Ey Halkım!

Nasılsın?

TV izliyor musun?

Radyo dinliyor musun?

Gazete okuyor musun?

Başbakan ve Cumbaşbakan ne diyor?

Neyi gizliyorlar?

Muhalefet ne diyor?

Neyi açıklayamıyorlar?

Bugün bunu konuşalım, dilersen.

Ey Halkım!

Sen “Fareli Köyün Kavalcısı” masalını bilir misin?

Bizim Cumbaşbakan da en az onun kadar güzel kaval çalıyor.

İstediği anda, istediği biçimde gündem oluşturuyor. Muhalifi, yandaşı, paraleli, bu gündemin peşine takılıyor.

Biliyorum, Cumbaşbakan iri gövdesiyle, külhan tavrıyla, Müslüman havasıyla çok hoşunuza gidiyor.

Ey Halkım!

Şimdi bana kızacaksın.

Ama Cumbaşbakan’ın size gösterdiği perdeyi yırtacağım.

Muhalefet partilerinin yapamadığını, amatör bir yazar olarak ben yapayım.

Ey Halkım!

Cumbaşbakan diyor ki:

“Fert başına milli geliri 3 bin 492 Dolar’dan 11 bin 277 Dolar’a çıkardık.”

Bizim parayla 25 bin 620 TL yani. Dört kişilik bir aile isen, aylık 8 bin 540 TL, yıllık 102 bin 480 TL gelirin var. Ya da olmalı.

İyi para, harca harca bitiremezsin.

Hadi iyisin, iyisin…

Ey Halkım!

Sakın unutma; Cumbaşbakan´a göre aylık 8 bin 540 TL düşüyor payına…

Şimdi işin gerçeğine bakalım;

Ocak 2014 verilerine göre, Türkiye’de 11 milyon 600 bin işçi var. Yaklaşık 22 milyon çalışanın 10 milyonu kayıt dışı…

Bunların içinde 1 milyon 96 bini bir sendikaya bağlı. Yani sendikalaşma oranı da yüzde 9,45. Oysa 2002 yılında bu oran yüzde 21 idi. Avrupa Birliği ülkeleri ortalaması ise yüzde 23.

Açlık ve Yoksulluk Sınırı: Türk-İş´in araştırmasında, Ekim ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 205 TL, yoksulluk sınırı da 3 bin 926 TL olarak hesaplandı.

Maaşlar-Ücretler: Asgari ücret, Temmuz 2014’de 891 TL, en düşük memur maaşı bin 700 TL.

Emekli Maaşları: 2002 yılında en düşük işçi emekli maaşı 257 TL, Bağ-Kur emekli maaşı 149 TL, memur emekli maaşı ise 377 TL idi.

Şimdi, en düşük işçi emekli maaşı bin 10 TL, en düşük Bağ-Kur emekli maaşı 819 TL, en düşük memur emekli maaşı bin 350 TL…

Yıllık enflasyon rakamları ile revize ettiğinizde bugünkü maaşların ancak enflasyon aşındırmasını telafi ettiği ortada.

Esnaf ve Sanatkar: AVM ve süpermarketler sayesinde başta bakkallar olmak üzere yüzbinlerce esnaf tezgâh kapatmış. Cirolar düşmüş. Esnaf, banka kredilerine boğulmuş…

Köylü: Çift bozmuş, üretmekten vazgeçmiş, kente göçmüş. Toprağında kalanlar, mazot ve gübre fiyatlarının yüksekliğinden, ürettiğinin fiyatının düşük olmasından şikâyetçi.

Yoksulluk ve Sosyal Yardım Alanlar: 2003 yılında 662 bin aileye 1 milyon 85 bin ton kömür verilirken, 2012 yılında 2 milyon 159 bin aileye 2 milyon 18 bin ton kömür verildi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yayınladığı tabloya göre, 2003-2013 yılları arasında yardıma muhtaç durumda olan hane sayısında yaklaşık yüzde 95, dağıtılan kömür miktarında yüzde 340 artış olmuş. Yani, bizzat AKP iktidarının itirafına göre, yoksul aile sayısı 2 katına ulaşmış.

Özetle, ulusal gelirimiz, 2002 yılına göre yüzde 235 artmış. Ama üretenler yoksullaşmış.

Adil bir paylaşım olsaydı, ücretler ve emekli maaşları, bırakın yoksulluk sınırını, açlık sınırı olan bin 205 TL’nin bile altında kalır mıydı?

Peki, nereye gitmiş bu yüzde 235 artış?

İşte cevabı…

Günümüzün önemli ekonomistlerinden Prof. Dr. Thomas Piketty, 21 Kasım 2014 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki söyleşide kendisine sorulan, “Türkiye hakkındaki düşünceniz nedir?” sorusuna bakın ne cevap veriyor:

“Türkiye, şu aşamada hızlı büyüyen bir ülke, ama uzun vadede büyüme tüm sorunları çözmez. Büyümeye devam etse de, çözmeniz gereken bir takım sorunlar olacak. Bunların başında eşitsizlik geliyor. Büyüme beraberinde bunu getiriyor. Bu sorunu bertaraf etmek için doğru kurumları yaratmak, vergilendirme ve finansal şeffaflık sağlamak ve gelir ve servet dağılımı gibi konularda uyumlu hale gelmeniz gerekiyor. Türkiye’deki milyarderler, Japonya’daki milyarderlerden fazla. Türkiye’nin gayri safi milli hasılası, Japonya’nın yüzde 20’si kadar... Çok tuhaf bir görüntü…”

Yani ne olmuş?

Ulusal gelirdeki artış, az sayıdaki milyarderin cebine girmiş.

Elin gavuru(!) gerçeği görmüş.

Bu acı resim karşısında Müslüman Cumbaşbakan çaldığı kavalda ne diyor?

Daha fazla din dersi, Osmanlıca, türban, yeni Osmanlı devleti vs… vs… vs…

Ey Halkım!

Sorsana!

“Madem fert başına milli gelir arttı da;

Mutfağıma daha fazla et, meyve, sebze niye girmiyor?

Çocuklarıma niye daha fazla eğitim olanağı bulamıyorum?

Tatil, kültür, sanat olanaklarından niye yararlanamıyorum?

Kısacası, niye daha insanca yaşayamıyorum?”

Ama soramıyorsun, aklına bile gelmiyor.

Cumbaşbakan´ın çaldığı kavalı dinlemekten buna sıra gelmiyor

Cumbaşbakan da kavalı bu yüzden, yani “düşünemeyesin” diye çalıyor.

Dinleme o kavalı…

Osmanlıca öğrenince, daha çok et alamayacaksın.

Daha fazla zorunlu din eğitimi alan çocuğuna, daha güzel, kaliteli giysi alamayacaksın, daha çok harçlık veremeyeceksin.

Dinleme o kavalı…

“Ulusal gelir artarken, ben niye yoksullaşıyorum?” diye sor.

Dinleme o kavalı…

Dindarlık kılıfı altındaki adaletsizliği sorgula.

Ey Halkım!

Gözlüğünü değiştir.

Değiştirmezsen, daha çok kaval dinlersin.

Bu tavanın tüm balıkları; birliğiniz, dirliğiniz daim olsun