Bugün size Güneydoğu Bölgemizin son terör saldırıları ile gündeme bir kez daha gelen en zor ili Hakkari&[#]8217;yi anlatacağım.


Orada bulunduğum süre içinde kazandığım deneyim ve tecrübenin yanı sıra bölgeden edindiğim izlenimlerle terör sorunu, Güneydoğu Bölgesi ve Kürtlerle ilgili görüşlerimi, çözüm önerilerimi aktaracağım.


1991&[#]8217;in Kasım ayının 26&[#]8217;sı idi. Askere 26 yaşında gittim.


Samsun Sahra Sıhhiye Okulu sonrası Kars Sarıkamış ve ardından ver elini Hakkari Çukurca.


90 bin askerimizin donarak şehit olduğu Sarıkamış&[#]8217;ta 2,5 ay kaldım.


Tam buz gibi doğaya alışmış, uyum sağlamışken kader bizi Doğu&[#]8217;dan, serhat şehri Kars&[#]8217;tan Güneydoğu&[#]8217;ya Türkiye&[#]8217;nin güneydoğusundaki son noktası Hakkari&[#]8217;ye savurdu.


Sarıkamış&[#]8217;ta askerlik yapmak çok zordu.


Hakkari&[#]8217;ye teröre rağmen sevinerek gittik dersek Sarıkamış&[#]8217;ın askerlik açısından zorluğunu herhalde daha iyi anlatmış oluruz.


Bir tabur asker araç gereç ve teçhizatlarımızla birlikte sivil otobüslerle yola çıktık.


Van&[#]8217;dan Hakkari istikametine doğru giderken sanki Türkiye&[#]8217;den dışarı çıkmış gibiydik.


Bizi çok çetin bir coğrafya karşıladı.


Bizim buralarda ulu kavaklar var, oralarda ulu kayalıklar.


Her taraf dağ tepe. Yeşil alan yok denecek kadar az.


Nisan ayı idi ve ilkbaharın bu ayında bölgede bir insan boyu kar vardı.


Görev yerimiz Çukurca&[#]8217;ya giderken gözümüze çarpan yol kenarındaki duvarları delik deşik bir kamu binası bölgeyi anlatan bir başka çarpıcı görüntü idi.


1992 terörün en azgın dönemiydi. Her gün çatışma oluyordu.


Otobüslerimiz Çukurca-Şırnak yolu üzerinde bulunan Köprülü karakolunun önünde durdu.


Zap suyunun kenarındaki bu karakolda bir ay kaldık, bu süre içinde intibak (bölgeye uyum sağlama) eğitimi aldık.


Daha sonra üç kola ayrıldık. Merkez Çığlı, ileri karakollar Üzümlü ve Serbest.


Kuzey Irak&[#]8217;a yakın karakollar terörün bulunmadığı zamanlarda kaçakçılığı önlemek için sınırın neredeyse dibinde yapılmış.


Serbest karakolu da öyleydi ve çok sakat bir yerdeydi.


Arkadaşlarımız, teröristlerin sürekli telsiz tacizlerine maruz kalıyorlardı.


Bu tacizler bölgedeki birçok karakola yapılıyordu.


Bir ay sonra Üzümlü karakolu saldırıya uğradı.


Üzümlü de öyleydi. Sınıra o kadar yakındı ki teröristlerin saldırıda bulunmak için Türkiye&[#]8217;ye girmelerine bile gerek yoktu.


Irak tarafından saldırmaları yeterdi.


Tabii teröristlerin hedef aldıkları karakola saldırmadan önce o karakolu koruyan askerlerin bulunduğu hakim tepede &[#]8220;pusu&[#]8221; tabir edilen noktayı ele geçirmeleri gerekir.


Üzümlü&[#]8217;ye yapılan saldırıda 14 arkadaşlarımızı şehit verdik.


Sabaha karşı başlayan çatışma saat 10.00&[#]8217;a kadar devam ederken teröristler Diyarbakır&[#]8217;dan gelen savaş uçakları ve skorsky helikopterlerin bombardımanı altında kaçarak geldikleri yere, Irak tarafına gittiler.


