Zonguldak Merkez’deki değişim-dönüşüm devam ediyor.
Ancak...
CHP, Zonguldak’ta seçimi kazanabilmek için olmadık vaadler veriyor!
Fevkani Köprü’nün güçlendirmesini yapmayarak yıkılmasına neden olan CHP, köprüden boşalan alanlar için şimdiden sözler vermeye başlamış!
Acılık Deresi boyunca dükkanlar yapıp, esnafa verme hayali kuruyormuş! 
26 Mart 1989-27 Mart 1994 tarihleri arasında Zonguldak Belediye Başkanlığı yapan SHP’li Yüksel Aytaç, sabıkalı kişilere köşe başlarına büfe hakkı vermişti!
Ve kurulan bu büfeler, markete dönüştü!
"Kazanılan hak" diye kimse, bu büfeleri kaldıramadı!
Bu büfeler, hava paralarıyla el değiştirdi!
Şimdi Fevkani Köprü’den kazanılan alanı peşkeş çekme sırası CHP’ye mi gelecek?
Seçim masraflarını çıkarabilmek için belediye meclis üyeliklerini satışa çıkaran CHP yönetimi, dere kenarlarını da şimdiden pazarlayabilir!
Kendini yönetemeyen kişilerin, kenti yönetmeye talip olduğu bir dönemden geçiyoruz!
Aman Zonguldak...
Siyaset uğruna bir kentin yağmalanmasına izin vermeyelim.

Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü'nde göğüs göğüse mücadele!

Kültür ve Turizm Zonguldak İl Müdürlüğü'nde "sekreter" olarak çalışan Gülhan Yıldız, Kültür ve Turizm İl Müdürü Taner Dursun'a gelen eleştirilere göğsünü siper etmişti!
Kurumda işçi olarak çalışan biri, müdüre neden göğsünü siper eder?
Oysa İl Müdürü Taner Dursun, her yerde, “Benim arkamda Külliye var” filan diyordu!
Ama arkasından “Gülhan” çıktı!
Konuyu biraz araştırınca, önümüze Derviş hikayesi geldi!
Gülhan Yıldız hakkında çok sayıda şikayet dilekçesi geliyor!
Hem adli hem de idari soruşturmalar açılıyor!
Kültür ve Turizm İl  Müdürü Taner Dursun, adli ve idari soruşturmalarda sekreteri Gülhan Yıldız’a göğsünü siper etmiş!
CHP Merkez İlçe Başkanı Osman Zaimoğlu, Kültür ve Turizm İl Müdürü Taner Dursun’a yüklenince, Gülhan Yıldız, Taner Dursun için göğsünü siper etmiş!
Gülhan Yıldız, eski müdürlerinden Zekai Kasap’a, Kemal Akçay’a da göğsünü siper ederdi!
Bir imkan yaratıp Gülhan Yıldız’ı, "Kültür ve Turizm İl Müdürü" yapalım!
Kimse için göğsünü siper etmek zorunda kalmasın!
Şimdi “İşçiden müdür mü olur?” dediğinizi duyar gibiyim!
İşçiden "sekreter" oluyor da "müdür" niye olmasın?
Bu kadar müdürü idare etmesini bilen bir sekreter, hepsinden iyi müdürlük yapar!
Şaka bir yana, Kültür ve Turizm İl Müdürü Taner Dursun, işçi kadrosundaki sekreterinin sorunlarıyla boğuşmaktan, kentin kültür ve turizm sorunlarıyla ilgilenemiyor!
Her zaman yazdığım gibi...
Kültür ve Turizm İl Müdürleri açısından Zonguldak çok talihsiz!
Bu talihsizlik, göreve gelen müdürlerden mi kaynaklanıyor?
Yoksa müdürlükteki uğursuzluktan mı kaynaklanıyor?
Siz ne dersiniz?

Pavyona düşmüş kadın gibi!

