AK Parti Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan, çevre yolunda son bir yıl içinde meydana gelen ve 3 kişinin hayatını kaybettiği kazaların ardından, Karayolları ve Devlet Su İşleri (DSİ) Kastamonu Bölge Müdürlerini Zonguldak’a davet etti.
Çağlayan’ın girişimiyle düzenlenen toplantıda, Karayolları ve DSİ’nin bütçelerini birleştirerek çevre yoluna şık ve kullanışlı bir üst geçit yapılması, üst geçidin yeri ve mimarisinin belirlenmesi amaçlandı.
Toplantı öncesinde Mustafa Çağlayan’ın, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’i telefonla arayarak; yapılması planlanan üst geçitle ilgili alınacak kararlarda belediyenin de sürece dahil olmasının önemli olduğunu ifade ettiği ve toplantıya katılmasının faydalı olacağını ilettiği öğrenildi.
Ancak toplantı sırasında beklenmedik bir kriz yaşandı. Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, kendisini toplantıya davet eden AK Parti İl Başkanı Mustafa Çağlayan’a yönelik sert ifadeler kullandı ve “Senin ne işin var burada?” diyerek tepki gösterdi.
Haber bu!
Diyaloglar ise şöyle!
Tahsin Erdem: “Bana burada izahat veriyorsun.”
Mustafa Çağlayan: “Ben sana izahat vermiyorum.”
Tahsin Erdem: “Bana neyi anlatıyorsun sen?”
Mustafa Çağlayan: “Bir saniye… Bir dakika, bir geldin. Zaten yüksekten başladın. Biz…” (sözü kesiliyor)
Tahsin Erdem: “Ben bir şey anlatıyorum bak, seninle en son telefonda ne konuştuk?”
Mustafa Çağlayan: “Ne konuştuk?”
Tahsin Erdem: “Buradan buraya değil mi?” (Tabletten görsel üzerinden konuşuluyor)
Mustafa Çağlayan: “Belediyenin tam arkasında, Karayolları Bölge Müdürümüz de gelecek, burada trafik kazaları yaşanıyor, siz de buranın belediye başkanısınız, gelin burada birlikte karar verin, elimizden gelen destek ne varsa verelim dedim.”
Tahsin Erdem: “Bunlar hiç hoş değil, sizlere de yakıştıramadım.”
Mustafa Çağlayan: “Sen buraya niye geldin?”
Tahsin Erdem: “Siyasi arkadaşımız, benim arkadaşım. Senin burada ne işin var kardeşim? Senin burada ne işin var ağabey? Sen ne sunumu yapıyorsun burada?”
Mustafa Çağlayan: “Ben sana sunum mu yapıyorum?”
Tahsin Erdem: “Hayır hayır…”
Mustafa Çağlayan: “Hayır, böyle bir şeyi kabul etmiyorum.”
Tahsin Erdem: “Bende kabul etmiyorum!”
Mustafa Çağlayan: “O zaman gelmeseydin! Niye geldin?”
Tahsin Erdem: “Sen bana neyin izahatını vermeye çalışıyorsun anlamadım!”
Mustafa Çağlayan: “Sen belediyeden buraya sen buraya niye geldin demeye mi geldin?”
Tahsin Erdem: “Hayır kardeşim bak, biz derenin o tarafına bakmak için buradayız. İl Başkanım burada, ben İl Başkanımı da onun için çağırdım. Gelin hep birlikte bakalım, Mustafa başkanım da baksın diye çağırdım. Burada öyle bir şey yok.”
Mustafa Çağlayan: “Sen bunu siyasi bir konuya çekip, bu hale getirmek için geldin.”
Tahsin Erdem: “Ben siyasi bir konuya çekmiyorum. Siyasinin işi yok burada.”
Mustafa Çağlayan: “Yok, yok… Niye geldiğin belli..”
Tahsin Erdem: “Anladın mı dediğimi? Burada siyasinin işi yok!”
Mustafa Çağlayan: “Öyle mi? “
Tahsin Erdem: “Evet, ben devletin yetkililerini alırım, görüş alışverişinde bulunurum. Ama seninle değil. Tamam mı arkadaşım? Hadi eyvallah!”
Tahsin Erdem, CHP İl Başkanı Devrim Dural ile birlikte geldiği toplantıda, Ak Parti İl Başkanı Mustafa Çağlayan’a “Senin burada ne işin var?” diyor!
Tahsin Erdem’in “Senin burada ne işin var?” dediği Mustafa Çağlayan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Zonguldak’taki siyasi temsilcisi!
Fıkra bu kadar!

