AK Parti Zonguldak Milletvekili Hüseyin Özbakır'ın seçildiği günden bu yana ortaya koyup gerçekleştirdiği tek bir proje var mı?
Her şeyini hazırlayıp önüne koydukları halde gemi kütüphane projesini neden hayata geçiremedi?
Ben nedenini biliyorum. Projeyi hazırlayan şirketin sahibiyle, projeyi Özbakır'ı sunan kişiyle görüştüm!
Talepleri, istekleri, yemekleri, yüzdeleri hepsini anlattılar.
Bu sıkıntıları, Hüseyin Özbakır'ı da Ora Kafe'de anlatmışlar! Dinlemiş!
Neyse, Hüseyin Özbakır hakkında yazarken, "Zonguldak'la hiçbir ilgisi yok" diyorum.
Özbakır, Trabzonlu. Zonguldak'a başsavcı olarak geldi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a yakınlığı nedeniyle milletvekili oldu. İşte hepsi bu!
AK Parti'nin birinci sırasında olduğu için seçildi. Oraya bizim Hayrullah Tıfıl'ı da yazsanız seçilirdi!
Üstelik 10 liraya dünyanın en mutlu insanına dönüşür!
Bir de, "Ali Rıza Tığ bu bilgileri ve çok gizli belgeleri nereden alıyor? MİT'le bir ilişkisi mi var? Polisle olan bağı ne?" filan diye merak edenler varmış!
Eğer güven verirseniz, herkes size bilgi verir!
MİT de verir.
Emniyet de verir.
Bürokrat da verir.
Siyasetçi de verir.
Bilgi, o bilgiyi habere dönüştürebilecek yüreği olan gazeteciye verilir!
Levent, Yasin, Akay, Osman, Alev, Erdoğan...
Levent; unu, suyu, tuzu veriyor. Yasin ve Akay, hamuru karıyor. Alev, fırına verip pişiriyor!
Osman, "Hani bana, hani bana", Erdoğan ise, "Cambaza bak, cambaza bak" diyor!
Gazı veriyor!
Bir-iki figüran daha var! Ama onların adının buraya yazmak harf israfı olur!
Hemen hepsinin hayat görüşü farklı... Hayatta bir araya gelme şansı olmayan bu isimler, konu Hüseyin Özbakır olunca birlikte hareket ediyorlar.
Bu isimleri birleştiren üç şey var.
1. Hüseyin Özbakır sevgisi!
2. Ali Rıza Tığ nefreti!
3. Siz doldurun...
Son şıkkı bulursanız, asıl ortak noktanın ne olduğunu anlarsınız!
Bu birliktelik, bir kişinin para kazanmasını sağlıyor.
Bir kişi, bu paranın dağıtımını yapıyor.
Biz bu kadar yazalım!
Şenliğe bakalım!
Kıssadan Hisse: Neyi bekliyorsunuz?
Bir üniversitede, profesör derse şöyle başlamış:
- Düşünün ki, bugün dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?
Öğrenciler tek tek yazmaya başlamışlar.
- İbadet eder, Tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim.
- Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.
- Ailemle vakit geçirirdim.
- Anneme veya babama giderdim.
- Arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım.
- Barbekü partisi yapardım.
- Sevgilimle son ana kadar sevişirdim.
- Tüm sevdiğim yemekleri yerdim.
- Yatar uyurdum.
- Ormanda son defa dolaşırdım.
- Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
- Akşam yıldızları seyrederdim.
- En sevdiğim yemeği hazırlar, tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
- Piknik yapardım.
- Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider, orada ölümü beklerdim.
- Üzdüklerimi arar, özür dilerdim.
Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek sınıfa dönmüş ve demiş ki:
- Bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?..