Kaldırımda yürüyemiyorsunuz.


Kaldırımlar açık vitrin.


Mal dolu.


Kaldırımda yürüyemiyorsunuz.


Kaldırımlar otopark.


Aracınızı gönül rahatlığı ile süremiyorsunuz.


Cadde ve sokaklarınız dar.


Üstüne üstlük, gelişi güzel park edilmiş araçlar size engel.


Şehir içindeki trafik akışını sağlamak için belli noktalara konulan yön tabelalarını göremiyorsunuz.


Şehre giriyorsunuz da, nereden çıkacağınızı kestiremiyorsunuz.


Gözünüz sizi yönlendirecek bir trafik polisi arıyor.


Bulamıyorsunuz.


Doğru yolu her hangi birine soruyorsunuz.


&[#]8220;Valla bende yabancıyım. Bilmiyorum.&[#]8221; yanıtını alıyorsunuz.


Pazar yerine gidiyorsunuz.


Pazar kalabalık.


Alıcı satıcı iç içe.


Satıcılar elinde ne varsa yere koymuş.


Adım atacak alan yok.


Yürümek için yol bulamıyorsunuz.


Tek kişilik koridor bırakılmış.


Satıcı ile alıcı arasında &[#]8216;Dar alanda paslaşma gibi&[#]8217; alışveriş var.


İçme suyu alacaksınız.


Sokağınızın başındaki çeşmeye gidiyorsunuz.


Alacağınız iki bidon su.


O ne?


Sırada koca koca bidonlar.


Kimin bu bidonlar?


Lokantacıların, kahvecilerin.


Çeşmeyi onlara terk edip bir bidon su almak için bakkala yöneliyorsunuz.


Lokantacıların ve kahvecilerin ticaretine engel olmamak için. Bedava aldıkları suyu paraya çevirsinler diye.


Bazı hakları elde etmek için, başkalarının haklarına saygı göstermek bizim temel görevimiz.


Günlerden Pazar.


Evinizde dinleniyorsunuz. Ya da hastasınız. Veya bebeğiniz mışıl mışıl uyuyor.


Her ne hal ise, kafanızı dinliyorsunuz.


O ne?


Davullar çalıyor, zurna sesleri ortalığı yırtıyor.


Araba kornaları kulağınızı tırmalıyor.


Pencereye fırlıyorsunuz.


Süslenmiş bir araba.


Plakasının üzerine yazılmış bir yazı.


&[#]8220;Mutluyuz&[#]8221;


Aniden bastıran bu gürültü içinde mutlu olduklarını ilan edenlere, mutluluk dileyebiliyor musunuz?


Yanıtınız evet ise,


O zaman ne mutlu size!