Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Makine Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi ile yapılan asansör bakım sözleşmesini iptal edip İstanbul merkezli bir firmayla anlaşmıştır!
TMMOB Makine Mühendisleri Odası (MMO) Zonguldak Şubesi, deyim yerinde ise ortalığı ayağa kaldırdı!
Biz de kendilerine destek verdik!
Bir de ne görelim; Makine Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi’nin bulunduğu binanın asansörü çalışmıyor!
Kel başa şimşir tarak!
Böyle odaya böyle asansör!
Olacak iş mi bu?
Aslan yattığı yerden belli olur!
Siz merkezinizin bulunduğu binanın asansörünü çalıştıramazsanız, bu kentin asansör işine nasıl bakacaksınız?
İnsanlar size nasıl güvenecek?
Makine Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi’nin sesi en çok asansör bakım işi ellerinden gidince çıktı!
Makine Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi kentini değil, kendini düşünen bir oda çıktı!
İnşallah binalarındaki asansörü sağlıklı bir şekilde çalıştırırlar!
Yoksa bizim kalemimizden kurtulamazlar!
Demedi demeyin!
Düdüklü tencere!
TTK Genel Müdür Yardımcısı Fazlı Uncu’nun taraftarları, TTK Genel Müdürü Muharrem Kiraz’ı yemek için “Makine Mühendisinden TTK Genel Müdürü olur mu?” şeklinde bir tartışma başlattılar!
Fazlı Uncu’nun kardeşleri bizi ‘kafa’ya alamayınca ‘kafa’ya aldıkları kişiler üzerinden TTK Genel Müdürü Muharrem Kiraz’ı yıpratma çalışması yapıyorlar!
Yaşım ilerledikçe daha sakin, daha uslu bir gazeteci olma yolunda ilerliyorum!
Ama böyle ipe sapa gelmez iddialar ortaya atılınca, suçmuş gibi Devrekli vurgusu yapılınca deliriyorum!
O zaman hemen eski defterleri açasım geliyor!
Cemal Çebi’nin Fazlı Uncu’yu Zonguldak Tenis Deniz İhtisas Kulübü’nde döverken söylediği sözleri burada yazasım geliyor!
Hatta biri aradı, “Cemal Çebi, Fazlı Uncu’nun kafasına teflon tava ile vurdu! Fazlı Uncu’nun alnında ‘Mehtap’ yazıyordu” dedi!
“Mehtap ne alaka?” diye sordum!
“Teflon tavanın markası” dedi!
Türkçelik ve Sezgin markalı olanlar da var!
Bir de Emsan vardı!
O düdüklü tencereydi!
Karadon!
Donkara!
Ankara!
Deniz dalgalanınca!
Fazlı Bey çıkıyor Yalçın kayalıklara!
Yapmayın böyle şeyler!
Tayfun gibi eser fırtına!
Karısının yanında çalışan kişi!
Biz kimi eleştirsek Akın Kavi onu yalıyor!
Bu da bizim çok hoşumuza gidiyor!
Tahsin Erdem’i eleştiriyoruz!
Akın Kavi, hemen Tahsin Erdem’i yalıyor!
Muammer Avcı’yı eleştiriyoruz!
Akın Kavi, hemen Muammer Avcı’yı yalıyor!
Mesela Muammer Avcı ile ayrılardır görüşmüyorlar!
Avcı, Akın Kavi’ye kırmızı kart gösterdi!
Bize yazarak yeniden Muammer Avcı’ya yanlamaya çalışıyor!
Ancak Muammer Avcı kindar!
Akın Kavi’nin yazdığı yazıları unutmaz!
Bizim Tahsin Erdem ve Muammer Avcı’dan en ufak bir beklentimiz olmaz, olamaz!
Çünkü Tahsin Erdem ve Muammer Avcı çok tutumlu kişilerdir!
Çocuklarına vermeyen bize verir mi?
36 yıllık gazeteci, Zonguldak’ın en tutumlu iki ismi Tahsin Erdem ve Muammer Avcı’dan bir beklenti içinde olabilir mi?
Yaptığı tüm işleri batırıp karısının yanında çalışan birinden şehrin Belediye Başkanı ve Milletvekilinin alabileceği ne olabilir ki?
