Zonguldak’ta hemen her alanda kalite düşüyor.


Siyasette, ticarette, bürokraside, sivil toplum örgütlerinde…


Protokol masalarına bakıyoruz… Kentin eşrafı yok…


Eşrafı olmayan kent olur mu? Akil insanları, ağabeyleri olmayan kent olur mu?


24 yıl önce bu mesleğe başladığımda siyasette Veysel Atasoy, Ömer Barutçu, Köksal Toptan gibi ağırlığı olan isimler vardı.


O isimlerden sadece Köksal Toptan kaldı.


O dönemin siyaset geleneğine göre tüm partilerde, çok etkili il ve ilçe başkanları vardı.


Sendika başkanları vardı. Rahmetli Şemsi Denizer vardı.


Esnaf Kefalet Başkanı rahmetli Temel Özdemir’di.


Şoförler Odası Başkanı rahmetli Kamil Furtun’du.


Bu isimlerin çok ciddi ağırlıkları vardı.


Eşraf vardı.


Milletvekilleri, bakanlar, o yörenin eşrafıyla politika yaparlardı.


Seçilmişler, kendi sorunlarından çok kentin sorunlarıyla ilgilenirlerdi.


Devir değişti. Önce sivil toplum örgütlerinin başkanları değişti.


Kalite düştü. Seviye düştü.


Sonra milletvekilleri değişti.


Protokol masalarına bakıyorum. Bırakın o masada oturmayı, o salonda olmayı hak etmeyen insanlar protokolde yer alıyor.


Sonra, “Niye yolumuz yapılmıyor, niye tünelimiz açılmıyor?” diye bağırıyoruz.


Gaipten gelen sesi aktarıyorum sizlere: “Sizin yolunuzun…”


Zonguldak’ta iktidar zayıf…


Muhalefet hiç yok. Bakın CHP’ye... Milletvekilimiz Prof. Dr. Mehmet Haberal, kendi sorunlarından, kentin sorunlarıyla ilgilenemiyor ki…


Ali İhsan Köktürk de, Mehmet Haberal’ın peşinden ayrılmıyor.


MHP dersen şu sıralar, “Ekmeleddin, Ekmeleddin, bizi neden beklettin?” şiirini ezberliyor.


Düşünün ya… Bırakın Hasan Gemici’yi, Güneş Müftüoğlu’nu…


Ali Uzun’u, Necdet Yazıcı’yı, Polat Türkmen’i bile arıyoruz.


İşin özü… Kalite düştü… Kimse kusura bakmasın…



Kıssadan Hisse: Değerini bilmek…



Mısır ülkesinde İslamiyet’in ilk dönemlerine ünlü Sufi bilge Dhu Nun yaşarmış. Dhu Nun ve diğer bilge Sufiler hakkında genç cahil bir adam, bilip bilmeden ileri geri konuşuyormuş. Dhu Nun, adama küçük bir ders vermek için genç adamı yanına çağırmış. Parmağındaki yüzüğü çıkarıp adama vermiş ve demiş ki:


“Al bu yüzüğü pazara git ve 1 dirheme (gümüş sikke) sat!”


Genç adam, Sufi’nin dediğini yapmış. Pazara gitmiş, yüzüğü 1 akçeye satmaya çalışmış, gel gör ki kimse yüzüğe 1 dirhem dahi vermemiş. Genç adam üzgün bir şeklide Dhu Nun’un yanına geri dönmüş ve pazarda olanları anlatmış. Bunun üzerine Dhu Nun, ona şöyle demiş:


“Şimdi bir de kuyumcuya git ve yüzüğün değerinin aslında ne kadar olduğunu sor!”


Genç adam kuyumcuya gitmiş. Kuyumcu, “Böyle değerli bir yüzüğü nereden buldun?” diye sormuş ve yüzüğe tam 10 dinar (altın sikke) değer biçmiş. Genç adam şaşkınlık içinde Dhu Nun’un yanına geri dönmüş ve kuyumcuda olanları anlatmış. Dhu Nun, genç adama son olarak şu sözleri söylemiş:


“Senin Sufiler hakkındaki bilgin, pazardaki insanların bu yüzük hakkındaki bilgisi kadardır.”


Hayatın akışında bilginiz olmadığı konularda dahi fikir yürütüp gerçek değerini bilmeden önyargılarla insanları yanlış değerlendirebilirsiniz ya da siz ne kadar bilgili de olsanız, cehaletin hakim olduğu bir toplulukta size hak ettiğiniz değer verilmeyebilir.



Günün Sözü:



Hayat oyunu iyi bir ele sahip olmak değil, kötü bir eli iyi oynamaktır.


H. T. Leslie