Zonguldak’a Fransız askerlerinin çıkarma yapması ve Atatürk’ün ‘Geldikleri gibi giderler’ sözüyle giriş yapmak istiyorum. Atatürk’ün bu sözü hangi şartlar altındayken söylediğini şöyle özetliyeyim…
Mondros Ateşkes Antlaşması kayıtsız şartsız teslimi ifade eden bir ibret vesikası olarak tarihteki yerini çoktan almıştı. I. Dünya Savaşı henüz sürerken İtilaf Devletleri kendi aralarında Osmanlı topraklarının nasıl pay edileceğine ilişkin gizli paylaşım planları ve anlaşmaları bile yapmışlardı. Bu sebeple Mondros Ateşkes Anlaşması hükümleri içerisine işgalleri kolaylaştırıp, karşı koymalara engel teşkil edecek olan maddeler de yerleştirmeyi ihmal etmemişlerdi. Ve nihayet İtilaf Devletleri’ne ait büyük bir filo İstanbul’a demir atarak Osmanlı’ya yaklaşık olarak beş yüz yıl başkentlik yapmış olan bu şehri işgal etmişti.
13 Kasım 1918 tarihi müttefik devletlerin İstanbul’ a girdiği günlere tekabül etmekteydi. İngiliz donanmasına ait zırhlılar İstanbul Boğazına girip buraya demirlemiş toplarını Osmanlı Devletinin merkezi karargahı olan Dolmabahçe Sarayına çevirmişti. Durum hiç de iç açıcı değildi. Devlet tüm siyasi ve mülki idareleri ile işgal güçlerine teslim olmuş ve ağır şatlar içeren Mondoros Mütarekesi hükümleri çerçevesi içerisinde işgalci Müttefik Devletlerden gelecek direktiflere boyun bükmekten başkaca bir varlık gösteremiyordu. İşte bu sırada yaveri Salih Bozok’un gözyaşları içinde Mustafa Kemal'e dönerek Boğaza demirlemiş İngiliz zırhlılarını göstermesi üzerine Mustafa Kemal: “Geldikleri gibi giderler” demiş böylelikle ülkenin bir gün yüce Türk milletinin gücüyle bağımsızlığına kavuşacağına dair inancı dile getirmiştir. 8 Mart 1920’de Zonguldak’a asker çıkaran Fransızlar da geldikleri gibi gitmişlerdir.
Türkler yabancı halkı çok severler, sevmekten öte hayrandırlar, ancak kendi topraklarında yabancı askerleri hiç sevmezler. Zonguldak, kuruluş tarihi boyunca madenlerini, yabancı sermaye himayesi altında veya yabancı sermaye ortaklığı ile çıkarmış olmasının bedelini ve zararını çekmiş olsa bile, madalyanın diğer tarafından bakarsak. Maden çıkarma tekniklerinin ve modern madenciliğe geçişin yine yabancılar tarafından öğrenildiğini de kabul etmek gerekir. İşi daha basite indirecek olursak, bugün tarihimize ve geçmişimize ait günümüze taşınmış fotoğrafların, o yıllarda dünyada zor temin edilen fotoğraf makineleri sayesinde çok erken belgelemiş olmasını da bu şehre bir şekilde gelmiş yabancıların sayesinde olduğunu da kabul etmemiz gerekir.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra Zonguldak’ı terk etmek zorunda kalan yabancılar verdiklerinin fazlasını zaten almışlar, ülkelerine geri dönüşlerinde de geride bıraktıkları mallarının bedelini, T.B.M.M. tarafından kuruşu kuruşuna geri almışlardır.
MİLLİ MÜCADELEDE ZONGULDAK’IN ÖNEMİ…
Zonguldak ve çevresi her şeyden önce bir hammadde deposudur. Yer altı kömür rezervleriyle doludur. Bu rezervler 1848 (yada 1845)’den itibaren işletmeye açılmış, milli mücadele yıllarında da faal olarak çalışmıştır.
