Dün, güdük işlerle uğraşmaktan asıl sorunlara sıra gelmediğini izah etmeye çalışmış, Tekel binasıyla ilgili yıllardır devam eden tartışmaları hatırlatmıştım.


Meseleye “güdük” diyerek haksızlık etmişim.


“Güdük” demek aslında olaylara ve sorunların çözümüne bakış açımısın özet hali.


Tekel meselesi sadece örnek...


Ve sorunları neden çözemediğimizin tipik bir örneği…


TMMOB Şehir Plancıları Odası Zonguldak İl Temsilcisi Yesari Sezgin, kenti yönetenlerin, söz ve yetki sahibi olanların bu güdük yaklaşımlarının nelere yol açtığını ve tartışma konusu alanla ilgili görüşlerini paylaşmış.


Teşekkür ediyor ve paylaşıyoruz:



“Yazınızda Tekel binasının olduğu alan için ‘güdük bir konu’ diye bahsetmişsiniz.


Öncelikle kent merkezinde küçük bir alanı ilgilendirdiği için ‘güdük bir konu olarak görmek yanlış olacaktır’ diye düşünüyorum.


Çünkü yapılan zaten tam da budur.


Yani ‘oranın bir kenarına küçük bir bina yapılsa ne olur?’ zihniyetidir.


Ya da genelde baktığımızda;


‘2 kat daha fazla yapılsa ne olur?


Kapalı çıkmalar emsal dışında kalsa ne olur?


Yeşil alanın şu kadar kısmı imara açılsa ne olur?’ şeklinde ortaya çıkan zihniyettir.


Yazınızda da yer aldığı gibi kent merkezimizdeki yoğunluğu azaltacak kararlar arasında kamu binalarının merkez dışında yer alması önerileri, çeşitli kesimler tarafından dile getiriliyor ve bu öneri birçok kesimden destek buluyor.


Geçtiğimiz yıllarda yapılan Valilik binası, Adliye binası gibi yapılar için yanlış yer seçimi yapıldığı konusunda ise fikir birliği oluşmuş gözüküyor.


Bu yaşanmış tecrübeler de göz önünde bulundurularak, bundan sonra yapılacak olan kamu binalarının yer seçiminin ileriki yıllarda sorun yaratmayacak şekilde gerçekleştirilmesinin önemi büyüktür.


Ayrıca bu tür kamu hizmeti gören yapıların yer seçiminin kentin gelişme yönünü de etkileyecek şekilde öngörülmesi kentimiz için bir şans olacaktır.


Bu tür kararlar alınırken, toplumun gerçek ve nesnel gereksinmelerinden hareket ederek, doğruyu bulmak mümkündür.


Kentin fiziki gereksinmeleri ve sorunları gerçeği göz ardı edilerek, gereğinden fazla alanın gelişmeye açılması, yanlış yönlendirilmesi ve verimsiz kaynak tahsislerine yol açan ve en önemlisi ileriki yıllarda yerleşmelerin düzenlerini bozucu sorun olarak ortaya çıkacak plan kararlarından kaçınmak gerekiyor.


Diğer yandan Fevkani Köprü kaldırıldığında söz konusu alan önemli bir bağlantı noktası olacak, ayrıca bu alanda düzenlenecek kavşakla kent merkezinin trafik dağılımı bu noktadan sağlanabilecektir.


Bina yapıldığı takdirde gerçekleştirilecek kavşak çözümü ve meydan düzenlemesi ile bina yapılmadan alanın tamamını kullanarak çözülecek bir kavşak ve bağlantı akslarının aynı olacağının söylenemeyeceği ortadadır.


İleriki yıllarda kent merkezi trafik sorunu için bu öngörü çok önemlidir.


Tüm bunların yanında yapılan düzenlemede İmar Kanunu ve eki olan yönetmelik maddelerine aykırı olan plan değişikliği önerisi yapılan itirazlara ve aykırı olduğu maddeler açıkça belirtilmesine rağmen imar komisyonunca görmezden gelinmiş ya da idrak edilememiştir.”



Özetle;


Bu kette yıllardır aynı şeyleri konuşuyor ve bu kenti daha yaşanabilir bir kent yapamıyor, insanları bıktırıyor, küstürüyor ve göçe zorluyorsak hepimiz de bir “güdüklük” var!




Benim Şehrim



Ozan Sadık Kırık, bizimle nükteli bir şiirini paylaştı...


Bu anlamlı bir şiir, bu kentte yaşayanların duygularını yeterince özetliyor.


Kırık’a teşekkür ediyor ve paylaşıyoruz:



Köstebek yuvası, ana yolları,


Otopark olmuş ara sokakları,


Kaldırımlar dar, kırılmış taşları,


Yürümek çok zor, yağmur yağdı mı?


Sular altıda kalır caddesi, sokağı…



Kış mevsiminde görünmez dağları,


Şehrin üstünü örtmüş baca dumanı,


Nefes alamaz çocuğu, hastası, yaşlısı,


Kar yağdı mı, kapanır yolları,


Elektrikler kesilir, akmaz suları…



Cumhuriyetimizin ilk vilayeti,


Ülkemin kalkınmasına öncülük etti.


Karaelmasın diyarı, emeğin başkenti,


Öksüz kaldı bu şehir, insanlar çileli,


Seçim zamanı süsleniyor caddeleri…



Bu şehir için çalışıyor yetkilileri,


Konuşuyorlar, yazıyor gazeteleri,


Yıllardır dinledik biz aynı şeyleri,


Bu sözlerle dolu gazete arşivleri,


Ne zaman bitecek bu halkın çilesi?..



Limanım, yağmur yağınca çöp dolar,


Dere var, içinden pislik, lağım akar,


Yazın, dere-liman bir başka kokar,


Kömür tozu, rüzgarla şehri boyar…



Dalgalar çöpleri sahile atar,


Ozan Sadık Kırık’ın içi yanar,


Baktıkça bu şehre, yarası azar,


Umutlarını kaybetmedi yaşayanlar,


Güzel olur inşallah yarınlar,


Her yeni bir gün, umutla doğar