Zonguldak Belediyesi’ne,
35 adet,
Süpürgeci alınacağı duyuruldu.
Haliyle,
İşsiz vatandaşlar,
Heyecana kapıldı.
İşe girecek çoğu kişi, “Kapağı belediyeye atayım da, daha sonra süpürgecilikten başka yere geçerim” kafasında olacak.
Bu kafa böyle olursa,
Temizlik işlerinde,
Yine aynı manzaralar olacak.
Öte yandan,
İşçi alımları için,
Temaslar,
Ve başvuru şartları,
Şifahen konuşulmaya başlanmış.
İşe girmek isteyenler,
Liman Arkası’nda,
Bir kahveciye davet ediliyor.
Burada,
‘Tahsin Erdem’e biat edeceksiniz. Ancak o şekilde işe girebilirsiniz’ deniyor.
CHP İl Başkanı Devrim Dural’ın bile,
Bu cümleyi kurduğu iddia edildi.
Belediye Başkanına,
Şehr-ül Emin derken,
Zonguldak’ın sefiri demeye başlayacağız sanırım.
Kurtlar Vadisi Zonguldak çekimleri başlamış anlaşılan.
Yahu,
Süpürgeci,
Tahsin Erdem’e biat etse ne olacak?
Etmese ne olacak?
İşçi değil de,
Militan alımları yapıyorlar sanki.
Biat cümlesini çıkaran ise,
Emirhan Erdem!
Kahvecide,
İşe girmek isteyenlere,
Bunu iletiyor.
Bundan sonra,
Bu cenahtan,
Duyulması muhtemel cümleler şöyle:
‘Biz racon değil kafa keseriz’.
‘Yengeye ‘Elif’ dedin ustağğğğ’.
‘İplikçi Nedim: Tamam canimmm. Veririm parani hem ne olacak ki 180 milyon lira.
Laz Ziya: Lira değil dolarrrrrr...’
‘Ne güzel Zonguldak beee’.
‘O tombalacı şişkosuyla çok geziyorsun Necmiiiii. İkiniz bir Zonguldak'a sığarsınız daaaa... Bir mezara sığmazsınız!’
* * * * * * * * * * *
Cyrano de Bergerac'ın,
Müthiş tiradına denk geldim.
Bana biraz,
Zonguldak sosyolojisinde,
Yaşadıklarımızı hatırlattı.
Sonu müthiş bir cümle ile bitiyor, “Varsın boyun olmasın bir Söğüt’ünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?”
Tirad,
Şöyle başlıyor.
*
Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi,
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!
Korkmak, tükenmek, bitmek…
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
İstemem! Eksik olsun!
İstemem! Eksik olsun!
Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…
Tek başına…
Özgür olmak…
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak…
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak…
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak…
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.
Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?