Hani derler ya:


“Lafa bakarım ‘laf mı?’ diye, bir de adama bakarım ‘adam mı?’ diye!”


Bizimkisi o hesap.


Bir siyasetçiye bakıyoruz “siyasetçi mi?” diye, bir yaptığına bakıyoruz “siyaset mi?” diye…


Zonguldak adına siyaset yapan herkesin siyasetten ne anladığını, ne çıkardığını merak ediyoruz.


Manzara ortada…


Herkesin gördüğü ortada…


Yapılan ne varsa, söylenen ne varsa, hepsi iyi ya da kötü siyaset adına yapılıyor.


Biz ise, daha çok sonuca bakıyoruz.


Sonuç pek iyi değil.


İyi olsa, zaten manzara böyle olmazdı.



Zonguldak’ta siyaset yapanların hepsine bakalım…


Kaçı, gerçek anlamda koltuğunu doldurabiliyor?


Kaçı, seçilmeden önce söylemlerinin yarısını yerine getirebiliyor?


Kaçı, sorunlardan haberdar?


Kaçı, çözüm yollarını zorluyor?


Kaçı, seçilirken gösterdiği özveriyi sorunların çözümüne katkı vermek için koyuyor?


Kaçı, akraba-eş-dost ilişkilerini, şahsi işlerinden çok kentin işleri için değerlendiriyor?


Kaçı, gerçekten samimi?


Kaçı, gerçekten kabiliyetli?


Kaçı, hizmet söz konusu olduğunda risk alabiliyor?


Kaçı, hizmet söz konusu olduğunda tüm karşı görüşlerin görüşlerinden korkmadan adım atabiliyor?


Kaçı, hizmet söz konusu olduğunda eleştirilere tahammül edebiliyor?


Kaçı, kitleleri ve meslek odalarının sorunlarıyla gerçekten ilgileniyor?


Kaçı, siyaseti sadece gazetelere çıkmak için yapmıyor?


Kaçı, bu işi kimlik için, şahsiyet kazanmak için yapmıyor?


Kaçı, halkın karşısında başka, partisinde başka konuşmuyor?


Sayın…


Belki birkaç tane bulabilirsiniz.



Zonguldak’ta siyaset yapanların, siyaset yaptığını zannedenlerin ve siyaset yapacağını iddia edenlerin unuttuğu, ilgilenmediği konulardan biridir çalışma dünyası.


Onlar; fabrikalara, işyerlerine ve işletmeleri temsil eden esnaf odalarına, TSO’lara ve benzer yerlere sadece oy istemek için giderler.


Zaman zaman rutin ziyaretler yaparlar.


Zaman zaman “parti çalışıyor” görüntüsü vermeye çalışırlar.


Ancak gerçek manada esnafın ve işverenlerin, çalışanların bir sorununu ele alıp sonuçlandırabildikleri pek görülmemiştir.


Geçmişte yaşadığımız birkaç güzel örnek dışında bu yönde baskın bir çağrıları ve sonuca etki eden çıkışları da pek yoktur.


Aklımıza ilk gelen en güzel örneklerden biri de, muhalefet partisi milletvekili olmasına karşın 22’nci Dönem Milletvekili Harun Akın’ın Maden Kanunu için ortaya koyduğu mücadeledir.


Akın, o günkü çıkışıyla bir muhalefet partisi milletvekilinin kentin aleyhine olan bir düzenlemenin yönünü ne oranda değiştirilebileceğini göstermişti.


O günkü çıkış, muhalefetin kent adına neler yapılabileceği adına güzel bir örnekti.


Çalışma dünyasına gelelim.


İşverenlere…


Çalışanlara…


Onlar yalnız…


İlgisiz…


Onlar, en yalnız günlerini yaşıyorlar.


Tüm siyasetçiler onların anasını soruyor.


Onların babasını soran siyasetçi yok!



Nereden geldik bu konuya?


HEMA’dan…


Nereden geldik bu konuya?


Yusuf Günay’dan…


Soma faciasının ardından yaşanabilecek bir olumsuzluk karşısında cezaevine düşmekten korkan TTK yöneticileri, HEMA’nın Kandilli İşletmesi’nde bazı aksaklılar görmüş.


Bazı alanlarda üretimin durdurulmasını istemişler.


Bugüne kadar görmedikleri eksikleri birden bire görmeleri güzel…


Daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri inceleme yapmış.


İki denetimde de firmaya teşekkür etmişler.


Orası zaten ayrı bir çelişki…


TTK’nın tutumundan rahatsız olduğunu belirten HEMA, “850 işçiyi çıkarıp ocağı kapatıyoruz” diyor.


İşçi çıkarmalara da başlamışlar çoktan.


HEMA’nın tavrından “blöf” aksa da, ortada bir sorun olduğu kesin.



Yusuf Günay, Zonguldak’ın içini bilen, kararlı ve düzenli çalışan işadamı olarak tanınır.


Zonguldak’a ciddi istihdam kazandırmanın ötesinde, kentin Zonguldak dışına açılan, dünyaya açılan birkaç işletmesinden biri olan Arı Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı.


Yıllardır bu yönde önemli fikirlerini paylaştı.


Öznur Güneş arkadaşımızın sorularına verdiği yanıtlar çok önemli.


Soma’da yaşanan maden kazasından sonra maden işletmecilerinin yaşadıklarını özetliyor.


Diyor ki:


“Madenciler, bu ülkeye sanki hizmet eden değil de, ülkeyi batırmaya çalışan insanlar muamelesi gördüler. Kömürü kalorifer kazanında bile görmeyen insanların yorumları, hükümler vermesi bizi yaralıyor.”


Diyor ki:


“Bizler de önümüzü çok aydınlık görmüyoruz. Hem çalış, çalıştır, hem de kötü adam olmak istemiyoruz. Hepimiz maden sahasından çekiliriz; o çok konuşan, bildiğini iddia eden insanlar gelsinler, buyursunlar, çalıştırsınlar.”



Siyasetten medyaya, iş dünyasından bürokrasiye de önemli bir mesaj veriyor.


Diyor ki:


“Karabulutları Zonguldak’ın üzerinde gezdiren insanlar, eğer Zonguldak’ı seviyorlarsa, böyle yapmamalarını, böyle konuşmamalarını istiyorum.


Zonguldak’a kim bir yatırım yapıyorsa, Zonguldak’ı seven odur.


‘Zonguldaklıyım’ diyenleri, Zonguldak’a yatırım yapmaya davet ediyorum.”


Buradaki yatırımı “işletme” olarak değil de, öncelikle “fikri yatırım” olarak algılıyoruz.


Öyle algılanması gerektiğini görüyoruz.



Bu kentte siyaset yapan, yaptığını zannedenlerin ısrarlı bir şekilde asıl eğilmesi gereken konulardan biri kent ekonomisi.


Yıllardır söylüyoruz.


Bir kez daha söyleyelim.


Bu kentte yatırım yapmış, yapmayı düşünen, büyük ve küçük işletmeler yıllardır yalnız.


TTK ve Erdemir üzerinden siyaset yapmakla olmuyor bu işler.


Kamu ve özel diğer işletmelerin genel müdürlerini, patronlarını arayıp, iş gördürmekle, seçimde destek istemekle, yakınlarını işe koymakla da olmuyor?


Siyaset, bu konularda tembel…


Umurunda değil.


Hal böyle olunca, esnaf ve iş camiasını buluşturan çatı örgütler de korkak oluyor.


Pısırık kalıyor.



İşte kentin önünü tıkayan gerçek konu mankenleri!


Siyasetçiler!


Onların siyaset anlayışı!