Teröristlerin saldırı öncesi Irak tarafındaki tepelerden uzun süre Üzümlü köyünü ve karakolunu gözledikleri anlaşılmıştı.


Mevzilendikleri yerlerde bulunan boş konserve kutuları ve diğer gıda maddeleri, plastik çatal bıçaklar ve ilaçlar, kaçarken bıraktıkları bazı silah ve mühimmatlar Amerikan malıydı.


Bu da olayın başka bir boyutuydu.


Bu saldırıdan yaralı olarak kurtulan Ordu Ünyeli arkadaşımın hassas bir yerine gelen mermi tehlikeli olduğu için çıkarılamamıştı.


Üzümlü saldırıya uğrarken biz Çığlı&[#]8217;da idik.


Teröristler karadan yardım gelecek yolları mutlaka keserlerdi.


Nitekim bu saldırıda da böyle oldu ve yardımlar engeldi.


Üzümlü&[#]8217;de çatışma sırasında karakolda bir yüzbaşımız vardı.


Arkadaşlarımız onun komutasında karakolumuzu aslanlar gibi savunmuşlardı.


Tabur Komutanımız Yarbay yanıma biraz ilaç alıp Çığlı&[#]8217;ya gelen skorsky helikoptere binmemi istedi, yani emretti.


Komutanımızla Üzümlü&[#]8217;ye doğru havalandık.


Yanlış hatırlamıyorsam en fazla 15 dakika sonra Üzümlü&[#]8217;de idik.


Komutanımız burada bir süre inceleme yaptıktan sonra bizi getiren helikoptere bindi ve gitti.


Beni orada bırakmıştı. O dönemde Türkiye&[#]8217;nin en çok saldırıya uğrayan karakolu unvanına sahip olan Üzümlü&[#]8217;de yaklaşık üç ay kaldım.


Çatışmadan çıkan arkadaşlarım ruh gibilerdi. Psikolojileri son derece kötüydü.


Onlarla yakından ilgilenip Çığlı&[#]8217;daki tabip asteğmen komutamıza danışarak tedaviler uyguladım.


Üzümlü&[#]8217;deki çatışmanın izleri karakolun hemen karşısında bulunan köylülere ait evlerde roketler tarafından açılan kocaman deliklerden de belliydi.


Arkadaşlarım 300 kişilik bir grubun saldırdığını, teröristlerin çoğunun yaşlarının 15-16 olduğunu, köyün arkasından doğru karakolun çembere alınmak istendiğini, çatışmanın sabaha karşı 04.30&[#]8217;dan yer yer 10.00&[#]8217;a kadar sürdüğünü söylüyordu.


Burada kaldığım süre her gün yeni bir çatışma daha olacak düşüncesiyle geçti.


Sabah olunca çatışmasız bir gün daha geçti diye sevinirdik.


Çığlı&[#]8217;daki karakolumuzda Ağrı Patnos&[#]8217;tan takviye birliği olarak gelen topçular da vardı.


Karşı tarafa belirli koordinatlara göre her akşam düzenli top atışı yapılırdı.


Uçaksavarla da atış olurdu.


Çığlı&[#]8217;da ve Üzümlü&[#]8217;de askere sadece teröristler değil akrepler de saldırıyordu.


Oranın akrepleri sarıydı ve elim büyüklüğündeydi.


Pusuda beklerken akrep tarafından ısırılan ve hakim tepeden koşa koşa aşağıya gelen askerlere hemen iğne yapardım.


Akrepler nedense askerleri ısırırdı. Bölgenin insanı en küçük bir sağlık sorununda bize gelir ve başı ağrısa iğne yaptırmak isterdi ama Çığlı&[#]8217;da olsun, Üzümlü&[#]8217;de olsun bizim revire hiç akrep ısırması şikayetiyle gelen köylü olmadı.


Bu da aklımda kalan ilginç bir not.


O bölgede çok köylüye baktım. Bana doktor bey derlerdi.