Spor kulüplerinin taraftarları itici güçtür.
Zonguldak’ta muhteşem bir futbol seyircisi vardı.
Yıllar itibariyle sayısı o kadar azaldı ki...
Biletli seyirci sayımızla, tribün lideri sayımız neredeyse aynı oldu!
Zonguldak Kömürspor’un seyirci geliri yok denecek kadar az!
Olan gelir de tribün olaylarıyla kesiliyor!
Tribünlerin çıkardığı olaylar nedeniyle üstüne para veriyoruz!
Yani bizim seyircimizin Zonguldak Kömürspor’a karı yok, zararı var!
Peki, böyle sevgi mi olur?
İnsan, sevdiğine zarar verir mi?
Bizimki sevgi filan değil!
Hastalıklı bir ruh hali!
Zonguldak Kömürspor’u bir kadına benzetirim ben!
Kumar masasına düşmüş bir kadın gibi!
Pavyona düşmüş bir kadın gibi!
Herkes onunla içmek istiyor!
Mutlu olmak istiyor!
Herkes ona sahip olmak istiyor!
Kulüp, uzun yıllar bir ailenin elinde!
O aile, kimseye vermiyor!
Kentin takımı olsa, kötü yola mı düşerdi?

'Travesti' merak konusu oldu!

Zonguldak’ta gündem, travesti ile görüntüleri çıkan belediye başkan adayı oldu!
Bu millet, ne kadar meraklı arkadaş!
Devrek’ten dostlarım arıyor:
“Kim bu ya?”
Belediye başkan adayını mı merak ediyorlar, travestiyi mi?
Bence travestiyi merak ediyorlar!
"Travesti daha erkek" dedik ya...
Bakalım, travesti ile görüntüleri ortaya çıkan belediye başkan adayı bu işi nasıl çözecek?
Parası varken travestilerle olan, parayı düşürünce belediye başkan adayı olan siyasetçiye bol şans diliyoruz!

Sana taksim olan kısmet, gelir arayı arayı...

Semerkand’da bir semerci ustası, oğluyla beraber hem semer yapar hem de eskiyen semerleri tamir eder, baba-oğul hayatlarını böylece devam ettirirlermiş. Semerci ustası, mesleğinin alametlerinden olacak ki; çalışırken üzerinde oturduğu koltuğunu da semerden yapmış. Bu semerin gizli bir bölmesini de para kasası olarak kullanmaktaymış.
Fakat semerde kasa olduğunu oğlu bile bilmezmiş. Çalışılır kazanılır, paralar bu kasada biriktirilirmiş. Olacak bu ya, baba tüccarın bir aylığına Semerkand’dan ayrılması icap etmiş. Depodaki semerleri ve dükkânı oğluna emanet etmiş. Seyahate çıkmadan önce de oğluna, kendi kullandığı semerin asla satılmamasını sıkı sıkı tembihlemiş. Babası yokken oğul, babasının tembihlediği semerin haricindeki bütün semerleri satmış. Fakat bir akşam, yolcunun biri gelmiş ve semer almak istemiş. Adamın ısrarlarına dayanamayan oğul, "biraz da kar ederim" düşüncesiyle 10 akçe olan semeri 30 akçeye satıvermiş. Baba tüccar seyahatten döndüğünde, semerden yapma koltuğunun olmadığını görünce koltuğunun nerede olduğunu sormuş. Oğul, satmak zorunda kaldığını ama üç katı kar ettiğini heyecanla söyleyince, babası şaşkına dönmüş. Kimseye bir şey söylemese de için için yanmaya başlayan baba, işi gücü bırakmış… Semerkand, Buhara, gezmedik yer, uğramadık han bırakmamış. Ne çare ki, semerini bulamamış. Tüccarın kaç ay, kaç yıl gezdiği bilinmez. Ama yorulduğu belli ki şu beyit dökülmüş dilinden...
”Dizimde kalmadı takat, nasip arayı arayı...
Dolandırdı bizi kısmet, Semerkand’ı, Buhara’yı...”
Semeri bulamayacağına kanaat getiren baba, eve dönerek işe koyulmuş. Gel zaman git zaman, bir semer eskitecek kadar vakit geçmiş…
Bir gün, bir adam, semer tamir ettirmek için dükkana gelmiş. Semerci, yıllar önce kaybettiği semerini tanımış ama hiç belli etmemiş. Semer sahibine, “Bu semer çok eskimiş. Ben size yeni bir semer vereyim, bu bende kalsın ” deyip semeri geri almak istemiş. Bu duruma çok sevinen semer sahibi, yeni semeri alıp gitmiş. Hemen semerini kontrol eden adam, parasını yerinde görünce sevinmiş ve şu beyti mırıldanmış...
”Ne lazımdır sana gezmek, Semerkand’ı, Buhara’yı...
Sana taksim olan kısmet, gelir arayı arayı...” 
                                                                     (Alıntı)