Yönetiminiz yumuşaksa sorunları çözemezsiniz.
Bizim gibi demokrasisi kağıt üzerinde olan, sistemin arızalı olduğu, sağlıklı işlemediği ülkelerde tatlı sert olmazsanız olmaz.
Yoksa etkili olamazsınız, taviz vermek zorunda kalırsınız ve insanlar başınıza çıkarlar.
Aynı şekilde bizim gazetecilikte de bu böyledir.
Gazetecinin eleştirisi sert değilse bir işe yaramaz.
Yumuşak eleştiri etkili olmaz, amacına ulaşmaz, sonuç vermez.
İdarecinin masaya yumruğu vurması gibi haber ve yorumlarınızla da vurdu mu ses getirmeniz lazım.
Tabi böyle gazetecilik yapabilmeniz için öncelikle ekonomik olarak bağımsız olmanız gerekiyor.
Ekonomik bağımsızlık da yetmez, ayrıca iktidarla iyi geçinmeniz şart.
Yani iktidarın dışında kime isterseniz sert eleştiri yapabilirsiniz.
İktidara yaptığınızda ve üzerine gittiğinizde devletin bazı kurumları harekete geçebilir, başınıza türlü işler gelebilir, defterleriniz incelenebilir, trilyonluk vergi cezalarına maruz kalabilirsiniz.
O nedenle gazeteler (özellikle resmi ilan alan gazeteler) yayınlarını bazı dengeleri gözeterek yapmak durumundadır.
Örneğin Valiliğe söyleyeceklerinizi uygun bir dille münasip bir şekilde söylemelisiniz.
Resmi ilan Valinin iki dudağının arasında, verirse verir, vermezse vermez, kimse de bir şey diyemez.
Valilikle tartışırsanız, kavga ederseniz ilanda sorun yaşarsınız.
Gazetenizi yaşatmak için buna dikkat etmek zorundasınız.
Dedim ya sonuçta bu işler demokrasiyle alakalı.
Bir de küçük yerde gazetecilik yapıyorsanız çevre şartlarına dikkat etmek zorundasınız.
Biz bunlara dikkat ediyoruz.
Lafımızı sakınmıyoruz, diyeceğimizi diyoruz ama çoğu zaman sert eleştiri yapmadan, dolaylı yoldan, ima yoluyla ve yumuşak sözlerle.
Bartın&[#]8217;da bizim yapamadığımızı İbrahim Balıkçı yapıyor.
Bartın&[#]8217;ın Sesi ve Meclisin Sesi Gazetelerinin Sahibi Balıkçı kim olursa olsun veriyor veriştiriyor, zehir zemberek konuşuyor, karşısındakini yerin dibine sokup çıkarıyor.
Dobra dobra konuşuyor, sizin, bizim, hepimizin söyleyemediklerini söylüyor, sert yazıyor, sert konuşuyor.
Bunu hakaret etmeden yaptığı sürece güzel bir gazetecilik örneği veriyor.
Ekonomik bağımlılığı yok, resmi ilan derdi yok, dünya yansa bir kalbur samanı yok.
Bu da ona serbest hareket etme şansı veriyor.
Balıkçı, değişik tarzı, vurucu üslubu ve cesaretli yayınlarıyla Bartın&[#]8217;da gazetecilik yapması gereken bir kişi.
Kemal Sönmez tarzı gazetecilik yapıyor.
Şafak Güngör&[#]8217;le birlikte çıkardıkları Bartın&[#]8217;ın Sesi&[#]8217;nde geçen dönemin vekillerine sert eleştiriler yöneltmiş, &[#]8220;Bunlar sopalık&[#]8221; başlıklı bir manşet bile atmıştı.
Gazetenin büyük yankı yaratan bu sayısı vekillerimizden biri tarafından herkesin gözü önünde yırtılmıştı.
Önce Kozcağız&[#]8217;ın Sesi olarak çıkan, daha sonra Bartın&[#]8217;ın Sesi adını alan bu gazete, Pendik İlçe Başkanlığından Bartın Milletvekilliğine terfi eden Sayın Yılmaz Tunç&[#]8217;la ilgili haberinde Türkiye Kupası maçında Fenerbahçe&[#]8217;yi yenerek tarihe geçen Pendikspor&[#]8217;un olağanüstü başarısında atıfta bulunmuş ve &[#]8220;Fener&[#]8217;i yenen Pendik Bartın&[#]8217;ı da yendi&[#]8221; manşet başlığını kullanmıştı.
Hema&[#]8217;nın &[#]8220;kokteylli bir basın toplantısında gazetecilere birer şişe ithal şarap hediye etmesini de &[#]8220;Hema basını sarhoş etti&[#]8221; başlığı ile haber yapan Bartın&[#]8217;ın Sesi&[#]8217;nin ilginç başlıklardan biri de &[#]8220;Mehmet Hattat &[#]8230;. kat-kat&[#]8221; idi.