Tahsin Erdem Kavşağı

Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem için, egolu, kibirli, kendini beğenmiş, sonradan değişmiş diyorduk ya!
AK Parti Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan ile yaşadığı diyalog, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in ne kadar egolu, ne kadar kibirli, ne kadar kendini beğenmiş, ne kadar sonradan değişmiş biri olduğunu görmüş olduk!
Sadece bu mu?
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Zonguldak’ın en başarısız, en egolu, en kibirli, en korkak Belediye Başkanı olarak tarihe geçti!
Tahsin Erdem o toplantıyı sabote için gelmeseydi!
Üstgeçit projesi veya önerisiyle gelseydi!
Olay bambaşka yere gidecekti!
Sen Karayolları ve DSİ Bölge Müdürleri önünde bu saygısızlığı yaparsan, şimdiki gibi ucube bir üst geçide layık görülürsün!
Senin egon ve kibrin yüzünden Zonguldak insanı cezalandırılır!
Hani biz “Ne günah işledik! Allah Zonguldak’ı Tahsin Erdem ile cezalandırıyor” diyoruz ya!
O gün, AK Parti Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan’a “Senin ne işin var burada?” diye höyküren, “Bundan sonra işim gücüm sensin Mustafa” diyen Tahsin Erdem, şimdilerde Mustafa Çağlayan’a el uzatıyor!
Zonguldak, Tahsin Erdem gibi geri vites yapan bir Belediye Başkanı görmedi!
Sen AK Parti Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan’a, bürokratların önünde laf söyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını makamından indir, Vali Osman Hacıbektaşoğlu ile itiş, sonra iktidardan kolaylık bekle!
Tahsin Erdem delikanlı gibi sözünü tutmalı!
“Bundan sonra işim gücüm sensin Mustafa” diyordu ya!
Mustafa Çağlayan’a “Ben devletin yetkililerini alırım, görüş alışverişinde bulunurum. Ama seninle değil. Tamam mı arkadaşım? Hadi eyvallah!” diyordu!
Tahsin Erdem, böyle devam etmeli!
Delikanlı adam sözünde durmalı!
Bir öyle, bir böyle konuşmamalı!
O nedenle Zonguldak Merkezdeki Uğur Mumcu Kavşağı’nın adı değiştirilmeli!
Fikrinden dönmediği için suikaste kurban giden Uğur Mumucu’nun adı döner kavşağa verilir mi?
Uğur Mumcu’nun adı daha düzgün, sabit bir noktaya verilmeli!
Uğur Mumcu Kavşağı’nın adı Tahsin Erdem Kavşağı olarak değiştirilmeli!
Tahsin Erdem Kavşağı!
Tahsin Erdem Döner Kavşağı!

Melih Başören’den mesaj var

“Ali Rıza Bey merhaba ;
Ben Melih Başören Makina Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanlığı görevini yürütüyorum.
Dün gece köşenizde bizimle ilgili yazdığınız yazıyı okudum. Eleştirilerinizin büyük çoğunluğunu olumlu karşılamakla birlikte durumu açıklama gereği de duydum.
Malumunuz AK Parti İl Başkanlığı yaklaşık 1 aylık süredir şubemizin bulunduğu binaya taşınma sürecinde ve bu süreç boyunca bina tadilatı süresince hemen hemen bütün hafriyat vb. inşaat ekipmanları asansörden indirilip çıkartılmış ve bu süre boyunca asansörün amacı dışında kullanılması kaynaklı çeşitli arızalarla karşılaşılmıştır. Komşuluk hukukumuz gereği süreç boyunca çalışma yapan ustalar dikkatli olmaları yönünde uyarılmışlarsa da çalışma koşullarının güçlükleri nedeniyle durum anlayışla karşılanmıştır. Gelinen noktada arızalara gerek kendi bünyemizdeki teknik görevli arkadaşlarımız (ki görevleri olmamasına rağmen) gerekse de asansör bakımcı firması sık sık aranarak müdahaleler yapılmış, arızalar en kısa sürede giderilmiştir . Asansörün sağlıklı çalışması bina yönetiminin sorumluluğunda olmakla birlikte kentimize ve sakini bulunduğumuz binaya karşı sorumluluğumuz gereği gerekli tüm çalışmaları elimizden gelenin fazlasıyla gösterdiğimizi bilmenizi ister saygılar sunarım.”
“Komşuluk hukuku” açıklamanın en değerli bölümüydü!
Sorunun karşılıklı anlayış ve diyalog ile çözüleceğini anlamış olduk!
Makina Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Melih Başören’e teşekkür ediyoruz!

