Dün, bu köşede, Zonguldak Dernekleri Federasyonu'nun (ZONDEF), Zonguldaklı öğrencilere burs çağrısını ve bu çağrıyı yaparken burs vermek isteyenlere seslenişinin yanlışlığını yorumlamıştık.
Ve bu olayı, “Elin taşı ile elin kuşunu vurmak!” şeklinde değerlendirmiştik.
Bir dostum, “Tarlanın taşı ile tarlanın kuşunu vurmak” diye değerlendirmiş!
Ve açıklamasını da yapmış:
“Birisinin kaynaklarını kullanarak, yine o kişiye zarar verecek bir harekette bulunmak anlamına gelen çok güzide bir deyimimizdir” demiş.
Bir de, “Çay kuşu, çay taşı ile vurulur!” sözü var.
“Hemen her iş; ayrı bir araç, yol ve yöntemi gerekli kılar. Başarıya ulaşılmak isteniyorsa, o iş için uygun olanlar seçilmelidir. Eğer bunun dışına çıkılırsa, başarıdan söz edilemez.”
ZONDEF Genel Başkanı Ziya Öncan, “Ben, şahıs olarak şu kadar öğrenciye burs vereceğim. ZONDEF olarak da bu kadar vereceğiz. Bu organizasyona destek olmak isteyenlere de kapımız açık” deseydi, olay bambaşka olurdu!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ücretsiz alınan stantların yüksek fiyatlara pazarlandığını, buradan gelir elde edildiğini, hatta yerel basına bile para dağıtıldığını yazdık.
Pusula’ya da fatura karşılığı ödeme yapıldı.
Bu işten elde edilen tüm paranın öğrencilere burs olarak verilmesini önerdik.
"Ziya Öncan arar" diye beklerken...
Bir kadın aradı!
Nejdet Tıskaoğlu’na verdi, veriştirdi!
Ziya Öncan’ı öyle bir savundu ki...
Bir Devrekli olarak gurur duydum!
Eşi, Ziya Öncan’ı öyle savunamazdı!
Allah, herkese böyle bir dost nasip etsin!
Gerçi, Ziya Öncan kendini savunabilse, daha da mutlu olurdum!
Devrek’te çok kullanılan, “Evin danası öküz olmaz” diye bilenen bir atasözü vardır!
Evden yetişmiş olan bir kişi, dışarıda yetişmiş olan benzerleri kadar değerli kabul edilmez.
Şu 'haber aşırma' işine mutlaka bir formül bulmamız lazım!
Üç gün takip edip, bir haber hazırlıyoruz...
Yayına veriyoruz...
Üç dakika içinde üç site çalıyor!
Soruyoruz...
“Haberi niye aldın?”
“Ben, senden almadım, şundan aldım!”
"Ondan da alamazsın!"
“Özel haber yazsaydın.”
Yani biz, neye "özel haber" yazacağımızı biliyoruz!
Kaymakamın eşi, TOGG almış...
Bu haber.
Ama bu "özel haber" değil ki...
Utanma-arlanma duygusu kalmamış!
Neyse ki, devlet, bu haberi bizim yaptığımızı biliyor.
Çaycuma Kaymakamı Mehmet Göze, Çaycuma Temsilcimiz Yeliz Alagöz’ü davet etti...
Güzel bir görüşme yaptılar...
Haberi değerlendirdiler.
Haberi Pusula’dan okuyanlar, Kaymakam Bey’i aramışlar...
Öyle haberi olmuş.
Peki, şimdi haberi çalan arkadaş!
Sen, ne kazandın?
Ben söyleyeyim...
"Haber hırsızı" ünvanı kazandın!
Sadece bu haber değil...
Her gün, üç-beş haber hırsızlığıyla karşı karşıyayız!
Bir de habere takla attırınca, emek harcadığını sananlar var!
Size de "taklacı" diyoruz!
Ne diyelim...
Allah ıslah etsin!
Günün Fıkrası: 35 yıllık fahişeyim, hala bakireyim!
Politikacı bir adam ile fahişe bir kadın, sohbet ediyor... Politikacı adam diyor ki:
"30 yıllık siyaset hayatımda hiç rüşvet almadım."
Karşısındaki kadın da hemen karşılık veriyor:
“Ben de 35 yıllık fahişeyim ama hala bakireyim!”
Politikacı şaşırıyor:
“Nasıl olur, karşınıza hep iktidarsız erkekler mi çıktı ki, bakire kaldınız?”
Fahişe kadın, altta kalır mı, hemen yapıştırıyor cevabı:
“Siz, 30 yıllık siyasi hayatınıza benim gibi 5 kuruşsuz başlamışsınız ve bugün sayısız gayrimenkul sahibisiniz, paranızın da hesabını bilmiyorsunuz. Siz, nasıl siyasi hayatınız da hep cömert, eli açık, karşılık beklemeyen müteahhit ve çeşitli firmalarla gönül birliği yaptıysanız ve rüşvet değil de öpücük aldıysanız, bana verilen öpücükler de iktidarsızların öpücükleriydi. O nedenle de ben, hala bakireyim, siz de sütten çıkmış ak kaşık!”
Fahişe işte!