İlk bakışta aklımıza gelenler bunlar.
Daha böyle çok örnek var.
Bazılarını tasvip etmesek de Balıkçı&[#]8217;nın gazetesinin kimi yayınları bizim yapmak isteyip de meslek ilkeleri, yasalar ve yöresel koşullar gibi sebeplerden dolayı yapamadığımız yayınlar, başlıkları da atamadığımız başlıklardır.
Bu tarz gazeteciliği biz yapsak Adliye&[#]8217;den çıkamayız.
Balıkçı dostumuzdur, kendisini severiz, zaman zaman sohbet ederiz.
Geçtiğimiz gün Aşağı Çarşı&[#]8217;dan Yukarı Çarşı&[#]8217;ya çıkıncaya kadar yine sohbet ettik.
Gazeteciler Derneğinin kahvaltısında söylediklerini, Vali İsa Küçük&[#]8217;ün Kozcağız beldesine yaptığı ziyarette dile getirdiği eleştirileri anlattı.
Balıkçı ile Bartın basının durumunu ve son günlerde yaşanan bazı gelişmeleri de konuştuk.
Sohbetimiz Şükrü&[#]8217;nün internet kafesinin önüne kadar sürdü.
Balıkçı, bizim söyleyemediklerimizi söylüyor, bizim yazamadıklarımızı yazıyor.
Bartın basınındaki bir boşluğu dolduruyor.
Aslında Balıkçı&[#]8217;nın da Bartın&[#]8217;ın Sesi Gazetesi olarak resmi ilan alması lazım.
O da günlük çıkıyor.
Belki düzenli çıkmıyor ama resmi ilan alınca düzgün de çıkar düzenli de çıkar ne var yani.
Hem diğerleri düzenli çıkıyor da ne oluyor.
Herkesin paçasından eksik gedik akıyor.
Nasıl olsa herkes resmi ilan alıyor, daha doğrusu herkese resmi ilan veriliyor, Balıkçı&[#]8217;ya da verilsin olsun bitsin.
Pasta bölüneceği kadar bölündü zaten.
Arkadaşımızın yerinde olsam giderim Valiliğe ben de resmi ilan istiyorum derim.
İbrahim Balıkçı kendisini gazeteci sanan, ortalıkta gazeteciyim diye dolaşan bazı kişilerden daha gazeteci.
Bence hem resmi ilan almalı hem de dernek başkanı olmalı.
Bu işi çok iyi yapar ve onun başkanlığında Gazeteciler Derneği&[#]8217;nin bir ağırlığı olur.
İnternetten indirme mesajlarla Kabotaj Bayramı kutlaması
Şu internet iyi ki var.
Biz bu sayede nasıl bilgiye ulaşmak için kütüphanelerde kitap karıştırmak zorunda kalmıyorsak bayramlarda ve özel günlerde mesaj yayınlayanlar da bu işe kafa yormak zorunda kalmıyor.
İndir internetten, kopyala yapıştır, yaz adını başına, yolla basın kuruluşlarına, kutla bayramı, yıldönümünü, çık işin içinden.
Fikir üretmek zordur.
Daha doğrusu her şeyin üretimi zordur.
İnternette başkaları tarafından yazılmış hazır mesajlar varken düşünüp kafa yormaya, fikir üretemeye çalışmaya, ter akıtmaya gerek var mı?
Tüketim toplumu olmak kolay mı?
18 Mart Çanakkale Zaferi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, Anneler Günü, Babalar Günü derken 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı kutlamalarında da karşımıza internet mesajları çıktı.
Birçok kişi her zaman olduğu gibi yine internetten mesaj indirip kutlama yaptı.
Bazılarının mesajlarının aynı olmasının nedeni de buydu.
Aynı mesajı kopyalamışlar ve pişti olmuşlar.
Fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmak, bilgi sahibi olabilmek için de okumak gerekiyor.
Kitap ve gazete satışlarının düşük olması okumadığımızı gösteriyor.
Okumadığımız için internetten mesaj indirip kendimiz yazmışız gibi mesaj yayınlıyoruz.
Bu konu demirbaş konularım arasında bulunuyor.
Bu şekilde davrananlar utansınlar da böyle yapmaktan vazgeçsinler diye her fırsatta yazıyorum.
Böyle yapmayın, alın elinize kalemi kağıdı yazın içinizden geldiği gibi bir mesaj diye kaç kere söyledim.
Bir kez daha söylüyorum.
Bırakın şu intihalciliği.
Çok ayıp oluyor.