Zonguldak’ta,
Köşe başlarının tutulmasının yanı sıra,
Belediyeye de,
Hemşehricilik belası bulaştı.
Zonguldak’ta yaşayıp,
‘Zonguldaklıyım’ diyemeyenler,
Zonguldak Belediyesi’nde,
Aldığı maaş ile,
Trabzon’a,
Vakfıkebir’e,
Ya da Melek Mosso konserine gidiyor.
Biz,
Zonguldak halkının çıkarlarını savunmak için,
Yazıp çizince,
Bize ‘şovenist’ diyenler,
İşçi alımlarında,
Trabzonluluk veya Vakfıkebirlilik arayan,
Tahsin Erdem’e,
Hiçbir şey diyemiyor.
Geçmişte,
Akın Kavi,
Benim hakkımda suç duyurusunda bulunmuştu.
Beni ‘mikro milliyetçilik yapıyor’ diye suçlamıştı.
Yani ne yapacağız?
Zonguldaklı bir gazeteci,
Trabzon’un çıkarlarını mı gözetmeliydi?
Tabii ki Zonguldak’ın ve Zonguldaklının hakları için,
Mücadele edeceğiz.
Tahsin Erdem,
En son işçi alımında,
Yusuf Özkul’u aldı.
Özkul,
55 yaşını geçkin.
Dans hocası olarak,
BKM’de masa verdiler.
Özkul’un en büyük özelliği,
Vakfıkebirli ve CHP’li olması.
Bir genç istihdam etmek yerine,
Hemşehrisini seçti.
Daha profesyonel horon tepmek için,
Yusuf Özkul seçildi anlaşılan.
Öyle Zonguldak yerlilerine ekmek bile vermiyorlar.
Bu kentin çocuklarını sindirmeye çalışıyorlar.
Bu kentin çocuklarını,
Kimse,
Öz yurdu garip,
Öz yurdunda parya göremez!
Öyleyse biz de,
Yeni bir kanun açıklıyoruz.
Hani KVKK vardı ya!
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu!
Biz de,
Kıvırcıkları Vakfıkebirlilerden Koruma Kanunu’nu (KVKK),
Yürürlüğe sokuyoruz.
Bir olay olduğunda,
Kitabı açıp,
Bu kanunu okuyacağız.
Ona göre yargılayacağız.
Ona göre yargı dağıtacağız.
Muhasebemizi ona göre yapacağız.
Mükellefiyet dönemi geride kaldı!
Zonguldaklıları hor görme,
Dayak atma,
Zorbalık yapma devri geçti.
Ahmet Yılmaz,
Kellefiyet Şiirinde şu ifadeleri kullanıyor;
“Kimimiz kaçtı, yakalandı, dövüldü.
Kimimiz hapislerde çürüdü.
Karımıza, bacımıza el attılar;
Nâmuslarını koruyamayanlar ilmiklerini Ağaçlara astılar!
Zar zor öğrettiler bize ameleliği,
Gözümüzde tüterken köyümüzün
Rüzgârda uçuşan sarı başaklı ekinleri
*
Nerdesin Allah’ım?
Nerdesin?
Bize bu acıyı yaşatan Kellefiyet’in
Allah belâsını versin!..”
*
Mükellefiyet,
Kellefiyet devrileri sona erdi.
Mükemmeliyet dönemindeyiz…
* * * * * * * * *
Bugün,
Babam Emin Yaşar Karamalak’ın doğum günü.
Babam yaşasaydı,
Bugün 65 yaşında olacaktı.
Dünya sürgününü bitirdi.
Bu kayıp,
Benim açımdan bir kişinin kaybı değildi.
Üç kişiyi aynı anda kaybettim.
Babamı,
En yakın arkadaşımı,
Ve iş arkadaşımı.
Zaman her şeyin ilacı!
Ancak,
Zamanla özlem de giderek artıyor.
Bir toprağa ‘baba’ demek tuhafıma gidiyor.
Bir intizar dinliyorum toprağın içinden.
Ufak bir dörtlükle babamı selamlayayım.
*
Bir romanda okumuştum!
‘Burnumun direkleri sızlıyor’ diye.
Ne sulandırarak beyazlaştırdığımız hayaller,
Ne çatımıza vuran sek yağmur suları,
Hayaletin dolaşıyor izbemde,
Biraz, ‘azıcık’ kaldı heybemde.
*
Potinlerin vardı ‘Tak tak’ vuran,
Sabah beş çayları!
Öyle ya gerçekten kan kırmızı ayları!
Sakal tıraşı keyiflerin falan!
Sabahları sulardık kan çiçeklerini.
Hayaletin dolaşıyor ofisimde!
Biraz, ‘azıcık’ kaldı heybemde.
*
Kan çiçekleri bitki örtümüz oldu.
Kandan kuşlar dallarımızda.
Bir gazeteci paltosu sırtımda,
Manşeti atıp gitmiş.
Büyük puntolarla ezdi beni.
Hayaleti dolaşıyor sokağımda.
Elinde sopa düşmanımı arıyor hala.
*
Ceketlerini, ayakkabılarını giyiyorum.
Ayakkabılarından aynı sesleri çıkarmaya çalışıyorum.
Eski köşe yazılarını okuyorum.
Aynı seda duyulmuyor artık.
Topraktan bir intizar dinliyorum.