Benim gibi düşüneceksin
Benim düşündüğüm gibi yazmalısın
Benim yerime düşünmelisin
Beni incitmeyecek yorumlar yapman lazım
Bizi şişirecek manşetler atmalısınız
Benim eksiklerimi değil, iyi yönlerimi göreceksin
Benim gibi düşünüyorsan, en dürüst gazeteci sensin
Beni şımartıyorsan, senden iyi gazeteci yok
Beni pohpohlamıyor, siyasetimi alkışlamıyorsan, o zaman senin başka beklentilerin, başka hesapların var
Benim yaptıklarımı bol bol, şişire şişire, abarta abarta yayınlamıyorsan, sen Zonguldak düşmanısın
Öyle bir defa, iki defa yetmez. Benim yaptıklarımı tekrar tekrar anlatmıyorsan ne değişti?
Benim gibi düşünüyor, yazıyor, yorumluyor, alkışlıyor veya sosyal medyadan yıkayıp yağlıyorsan sen süpersin
Benim gibi düşünüyorsan gerçek Zonguldaklısın
Benim gibi düşünmüyorsan, ötekisin
Benim gibi düşünmüyor, yazmıyor, alkışlamıyor, Facebookta beğenmiyorsan, sen de Zonguldak düşmanısın
Allahım
Sen affet!
Nedir bu başımıza gelenler?
Ortalık senci-benci dolu.
Ya tarafsın
Ya bertaraf
Kim olduğun, ne olduğun, ne çaldığın, hangi yalanı uydurduğun değil önemli olan.
Önemli olan; biri gibi olma, onun gibi düşünmek zorunda olmak!
Ya bendensin
Ya hiç
Benim gibi düşünüyorsan, süper doğrusun!
Benim gibi hareket etmiyorsan, vay senin!
Allahım
Sen affet!
İster sağdan olsun, ister soldan
İster ortacı olsun, ister yancı
Ortalık hasta ruhlu adamlarla dolu
Ağızlarından bal damlayan adamların, kadınların haline bakın.
Siyasette, siyaset-medya ilişkilerinde, siyaset-bürokrasi, bürokrasi-medya ilişkilerinde, siyaset-STK ilişkilerinde iş zıvanadan çıkmış durumda.
Belki zaten böyleydi.
Ancak yeniden görmek, yaşamak, tanık olmak acı
Aklınıza gelebilecek her noktada kendinden olmayanı, kendi gibi düşünmeyeni uzaklaştırma, ötekileştirme hastalığı toplumun tüm unsurlarını adeta bir kanser hücresi gibi sarmış.
Yıllardır aslında var olan ve son dönemde giderek katmerleşen, belki de daha legal hale getirilen bu anlayış sayesinde toplum adeta birbirini fişliyor.
Genelden yerele
Hiç fark etmiyor.
Hani bu işler daha önce de vardı, ancak daha bir olur yönü vardı.
Toplumdaki bloklaşma, kutuplaşma giderek artıyor.
Ve bizler medya mensubu olarak bunu çok fazla yaşıyoruz.
Siyasetçiler de, medya mensupları da, STKlar da, bürokrasi de kendi eliyle yarattığı veya katkı sunduğu, sesini çıkarmadığı o kirli düzenden nasiplenmeye çalışıyor.
Bunu neden anlatıyorum?
Sorgulamaya kendimizden başlayalım.
Beynini, vicdani inisiyatiften öte, başkası gibi düşünmeye zorlayan beyinler, ister akademik olsun, ister cahil, aynı şeyin laciverti gibi duruyor.
Zonguldakta bunu çok yaşıyoruz.
Bu ülkede ve bu kentte, ne yazık ki, gericilerin kafa yapısıyla hareket eden aydınlar da var.
