Zonguldak, insaniyet namına, ama insaniyetten uzak bir tablo ile karşı karşıya…

Elbette, önce hukuk…

Elbette, önce yasa…

Elbette, önce adaletin ne dediği…

Ama sayfa sayfa kaleme alınan o adaletin maddeleri, insanlığımızın ve vicdanımızın söylediğini karşılamıyorsa…

O zaman ne yapacağız?

İşte o zaman neyin adaletini, kimin adaletini konuşacağız?

[*] [*] [*] [*]

Sevcan Özelli, güzel özetlemiş, son günlerde yaşananları…

Diyor ki:

“FETÖ, yani paralel yapıya mali kaynak sağladığı iddiasıyla, mahkeme kararıyla kayyum atanan DEKA ve Balçınlar Madencilik şirketlerinde çalışan işçiler, 4 aydır maaş alamadıkları için çeşitli eylemler yapıyor.

Daha önce baretleriyle şirket merkezi ve valilik önünde bekleyen, Zonguldak sokaklarında haklarını almak için slogan atan, bir binanın çatısına çıkarak eylem yapan işçiler, bu sefer yerin altında, çalıştıkları maden ocağında eylemlerini sürdürüyor.”

[*] [*] [*] [*]

Devam ediyor:

“Yetkililer tarafından sorunlarına çözüm bulunuluncaya kadar, ocaktan çıkmama ve açlık grevine başlayan işçilerin eylemi halen devam ediyor.

Zonguldak Emniyet Müdürü Osman Ak'ın dışında hiçbir yetkili veya kurum ve kuruluş, işçilerin sorunlarıyla ilgilenmeye cesaret edemiyor.

Pek çok sosyal olayda kendilerini ortaya atan sendikalar, STK’lar ve siyasi partiler, paralelci suçlamasıyla karşı karşıya kalmamak için bu işçilerin sesini bile duymak istemiyor.”

[*] [*] [*] [*]

ÇATES’teki eylem sürecini hatırlatan Özelli, her iki olay arasında işçiye farklı bakışı da ortaya koymuş.

Devam ediyor:

“ÇATES’in işçilerine destek çıkan çevreler, işin içinde cemaat olunca, tek derdi ekmek olan o işçilere sırt çeviriyor.

Çıkıp Balkayası’ndan bağırmak istiyor insan.

Neredesin lan insanlık!

Bu kadar bukalemunun ne işi var bu kentte?”

[*] [*] [*] [*]

Devam ediyor Özelli:

“Eylemci işçiler madende açlık grevi yaparken, dışarıda aileleri kendilerine manevi olarak destek vermek amacıyla, beklemek istiyorlar.

Ancak yukarıdan emir alan polisler, destekçi aileleri ocağın girişine yanaştırmak istemiyor.

Polis bu amaçla bacaağzına 200 metre uzaklıkta demir bariyerler koyarak aileleri engelliyor.

Mevcut Anayasaya göre şiddete başvurmadan yapılan her türlü hak arama eylemleri, protestoları izin almadan yapılması gerekirken, daha önce sorunlarını çözmek için girişimde bulunan Zonguldak Emniyet Müdürü Osman Ak’ın bu seferki uygulamasını anlamak mümkün değil.”

İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün böylesi durumlarda neyi emrettiğine bakmak lazım.

Bu iş Osman Ak’ın meselesi olsa, zaten bunca siyasetçiye gerek kalmadan çoktan çözmüştü.

[*] [*] [*] [*]

Devam ediyor Sevcan Özelli:

“Yine bu bağlamda eylemdeki işçiler, kendilerine sahip çıkmayan başta GMİS olmak üzere, Zonguldak Milletvekillerine tepkililer...

Aslında bir emirle çözülebilecek bu sorunla ilgilenilmemesine öfkeliler…

Çünkü ülkenin başka yerinde bu tür sorunlar iktidar partisi milletvekillerinin girişimleriyle çözülürken, Zonguldak’ta duyarsız kalınmasını anlamıyorlar.”

Seçim olsaydı, hem AK Parti’den Hüseyin Özbakır, Faruk Çaturoğlu, Özcan Ulupınar, hem de CHP’den Ünal Demirtaş ile Şerafettin Turpcu beş defa gelirlerdi.

Eyyy Allah’ım, sen sabır ver bu klavyeye…

[*] [*] [*] [*]

Bunu da okuyun lütfen…

Devam ediyor:

“Eylemdeki bu işçi kardeşlerimiz 4 aydır ailesini geçindiremezken, okula giden çocuğuna üç kuruş harçlık veremezken, eve gelen kredi kartı ödemeleri karşısında çaresiz kalırken, kendileriyle ilgilenilmemesine son derece tepkililer.”

Kibarca bu kadar anlatılabilirdi.

[*] [*] [*] [*]

Burası İstanbul değil.

Zonguldak, büyük bir mahalle…

Dolayısıyla burada sorunu çözmek, bu kadar zor olmasa gerek.

En azında ara çözüm bulmak, bu kadar zor olmasa gerek.

Canı istediğinde yasayı istediği gibi yorumlayabilen, yasaları istediği gibi yorumlatabilen siyaset ve bürokrasi bunu mu çözemeyecek?

İstediğinde her yasada bir delik, bir boşluk bulabilenler, bu işçilerin mağduriyetlerinin giderilmesinde mi bulamayacak?

Komik olmayalım, Allah aşkına…

Bu işçilerin evlerine gitmesi gereken zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamayan, sırt çeviren bir Zonguldak’ı yaşıyoruz.

Havaya, cıvaya, festivale, bara-pavyona gelince cömert olanlar; bu işçileri, eşlerini, çocuklarını görmüyorsa, yazıklar olsun!

Vicdan, kendisini taşıyan bedene sormuş:

“Hangi yüzle dolaşıyorsun?”

“Sen adam mısın?”

Bizim ki hesap da o hesap!

Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?

AK Parti’de dün önemli bir kongre yapıldı.

Yaşanan süreci ve tartışmaları zaten biliyorsunuz, bir daha baştan almaya gerek yok.

Ahmet Davutoğlu’nun neden Başbakan seçildiğini ve neden gönderildiğini, Binali Yıldırım’ın neden ve nasıl geldiğini, nasıl gönderilebileceği üzerine herkesin birbiriyle örtüşen bir fikri vardır.

İşin garibi şu…

Bir takım siyasetçiler, medyacılar, düşünürler buna şaşıyorlar.

Sanki Amerika’yı yeniden keşfediyoruz.

Yahu bu sistem içinde başka ne bekliyorsunuz?

Mesela, muhalefet partileri…

O partilerde etkili ve yetkili yerlerde görev alanlar.

Siyaset yapanlar.

Niye ve neyine şaşıyorsunuz?

Ağzınız açık kalıyor.

Ama kulaklarınız sağır.

Gözleriniz de biraz bulanık görüyor olmalı.

Ne yapacaklardı.

Eylem ve söylemleri zaman zaman da olsa Cumhurbaşkanı ile ters düşen birini mi Başbakan yapacaklardı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi istediğini değil de, muhalefetin istediği birini mi Başbakan yapacaktı?

Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?

Hangi dünyada yaşıyorsunuz?

Allah aşkına, kitaptan okuduğunuz demokrasi ile Türkiye’de uygulanan ve sizlerin de bizzat benzerlerini yaptığınız siyaset arasında ne fark var?

Şaşıracağınıza, şaşırmış gibi yapacağınıza toplumla barışın…

Halka gidin…

Halka anlatın…

Detaya daha fazla girmeyelim, isterseniz.