Sokakta izi, örgütte yüzü yok!

Muhalefet bizde zaten zanaat!
Ama bazıları işi çocuk oyuncağına çevirmiş: masa kurulmuş, kadeh dolu, siyaset de masanın dibinde dönüyor.
CHP Devrek İlçe Başkanı Uğur Dikenli’nin muhalefeti tam bu model: Sokakta izi yok; örgütte yüzü yok, ama masada cümleler havada uçuşuyor, selfieler rekor kırıyor.
Sabah ayık kafayla mı yazılıyor, yoksa gece yarısı ‘bir kadeh daha’dan sonra mı ilham geliyor, vallahi ayırt etmek imkânsız artık.
İş masayla sınırlı değil ki.
Parti içi manzara desen, tam bir ‘herkes birbirinin kuyusunu kazıyor’ karnavalı.
Eski Belediye Başkanı Çetin Bozkurt’la husumet o kadar köklü ki, torunlara miras kalacak.
Kadın Kolları Başkanı ile gerilim mi?
O da bitmeyen dizi gibi, yeni sezon her an başlayabilir.
Yetmedi, Kadın Kolları’nı yönetemeyip resmen ikiye bölmüş: Bir tarafı “bizimkiler”, öbür tarafı “onlar”
Birleştirme görevi olan koltuk, bölme makinesi gibi çalışıyor.
Orada muhalefet değil, bildiğin kişisel intikam operasyonu var.
Kültür tarafı da cabası.
Sürekli kitap rafı pozu, ‘okuyorum bakın’ estetiği, kapak selfiesi…
Ama kültür dediğin, Instagram’da kapak göstermek değil; okuduğunu anlayıp, yarın öbür gün aynı masada kavga etmeden insanları bir arada tutabilmek.
Muhalefet; iki kadeh rakı sonrası ‘vay be ne cesur laf ettim’ diye göğsünü sıvazlamak değil.
Ertesi sabah da aynı cümlelerin arkasında durabilmek, hatta gerekirse özür dileyebilmek ister.
Parti yönetmek; masa donatmak, kadeh tokuşturmak değil; denge kurmak, kırılanları onarmak, bölünenleri birleştirmek ister.
Bugün Devrek’te CHP dağınık bir enkaz görünüyorsa,
Kadın Kolları resmen parçalanmışsa,
Eski-yeni herkes birbirine diş bileyip duruyorsa;
Suç dışarda, baskıda, susturmada falan değil.
Suç şurada:
Masadan kalkamayan, masanın başından inemeyen, masayı hayatının merkezi sanan bir İlçe Başkanlığı zihniyeti.
O masa dağılmadıkça Devrek’te muhalefet toparlanmaz.
Hesaplaşma bitmedikçe kavga bitmez.
Kavga bitmedikçe de millet bakar o masaya, “Bu mu lan bizim muhalefetimiz?” der, iki tek atar, kendi yoluna gider.
Masadan kalkmayı bilmeyene muhalefet değil, meyhane muhabbeti yakışır ancak.

Terzi’nin söküğü!

Devrek’te günlerdir konuşulan bir konu var.
İddialar var, eleştiriler var, sorular var.
Ama cevap yok.
AK Parti Devrek İlçe Başkanı Muharrem Terzi oralıkta yok.
Siyaset, sorun yokken görünmekle yapılmaz.
Siyaset, zor sorular geldiğinde ortaya çıkmakla yapılır.
Belediye Başkanı eleştiriliyor.
Kamuoyu açıklama bekliyor.
İlçe Başkanı susuyor.
Bu suskunluk;
ne vakar,
ne strateji,
ne de siyasi akıldır.
Bu suskunluk, sorumluluktan kaçıştır.
Susarak yönetici olunmaz.
Susan, yönetmez; seyirci olur.
Devrek halkı dedikodu değil, açıklama istiyor.
İlçe Başkanlığı da tam olarak bunun içindir.
Terzi, partisinin söküğünü diker!
Başkasını değil!