At gözlüğü ile bakan
At gözlüğü ile bakmaya zorlayan
Kendi algısını, satmak istediğini toplumun genel görüşü gibi anlatmaya çalışan beyinler bunlar
İster dindar olun, ister ateist
İster sosyalist, ister faşist
Belki de hepimiz
Ve bizler, tüm taraflar, büyük bir çoğunluğumuz, aynı kirli düzenin içinde daha fazla kirlenmek için sürü psikolojisi ile gidiyoruz.
En acısı da ne biliyor musunuz?
Tapınırcasına; birilerinin, akımların, kişilerin peşinden gitmeyi ret ettiği halde, ağzından demokrasiyi, çoğulcu düşünceyi düşürmediği halde işine gelmeyince hedef yaptıkları kesimlerden bir farkı olmadığını gösterenleri izlemek
Ülke zaten böyle
Siyasi iklim de böyle
Zonguldak ne yapsın?
Bravo
Alkışlıyoruz
Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Yönetim Kurulu; CHP Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpcunun, Pusula Gazetesinde yer alan sendikalarına yönelik eleştirilerine karşı bir açıklama yaptı.
Açıklama şöyle:
Sayın Turpcu, özel bir maden ocağında çalışırken işini kaybeden ve haklarını alabilmek için çeşitli eylemler yapan maden işçilerine Sendikamızın destek vermediğini ve sorunun çözümünde devlet görevlileri kadar aktif davranmadığını iddia etmiştir.
Bu doğru değildir.
Biz GMİS Yönetim Kurulu olarak madenci arkadaşlarımızın her eyleminde yanlarında olduk.
Valilik önündeki eylemlerde, cadde üzerindeki eylemde ve işyerindeki eylemlerde oradaydık.
Gerek birebir görüşmelerimizde, gerekse basın önünde yapılan görüşmelerde desteğimizi ve çözüm önerilerimizi açıkça ifade ettik.
Devlet görevlileri ile sorunun çözümü için yaptığımız görüşmelerde de önerilerimizi sunduk ve bunları basın huzurunda da dile getirdik.
Devletin terör soruşturması nedeniyle kayyum atağı bir şirkette yaşanan sorunları çözmek elbette ki öncelikli olarak onların görevidir.
Biz de bunu bilerek çözüme katkı vermeye çalıştık.
Türk-İş ve Başbakan ile eylem yapan madenci arkadaşlar arasında iletişim sağladık.
Genel Maden İşçileri Sendikamız her zaman haklı ve meşru zeminde eylemler yapmış ve bu zeminde yapılan eylemlere destek vermiştir. Bundan sonra da böyle olacaktır.
Sendikalar demokratik kitle örgütleridir, her siyasi görüşten üyeleri vardır.
Sendikalar, işverenler ve yönetenler üzerinde çeşitli yöntemlerle ve eylemlerle baskı unsuru olarak sorunlarına çözüm üretirler.
Çözümler yine uzlaşma zemininde olur.
Amaç özel ya da kamu olsun işverenleri ve yönetenleri kırıp-dökmek, ilişkileri tahrip etmek değildir.
Sonuçta sendikalar talep eden kurumlardır.
Biz tarihimizin bize öğrettiği şekilde kendi işimizi yapıyoruz. Siyasetçilerimiz de kendi işini yapmalıdır.
Seçmenler işini yapabilenleri takdir eder.
Vay
Vay
Vay
Delikanlı sendika!
Sahi ya, sendika bu kadar işi yaparken, biz neredeydik?
Japonyada mı, Almanyada mı?
Ne güzel söylemişler:
Herkes işini yapsın
Zaten sendika kendi işi yapsa, bu işçilerin eş ve çocuklarının evine ekmek giderdi.
O bile gitmedi.
Sendika yönetimi, onarıma özeleştiri ile başlasa, daha iyi olurdu.
Şemdi Denizerin kemiklerini sızlattı.
Bir kez daha tebrik ediyoruz.
Bu zoru başardıkları için alkışlıyoruz.