19. yy. Avrupa sanayi devrimi yaşanmıştır. Demir olmayınca makine yapılamaz bu nedenle kömür çıkarma bir sanayi dalı olarak gelişmeye başladı. Zira buhar makineleri ve dokuma iş kollarının enerji kaynağının kömür olması sebebiyle kömür Sanayi Devriminde önemli bir öğe durumuna yükseldi Yine demiryolu yapımına hız verilmesi de kömüre olan ihtiyacı arttırmıştır. Zira tren vogonlarını çeken lokomotifin enerji kaynağı kömür idi. Zonguldak kömür havzasıyla ilk ilgilenen ülke İngiltere olmuştur. Ekonomik zorluklar nedeniyle havza ilk defa 1849-1856 yılları arasında yıllığı 30 bin kuruşa İngiltere’ye kiralandı. Havzada üretilen kömürün %40’nın ithalatına izin verilmesiyle de havza yabancı sermaye akımına uğradı.
Kuva-yı Milliye takviye için İstanbul’dan yüklenen motorlar ve vapurlar özellikle Ereğli, İnebolu, Karasu gibi limanlara gelmekteydi. Ayrıca 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova antlaşması gereğince Rusya’dan gelen silah ve mühimmat yardımı önce Karadeniz’de Trabzon’a sonra da İnebolu, Bartın, Zonguldak, Ereğli üzerinden Batı cephesine gönderiliyordu. Genel olarak deniz yolu nakliyatı Zonguldak ve çevresinden geçerek İnebolu’ya ulaşmaktaydı, ki Batı Karadeniz’in İgne adadan Sinop ’a kadar tek doğa limanı Zonguldak/Ereğli limanıdır. Ereğli limanı Karadeniz’in dalgalarına kapalı olması sebebiyle deniz ulaşımı bakımından çok elverişli bir konumdadır.
Kuva-yı Milliye kömür ihtiyaçlarını buradan temin etmiştir. İstanbul-Ankara arasındaki yörenin en kısa yolu da Zonguldak ve çevresi üzerinden geçmekteydi. Milli mücadelede bir dış cephe durumunda olan Zonguldak ve çevresi üzerinden İstanbul Hükümeti ve işgal kuvvetleri tarafından gelecek tehlikelere karşı Ankara’nın korunması önem taşıyordu. Zonguldak-Devrek, Devrek-Gerede Dağ yolu ile Ankara ile telefon ve telgraf haberleşmesi sağlanmaktaydı. İtilaf devletleri açısından da Zonguldak ve çevresi bir ikmal limanı olması bakımından önemli idi.
İtilaf Devletleri Zonguldak’ ı alıp Kastamonu’ya ulaşabilecekler böylece İstanbul-Ankara arası deniz yolu denetim altına alınıp T.B.M.M’ nin önemli bir ikmal yolu kesilecekti. Dolayısıyla da İstanbul ve Doğu Karadeniz den Kuva-yı Milliye’ ye gelecek yardımlar son bulacaktı. Bu nedenle Zonguldak iktisadi ehemmiyeti büyük olan bir ildir.
ZONGULDAK’IN FRANSIZLAR TARAFINDAN İŞGALİ (8 MART 1920)
1918-1922 yılları arasında siyasi çekişmeler ve çalkantılar nedeniyle kömür üretim sahasında üretim yavaşladı. İtilaf Devletlerinin göz koyduğu havzaya ilk işgal girişimi Fransızlardan oldu ve nitekim 10 Haziran 1919 tarihinde Fransız harp bakanlığından gönderilen gizli telgrafta Fransız donanmasının ve İstanbul’un kömür ihtiyaçlarının temin edildiği Zonguldak’ ın korunması gayesiyle yöreye asker çıkarılacağı bildirildi.
Şehirde yabancı ve Müslüman olmayan zenginler, işgalci Fransızlarla işbirliği yaparlarken, yerli halk bu durum karşısında ilk başlarda hiçbir direnişte bulunmadı. Fransa da kısa sürede Kozlu ve Üzülmez kömür ocaklarının denetimini ve şehir merkezinin denetimini hiçbir direnişle karşılaşmadan eline aldı. Bunun nedeni Fransa yöreye asker çıkardığında yeterli sayıda milli güç olmadığından bir direnişte olmadı. Direniş olmayınca Fransa askerlerini başka cephelere kaydırmaya başladı. Yörede ki milli mücadele ise 1919 yılı sonunda başladı.
