilim” demeye başlıyor.

Türkiye’nin neresinde olursanız olun; şiddet, terör, kazalar, psikopatlar, ruh hastaları sizi sevdiklerinizden koparıyor.

Yetmiyor; iş kazaları, ihmaller, duyarsızlıklar, insan sağlığını hiçe sayan sanayileşmeler insanları vakitli-vakitsiz birbirinden koparıyor.

Ve ölen öldüğü ile kalıyor.

Olup biten onca şeye kimimiz “kader” diyoruz, kimimiz; “Vakti bu kadarmış…”

Acı olan şu ki;

Türkiye’de birbirlerini linç eden, ötekileştiren, yok sayan, çocukların, kadınların, istismarların üzerinden siyaset yapan hemen hemen herkes, söz konusu evladı olduğunda adeta başkalaşıyor.

İnsan oluyor yani…

Af diliyor, affa layık olmasalar da!

[*] [*] [*] [*]

Hayatta ne olursa olsun;

Bazen hiçbir şeye değil, sadece gariban, yalnız, aç, açık, kimsesiz çocuklara üzülüyor insan.

Pisipisine ölenlere, öldürülenlere, sürülenlere, sefil bırakılanlara…

Elbette bazı şeyleri değiştirmek tek başına mümkün değil.

Şartlar ne olursa olsun bizlerinde yapabileceği şeyler var.

Hiç olmazsa şu bayramda; kıyıda, köşede, arka mahallelerde kalan o çocuklara, o çocukları yetiştirmek için bin bir zahmete katlanan analara bir dokunmak!

Korkmayın!

Boğazınızdan, üzerindeki kıyafetlerinizden, keyfinizden bir şey eksilmez!

Tabi ki sevginizi katabilirseniz!

[*] [*] [*] [*]

Cimrilik etmeyin.

Sosyal medyadan paylaşmakla, paylaşmış olmuyorsunuz!

İrfan Bozan’ın tespiti…

Al Jazeera’dan sevgili arkadaşım İrfan Bozan’ın son paylaşımı dikkatimiz çekti.

Aynen aktarıyorum;

“Epeyce bir zamandır, ‘Bu ülkede insanları bir araya ne getirebilir?’ sorusuna kafa yoruyorum.

İlk zamanlar 'vicdan' kelimesi cazip göründü.

Hani herkeste olduğunu düşündüğümüz haslet.

Son bir yıldaki gelişmeler -katliam mağdurları için yapılan saygı duruşunun yuhalanması, taksicilerin Atatürk Havalimanı katliamı sonrası mesafe pazarlığı yapması ve tonlarca olay- beni 'vicdan' kelimesinin toplumu pek de yatayda kesmediğini farketmemi sağladı.

Son dönemlerdeki yeni çıkışım; ‘çocuk…’

İnsanlar çocukları için ciddi fedakarlık yapmaya hazır.

Ülkenin çocukları için gelecekte güvenli bir ülke olmadığı ve olamayacağı aşikar.

Ortak tespit olarak da 'umut' veren bir gelişme görememe hali var.

Dün akşam kaldığım tatil köyünde atlıkarınca, üstünde çocuklar varken bozuldu ve etraftaki babalar-anneler el gücüyle atlıkarıncayı öyle bir döndürdük ki, çocuklar ilk defa atlıkarıncada bu kadar eğlendiler herhalde.

Ebeveynler farkında olmadan yaşadıkları dayanışmadan çok keyif aldılar.

Siyaset konuşsak hiç uzlaşmayız, ama ‘çocuklarımıza iyi gelecek’ diye konuşsak, epey uzlaşırız kanaati bende hakim oldu.

Toplumu ortak bölen bence artık 'çocuklarımızın geleceği'

Türkiye'de bir siyasi hareket başarılı olacaksa geleceği, çocukları öncellemeli.

Marksist teori işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmadığına toplumları ikna etmeye çalıştı, olmadı.

Oysa artık gelecekte çocuklarımızı kaybedeceğiz.

Siyaset literatürünü alt üst edecek 'çocuklarımız için' hareketi keşke bu ülkede büyüse...

Büyüse...

(Çocuğu olmayanlar yanlış anlamasın, derdim sadece toplumu yatayda kesen bir erdem, olgu arama hali. Oğlum Baran için seferber olacak tonlarca çocuksuz arkadaşım var zaten:)”