Terör…

Terör…

Terör…

Kan ve gözyaşı…

Dayanılmaz acılar…

Katlanılmaz sancılar…

Tuzu kuru politikacılar…

Tüm politik tartışmaların ötesinde değişmeyen gerçek…

[*] [*] [*] [*]

Ve dün…

Yine bir fakirhaneye ateş düştü.

Bir yıllık evli olan Şehit Uzman Çavuş İslam Çakar'ın Kilimli ilçesinin Kozma Mahallesi'nde oturan ailesine acı haber verildi.

Şehidin baba evinin bulunduğu sokağa önce 112 Acil Servis ambulansı ile bir jandarma ekip aracı geldi.

Bu sırada mahalleli de evin önüne akın etmeye1 başladı.

Evin önüne çıkan şehidin babası Şeref Çakar, komşuları ile tokalaşırken, telefonda da bir yakınıyla konuştu.

Bu sırada İl Jandarma Alay Komutanı Albay Haluk Selvi, Kilimli Kaymakamı Hakan Özarslan ve İlçe Emniyet Müdürü Soner Durgun, şehidin baba evine geldi.

Kaymakam Özarslan ve Albay Selvi'yi evin önünde karşılayan şehidin babası Şeref Çakar, telefonda konuştuğu yakınına, jandarmaların geldiğini söyleyerek, "Bilmiyorum niye geldiler, niçin geldiler? Herkes burada" demesi dikkat çekti.

[*] [*] [*] [*]

Albay Haluk Selvi, telefonu kapatan Şeref Çakar'ı, "İçeride konuşalım" diyerek, eve davet etti.

Albay Selvi, şehidin babası Şeref, annesi Azime ve bir ay önce vatani görevini tamamlayarak dönen kardeşi İhsan Çakar'a acı haberi evde verdi.

4 çocuklarından İslam'ın şehit olduğu haberini alan Azime-Şeref Çakar çifti ve yakınları gözyaşlarına boğuldu.

Evin önünde toplanan komşular da gözyaşlarını tutamadı.

Bir fakirhaneye daha Türk bayrağı asıldı.

[*] [*] [*] [*]

Ve anne Azime Çakar…

Evladını kaybeden tüm anneler gibi…

İnanmak istemedi.

Dünyası yıkılan tüm anneler gibi çırpındı durdu.

Bizim de yüreğimiz yandı.

Yine bir kardeşimiz gitti.

Yine canımızdan can gitti.

Ne desek boş…

Ama bazı şeyler de demek lazım!

[*] [*] [*] [*]

Tunceli’de teröristlerin jandarma karakoluna düzenlediği saldırıda şehit olan Jandarma Er Şahin Abanoz, Giresun’un Eynesil ilçesinde toprağa verilmişti.

Anne Yüksel Abanoz, gözyaşı dökerken, teröre lanet yağdırmıştı.

Çırpınıyordu ana yüreği…

Çırpınırken hesap da soruyordu.&[#]146;

Diyordu ki:

“Zengin-fakir ayrımı var.

Bir tane milletvekili çocuğu var mı?

Bir tane başkan çocuğu var mı yavrum?

Hep fakir çocuklarını, garip çocuklarını yığdılar…”

[*] [*] [*] [*]

Ve aynı gün Adana’da başka bir şehit cenazesi vardı.

Şehit Jandarma Er Mahmut Yeşilçam için Adana Sabancı Camisi’nde düzenlenen cenaze töreninde baba Tahir Yeşilçam, “Bir şehit babası olarak sevinçliyim ve gururluyum. Vatan sağ olsun” diyordu.

Onun evi de kenar mahallede bir fakirhaneydi.

[*] [*] [*] [*]

Yıllardır izliyoruz.

“Keşke hiç yaşanmasa” demek için çok geç.
Nedenlerini zaten biliyorsunuz.

Ama son dönemde sorulmaya başlayan o soruyu biz de buradan soralım.

Elbette kimse şehit olmasın, kimse terörün kucağına düşüp öldürülmesin…

Ama;

Neden hep fakirhanelerin çocukları şehit oluyor?

Neden hep fakir çocukları ölüyor?

Neden?

Neden?

Neden?

Çok affedersiniz, ama birileri garibanın üzerinden siyasi egolarını tatmin ederken, neden ölen hep fakir çocukları oluyor?

Neden ateş hep o fakirhanelere düşüyor?

Hafızası hala yerinde olanlar bir düşünsün!

“Hocam, hep fakirler mi şehit olur?”

“Neden hep fakir ailelerin çocukları şehit oluyor?” diye soruyoruz.

Bu bağlamda pek çok yazı var.

Fadime Havva Özbey, bu soruyu soranlardan biri…

AK Parti’den de milletvekili aday adayı olmuş birisi…

Ama bu soruyu da sorabilmiş biri…

Diyor ki Özbey:

“Otuz yıl, dile kolay.

Bu terör belasıyla tanışalı otuz yıl oldu.

Bir nesil gitti neredeyse, binlerce gencecik fidanımızı toprağa yatırdık.
Teselli verdik hep analara, ‘Sen şehit anasısın, yakışmaz sana ağlamak’ diye…
‘Devletimiz güçlüdür, bitirir bu terörü’ dedik.
‘Vatan sağ olsun! Şehitler ölmez vatan bölünmez’ sloganlarıyla karşıladık şehitlerimizi…
Yıllar oldu, hala aynı nakarat:
‘Terörün kökünü kazıyacağız…’
On yıl önce Gaziantep’te bir okulda öğretmenlik yapıyordum.
Yine şehit haberleriyle çalkalanıyordu ülkem…
Ders: İnkılap tarihi…
Konu: Kurtuluş Savaşı…
Sınıfta şehitliğin nasıl bir makam olduğunu anlatmaya çalıştım.
‘Vatana ihanet edenlere karşı tek yürek olmalıyız’ gibi sözlerle, o günlerde ölen askerlerimizin de, ‘Şehit’ olduklarını anlatıp, taşkınlık yapmamalarını istedim.
Öğrencilerden birisi:
‘Hocam, hep fakirler mi şehit olur?’
O gündür, bu gündür hep kendime de bu soruyu sorar oldum.
Sahi!
Hep fakirler mi şehit olur?
Şehit cenazeleri neden derme-çatma evlerden çıkar da villalardan çıkmaz?
Mademki şehitlik kutsal bir makam, neden herkese eşit şekilde nasip olmuyor?
Neden üst düzey bürokratların çocukları hiç şehit olmuyor?
Sahi!
Terörü bitirme konusunda yetkili olanların çocukları nerede askerlik yaparlar?
Doğu da bizim, batı da bizim değil mi?
Onlar neden hep batıda yaparlar?
Ölüm hak amenna!
Neden hep halkın çocukları çatışmada ölür de üst düzey yönetici çocukları ölmez?
Evladı ölen ananın parayla acısı diner mi?
‘Vatan sağ olsun’ demekle vatan sağ olur mu?
Yoksa hep beraber aynı şartlarda mücadele edersek mi olur?
Sorular bitip tükenmek bilmiyor beynimde...
Sözün özü:
‘Terörün kökünü kazıyacağız’ diyen yetkili ağızların çocuklarının da çatışmalarda şehit olduklarını görmeden, terörün biteceğine de inanasım gelmiyor.
Terörün bittiği günü görmek temennisiyle…”