Yörede Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ve 1920’de de Kuva-yı Milliye harekete geçti. Fransa emperyalist gaye için 8 Haziran 1919 tarihinde Zonguldak/Ereğli bölgesi işgal edilmiştir. Fransızlar bu hareketlerinde İngiltere’den önce kömür rezervlerine ulaşmak ve İstanbul’la Anadolu’nun denizden olan münasebetini kesmek için yapmıştır ki milli mücadele dönemi boyunca İstanbul, Ereğli, Zonguldak, İnebolu, Samsun ve Trabzon limanları deniz nakliyatı açısından önemli idi Bu arada Fransızların işgali sonucunda Bolu da 3 Temmuz 1920’de Bolu isyanı çıkmıştır. Bunun peşine Düzce Gerede isyanları da yaşanmıştır. Eğer gerekli tedbirler alınmasaydı Fransa bu isyancılarla birleşip Ankara’ya yürüyebilirlerdi. Fransızlar korsanlık ve haydutluk olayları karşısında menfaatlerini korumak maksadıyla Heraklia tepesine asker çıkaracaklarını açıkladılar ve aynı gün Ereğli işgal edildi. (8 Haziran 1920) T.B.M.M ’nın ve Kuva-yı Milliye’nin aldığı tedbirler sonucunda 18 Haziran 1920 tarihinde düşman kuvvetleri Ereğli’den çekilmiştir. Fakat bu seferde 18 Haziran 1920 tarihinde Zonguldak işgal edildi. M. Kemal’ in emriyle Fransa’ya karşı savaş ilan edildi ve tüm Türk kuvvetlerinin savaş haline geçmesi emredildi. (18 Haziran 1920)
Ama Zonguldak’ta ki halkın galeyana gelememesi sebebiyle yine bir direniş olmadı. Kısa sürede Fransızlar başlarında kumandan Martin’le birlikte 800 piyade ve gemi ile 200 askerle şehre hakim oldular. Bu kuvvetler de devamlı takviye edildi. Fransızlar denizden gelen bir saldırıyı önlemek için 2 gemiyi limana yerleştirdiler. Şehrin önemli mevkiiler kazılıp tel örgüyle çevrildi. Önemli mevkiiler makinalı tüfeklerle desteklenmekteydi.
BAĞIMSIZ MUTESARRIFLIK VE FRANSIZLARIN GERİ ÇEKİLMESİ…
Zonguldak ’a sevk edilen ordunun başında Cevat Rıfat Bey var idi. Zonguldak Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bir takım İslami beyannameler yayınlayarak Fransız askerlerinin içindeki Müslüman Cezayir ve Tunus askerlerinin Türk saflarına geçmesini sağladılar. “Müslüman kardeştir, kardeş kardeşin kanının akıtmaz” gibi bu türden beyannameler etkili olmuştur. Fransız ordusunun 1/3 Fransız, 2/3’ü ise Tunus ve Cezayirli idi.
Yavaş yavaş şehirde Türk direnişi baş göstermeye başladı. İşgalden 23 gün sonra 1 Nisan 1920’de Zonguldak Bağımsız Mutasarrıflık haline getirildi. Milli mücadele ruhunu açığa çıkarmak oldukça zor oldu çünkü, Zonguldak farklı görüş ve inançlara sahip insanların barındığı karışık bir şehirdi. Mutasarrıf ve çevresindekiler İstanbul Hükümetini tutuyor, halk ise Ankara Hükümetini tutuyordu.
Kuva-yı Milliye ve Cevat Rıfat Beyin vermiş olduğu savunmalar sonucunda iyice yılan Fransa 21 Haziran 1921’de Zonguldak’tan çekilmek zorunda kaldılar. Fransız askerlerinin çoğunluğunu Cezayir uyruklu müslümanların oluşturması da Zonguldak’tan ayrılırken herhengi bir çatışma olmamasında da etkili oldu. Fransız askerler Zonguldak’tan sonra önce İstanbul’a gittiler, daha sonra da yurdumuzu terk etmek zorunda kaldılar…
Yardımcı Kaynaklar…
Zonguldak Nostalji
zonguldaknostalji.com
ataturkinkilaplari.com
Çiğdem Demir