Kıssadan Hisse: Sen bilirsin

Vakti zamanında, buğdayın evde yıkanıp, güneşte kurutulup, değirmende öğütüldüğü o günlerde köyün birinin yakınlarında bir değirmen varmış.
Çevre köyün halkı da buğdaylarını götürür o değirmende öğütürlermiş.
Ama ne var ki, o değirmenlerin tozundan çok, kavgası eksik olmazmış.
Kimi “Ben önce geldim!” der, kimi “Benim buğdayım az, çabuk bitsin!” diye diretirmiş.
Değirmenci de, inatçı mı inatçı; “Benim dediğim dedik!” kimseye eyvallah etmeyen bir tipmiş...
Hal böyle olunca buğday öğütmek, deyim yerindeyse deveye hendek atlatmaktan zor olurmuş..
Bir gün, köyün birinde bir adam, evdeki buğdayı çuvala doldurmuş, atmış hayvanın sırtına, düşmüş değirmen yoluna.
Yol uzun, düşünce bol…Endişe ganiymiş…
“Değirmene varırım ama, ya buğdayı öğütemesem ?” diye iç çeker, kaygılanırmış.
Tam o sırada, yolda nur yüzlü, ak sakallı bir ihtiyarla karşılaşmış.
İhtiyar, “Hemşehrim, çok susadım, bir yudum suyun var mı?” deyince, adam matarayı çıkarıp tereddütsüz uzatmış.
Birlikte yol kenarında oturmuşlar, soluklanmışlar. Başlamışlar sohbete.
Laf lafı açmış, konu değirmene gelmiş.
Adam anlatmış dertli dertli:
“Orada her gün kavga, gürültü… Kimin sırası belli değil. Ne yapsam da buğdayı öğütebilsem bilmiyorum.” demiş…
İhtiyar gülümsemiş, sakalını sıvazlamış:
“Evladım,” demiş,
“Sen orada kim sana sataşırsa sataşsın, kim ne derse desin hiç tartışma.
Sadece ‘Sen bilirsin…’ de gerisine karışma.”
Adam bu sözü kulağına küpe etmiş.
Değirmene varınca yine aynı manzara:
Toz duman, gürültü, tartışma…
O, bir kenara çekilip başlamış beklemeye.
Bir süre sonra değirmenci gelmiş yanına;
“Ne bakıyon öyle hemşehrim?” demiş.
Adam naif bir edayla “Buğday öğüteceğim.” demiş.
Değirmenci hemen başlamış söylenmeye:
“Bugün çok işim var!... Sıra dolu, yarına kadar yetişmez!” deyince…
Adam sakin bir ses, yüzünde tebessüm: “Sen bilirsin…” demiş.
Değirmenci bir an durmuş. Aldığı cevap karşında biraz da şaşkın, sessizce adamın çuvalını sırtlamış, buğdayı değirmene boşaltmış.
Biraz sonra diğer müşteriler başlamışlar söylenmeye;
“Yahu o bizden sonra geldi, niye onun buğdayını öğütüyorsun? demişler.
Değirmenci gülmüş:
“Valla o bana ‘Sen bilirsin’ dedi. Ben de bildiğimi yapıyorum!” demiş.
O günden sonra değirmenle ilgili bir tartışma olsa; ”Sen bilirsin dersen değirmende kavga olmaz” demişler…
Herkes “Sen bilirsin” demeyi öğrenmiş. Ve değirmende kavga bitmiş..
Değirmende huzur, un gibi beyaz bir sessizlik başlamış.
Derler ki:
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır,
Yumuşak söz gönül kapısını aralar.”
Bazen lüzumsuz tartışmalara girmeden “Sen bilirsin” demek, bir dünya huzur getirir…
İnadı kırar, gönlü onarır …
Çünkü bilene değil, bileni bilene saygı gösteren toplum, huzuru un çuvalında değil, sözün bereketinde bulur.