Gece yarısı karakola gelip hastası olduğunu söyleyen köylünün evine de giderdim.


Tabii bana koruma görevi yapan bir asker arkadaşımla.


Bir gece beni alan köylünün evinin bahçesinde sınır taşı vardı.


Karakola dönerken yolda alarm çalmaya başlayınca saldırıya uğradığımızı sandık.


Meğer tatbikatmış.


Köylüler cömertti. Evlerine gittiğimde sofrayı kurar, ne varsa önüme koyarlardı.


Çayı çok severlerdi. Irak&[#]8217;tan aldıkları yabancı çayları (Seylan çayı gibi) içerler, konuklarına da mutlaka ikram ederlerdi.


Bardağınızı yatırmazsanız, içmiyorum deseniz bile doldurmaya devam ederlerdi.


Böyle de ilginç bir adetleri vardı. Keçi peyniri ve yoğurt da hiç sofralarından eksik olmazdı.


Peynirlerine kokusu değişik güzel bir ot katarlardı.


Evleri tek katlı, dışarıdan bakılınca kümese benzer ama içinde envai çeşit elektronik eşya bulunurdu.


Elektronik eşya çoktu ama elektrik parası ödeyen yok gibiydi.


Bildiğim kadarıyla terör olduğu için evlerdeki elektrik saatlerini okumaya gelmezlerdi.


Sanıyorum bu bölgeden tahsil edilmeyen paralar yıllarca diğer bölgelere zam olarak yansıdı.


Tarım yok gibiydi çünkü arazi çok çetindi ve işlemeye müsait değildi.


Hayvancılık da daha çok küçükbaş hayvancılık (koyun-keçi gibi) olarak yapılıyordu.


Köylerin yolları o dönemde bizimkilerden çok iyiydi. Bal dök yala derler ya işte aynen öyle.


Yıllarca ihmal edilen bu bölgeye hizmet rahmetli Özal zamanında gitmiş.


Elektriği, yolu onun döneminde görmüşler.


Bölgenin en büyük sorunu işsizlik.


En iyi bildikleri ve yaptıkları iş koruculuktu.


Bir de Irak&[#]8217;a gidip oradan Amerikan mallarını getirip satmak.


Köylüler sınırdan elini kolunu sallayarak girip çıkıyor, istediğiniz malı, eşyayı getiriyorlar.


Size siparişiniz var mı diye sormayı da ihmal etmiyorlar.


Fatura yok, belge yok. Yarı yarıya ucuza geliyor.


İstediğiniz malı, eşyayı dedim ya aslında her türlüsünü, yani aklınıza ne gelirse diyeyim de varın gerisini siz hesap edin.


Hakkari bölgesinde işsizliğin dışında bir başka büyük sorun daha varsa o da sağlıktır.


İnsanlar tedavi olmak için Kuzey Irak&[#]8217;ta sınıra yakın kentlerdeki hastanelere gidiyor.


Orada çok ucuza istedikleri tedaviyi olabildiklerini söylüyorlardı.


Sağlık konusunda bir de askeri birliklerden faydalanıyorlar.


Çığlı&[#]8217;da olduğum dönemde tabip asteğmenimizle birlikte köylüleri tedavi ederdik.


Üzümlü&[#]8217;de bu tedaviyi oradaki köylülere tek başıma yaptım.


Elimden her iş gelirdi. İğne yapar, dikiş dikerdim.


Belli başlı hastalıklara hangi iğnenin ya da ilacın iyi geldiğini de biliyordum.


Bir gün elinde el bombasının pimi patlayan bir askerimizin parçalanan ellerini dikmiştim.


Bir köylünün alnına yakın yerden yarılan kafasını da aynı şekilde dikerek tedavi ettim.


Köylüler hastaları için gece gündüz gelirdi.


Bizde onlara en iyi şekilde bakar, gerektiğinde bedava ilaç bile verirdik.


Hakkari&[#]8217;ye ötesi yok gari derler.


Size orayı anlatmaya devam edeceğim.