Ben biliyorum!
Ama buraya yazmam!
Hafta sonu fıkraları
Gergin bir hafta geçirdik!
O halde gülerek bitirelim!
Önce bir bürokrasi fıkrası:
Bir vatandaş devlet dairesine gider, dilekçe verir.
Memur bakar, kağıdı geri uzatır:
– “Bu dilekçe olmaz.”
Vatandaş sorar:
– “Neden?”
Memur cevap verir:
– “Çünkü bu dilekçede ‘arz ederim’ yazmışsınız.”
Vatandaş şaşırır:
– “E, ne yazacaktım?”
Memur ciddi ciddi söyler:
– “Biz üst makamız… ‘Rica ederim’ yazacaksınız.”
Vatandaş dilekçeyi düzeltir, tekrar uzatır.
Memur bu sefer yine geri verir:
– “Bu da olmaz.”
Vatandaş isyan eder:
– “Bu sefer ne oldu?”
Memur:
– “Bu dilekçe valiliğe gidecek. Valilik bizden üst makam…
Onlara ‘arz ederim’ demeniz gerekirdi.”
Vatandaş kafasını kaşır, dilekçeyi yırtar:
– “O zaman ben en iyisi dilekçeyi yazmayayım, siz birbirinize arz edin!”
Sonra bir seçim fıkrası:
Bir köyde seçim zamanı gelmiş.
Adaylardan biri köylülere söz veriyor:
– “Seçilirsem köyün yolunu asfalt yapacağım!”
Köylüler alkışlıyor.
İkinci aday çıkıyor:
– “Ben seçilirsem köye hastane yapacağım!”
Alkış daha da artıyor.
Üçüncü aday kürsüye çıkıyor, sakin sakin konuşuyor:
– “Ben seçilirsem… köye deniz getireceğim.”
Köylüler şaşkın:
– “Ama burası denizden çok uzak!”
Aday gülümseyip soruyor:
– “Peki siz asfaltı nerede gördünüz? Hastaneyi kim kullandı?”
Bir de siyasetçi fıkrası:
Bir siyasetçi köye gider, meydanda konuşur:
– “İktidara gelirsek köye köprü yapacağız!”
Köylülerden biri dayanamayıp sorar:
– “Ama beyim, burada dere yok ki…”
Siyasetçi hiç duraksamaz:
– “O zaman önce dereyi getiririz!”
Kıssadan Hisse: Kullar ödeyemez
Evliyadan birisinden, bir gün talebeleri şöyle bir istekte bulundular: "Efendim, size çok tesir eden bir hâdiseyi anlatır mısınız?" dediklerinde, başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlattı:
"Bir gün Mekke-i Mükerreme’de altın kesemi kaybetmiş, parasız kalmıştım. Basra’dan para bekliyordum. Saçım sakalım çok uzamıştı. Dolaşırken bir berber görüp içeri girdim ve dedim ki:
- Kardeşim. Paramı kaybettim. Hiç param yok. Allah rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?
Berber o anda birini tıraş ediyordu. Hemen adamın yanındaki boş koltuğu gösterip; "Buraya otur!" dedi ve onu bırakıp beni tıraş etmeye başladı. Adam itiraz etti.
Berber ona dedi ki:
- Kusura bakmayınız efendim. Sizi ücreti mukabilinde tıraş ediyorum. Ama bu genç Allah rızası için istedi, Allah için olan işler önceliklidir ve bir bedeli yoktur, yani Allah için olan işin bedelini kullar ödeyemez ve bilemez.
Berber tıraştan sonra, cebime zorla birkaç altın sokuşturdu ve dedi ki: “Acil ihtiyaçlarını karşılarsın, imkânım bu kadar kusura bakma!”
Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm. “Asla alamam.” dedi ve ekledi:
- Allah için olan işin bedelini kullar ödeyemez demedim mi ben? Var git işine, Allah selâmet versin.
Helâlleşip ondan ayrıldım. Aradan 40 sene geçtiği hâlde ona her gün dua ediyorum. Ona dua etmeye doyamıyorum bir türlü. Bazen geceleri bile kalkıp dua ediyorum.”