Bugün kendi dünyamıza gidelim.
Biz gazetecilere.
İşine gelenin sevdiği, işine gelmeyenin itelediği, hor gördüğü gazetecilere.
Toplumun daha fazla güvenmek istediği, olayları, gelişmeleri sorgulaması istenen ve bir o kadar çekinilen gazeteciler.
Anlatması uzun.
Dinlemesi belki can sıkıcı.
Ancak toplumun aydınlanmasını, bilgilenmesini isteyen her insanın sırtını yaslamak istediği daha sağlıklı bir medya yaratmak için kim ne yapıyor?
Bunun sorgulanması için sizlere, bizlere düşen görevler var.
Sağlıklı bir yapılanmanın, kalkınmanın ve demokrasinin olmazsa olmazı sayılan biz gazeteciler neden son 20 yılda patronuna şikayet edildiğinde işinden atılan adamlar haline geldik?
Bunları sorgulamanın günü.
10 Ocak&[#]8217;ın esprisi nedir?
İlk bakışta gazetecileri çalışan ve çalışmayan olarak ikiye ayırıyor gibi görünse de Türk Basın Tarihi&[#]8217;nde önemli dönüm noktalarından biridir. Gazetecilerin çalışma haklarında önemli iyileştirmeler getiren 212 sayılı Yasa o dönem önemli tartışmalara neden olmuş. Büyük bir kavga verilmiş. 212 sayılı Yasa&[#]8217;nın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 gazete sahibi, yasayı protesto etmek için 3 gün boyunca gazeteleri yayımlamama kararı almışlar. Bu tehdit karşısında, gazeteciler 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak için meydanlara inmişler. Patronların boykot kararı karşısında ise Sendika´nın öncülüğünde, &[#]8216;BASIN&[#]8217; adıyla kendi gazetelerini çıkartarak, üç gün boyunca yayımlamışlar. Bu önemli ve anlamlı bir gün.
O tarihten sonra 10 Ocak, "Çalışan Gazeteciler Bayramı" olarak kutlanmış ama 1971 yılındaki 12 Mart müdahalesinden sonra kısmi bir değişiklik yaşanmış. Çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak, "Bayram" olmaktan çıkarılıp "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak anılmaya başladı. Öncelikle bu mücadeleye yüreği ve bedeniyle, kalemi ve düşüncesiyle yön veren, sahip çıkan mesleki büyüklerimi saygıyla anmak istiyorum. Bugün ne yazık ki genel anlamda o gün verilen mücadeleye uygun bir yaklaşımdan çok uzaktayız. Sahiplenmeler bireysel kalıyor. Çalışan, üreten, tavır koyan gazetecilerin yüksek sesle &[#]8216;Biz buradayız arkadaşlar&[#]8217; demesi gereken bir gün. Buradan çıkarak mesleğin onur ve önemini benimseyenlere, birlikte bir şeyler yapılabileceğini hatırlatan, &[#]8216;dan dan!&[#]8217; diye kafamıza vuran bir gün.
Aynı zamanda 2008 yılı içinde 212 sayılı yasada yapılan değişiklikle gazetecilerin yıpranma paylarının ellerinden alınmasına rağmen ülke genelinde karşı çıkamamanın ezikliğini hatırlatan bir gün.
Yerel gazetecilerin en büyük sorunu yerel muhabirlerin birçoğunun emek sömürüsüne maruz kalmaları, basın etiği dışına çıkmaları için zorlanmalarıdır. Ortaya çıkan kötü örnekler kamuoyunun gözünde gazeteciyi zorda bırakmaktadır. Yerelde eskisi kadar gazete okunmamakla birlikte küçük yerlerde habercilik yapmanın en zor tarafı aleyhte veya lehte haberini yaptığınız kişilerle sürekli iç içe olmak zorunda kalmanızdır. Mutlaka karşılaşır, sözlü, psikolojik ve fiili saldırıya maruz kalmanız an meselesidir. Şunu da belirtmek gerekir ki gazetecinin üslubu da bu durumları tetikler. Patron gazeteciliği artık Anadolu&[#]8217;da da yaygınlaşıyor.
Bu iyiye gidiş değil!
Ancak birçok arkadaşımız için söylemek bile ürkütücü.
Emeğin başkenti ve medyanın güçlü olduğu Zonguldak&[#]8217;ta son yıllarda basın kolunda da büyük bir emek sömürüsü ile karşı karşıyayız. Hal böyle olunca gazetecilik cazip olmaktan çıkıyor. Niteliksiz ve içeriksiz yayıncılığa engel olunamıyor. Patrondan parasını alamayıp kızan, başka bir patronun himayesinde gazete çıkarıyor. Ya da kendi başına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Sonuçlar başarısız.
Bu da yozlaşmayı arttıran bir etken. Burada gazeteci patronların önemi ortaya çıkıyor. Onların konulara çok yönlü ve objektif yaklaşımları ortaya önemli bir fark çıkaracak ve kamuoyu da bunu görmezden gelmeyecektir. Gazetecinin dik durması kamuoyunun ona bakışını farklılaştıracaktır. Genç gazetecilere 5 N 1K&[#]8217;dan önce bunu anlatmak gerekiyor.
Gazeteciler kalem kavgası yapabilir.
Yapmalıdır da.
Olaylar üzerinde farklı görüşleri tartışmalıdır.
Ben dahil cılkını çıkarmadan bunu yapabilmek gerekir.
Bu durumlarda birbirini en ağır şekilde eleştiren gazeteciler birbirini anlayabilir.
O tatlı rekabet gazetecilerin meslek aşkını pekiştirir.
Ancak gazeteciyle gazeteci görünmeye çalışanların birbirini anlaması zor.
Ali Rıza Tığ Pusula&[#]8217;nın takım kaptanı.
Bu unvanı fazlasıyla hak ediyor.
Bunu söylerken hiç gocunmuyorum.
Bir kişi her şeyi çok iyi yapamaz ama herkesin çok iyi yaptığı şeyler vardır.
Rahmetli Kemal Sönmez&[#]8217;in yanı sıra mesleki büyüklerimiz Ali Bahadır, Muzaffer Akgün, Adnan Küçükvar gibi isimlerle çalışmış bir isim.
Birlikte gazete çıkarma fikrini ortaya attığında çok düşündüm.
Sonra Bayram Tomakin ekibe dahil oldu.
Murat Barutçu ve diğer arkadaşlarımız.
Birlikte bir şeyler yapılabileceğinin sanırım iyi bir örneğini oluşturuyoruz.
Aynı düşünmediğimiz zamanlar olmuyor mu?
Oluyor tabii&[#]8230;
Birbirimizin tepesini attırdığımız ya da birbirimize haksızlık yapıp yapmadığımızı sorguladığımız zamanlar olmuyor mu?
Oluyor, olmaz mı?
Mesela Ali Rıza gazetenin sahibi.
Ancak sevmediği, selam sabah vermediği bir adam bu gazetede manşet olabilir.
Bu yüzden iyi bir ekip olduğumuza inanıyorum. Ama daha iyi olabiliriz.
Birçok arkadaşımız da olabilir.
İşte o zaman inanıyorum ki basın daha derli toplu olacak, gazeteci olanların patronluğu, bu mesleğin daha saygın hale gelmesine yardımcı olacaktır.
Mesleki büyüklerimin ellerinden öper, tüm meslektaşlarımın bayramını kutlarım.