İnternet çıktı, mertlik bozuldu.

İnternet, gazetenin çok çok önüne geçti.

Eskiden beri yerel basın, iki tünel arasına sıkışmış, kendi kabuğunu kıramamıştı.

Ama Zonguldak’ta internet gazeteciliği öyle gelişti ki, artık bırakın kent sınırını, ülke sınırları da aşıldı.

Pusula, internet basınının da öncüsü durumunda.

Zonguldak’ın en çok ve en sık ziyaret edilen sitesi; www.pusulagazetesi.com.tr

Önceki gece yağmur yağmaya başladığında bizim ekibin çalışmasını izlemenizi isterdim.

Akıllı telefonlarda oluşturdukları grupla öyle bir koordine oldular ki…

İlk haber, ilk fotoğraf, ilk görüntü Pusula’da paylaşıldı.

Ve ertesi gün… İlk canlı telefon bağlantısı… İlk canlı yayın… İlk görüntüler…

Gazete, televizyon, internet üçlemesinin en güzelini yaptı arkadaşlarım.

Ve o sırada günün bombasını yine Pusula patlattı.

Bir gemide başlayan uyuşturucu operasyonu haberi, tüm ajansların Muslu’ya gitmesine neden oldu.

Peki, bu kadar güzel yaptığımız işin tam karşılığını alabiliyor muyuz?

Elbette hayır. Zonguldak’ta hangi güzel işin tam karşılığı oluyor?

Tüm bunların hiçbir önemi yok.

Biz işimizi seviyoruz.

Yazılı basında da, görsel basında da, elektronik medyada da, sosyal medyada da hep zirvede kalmak istiyoruz.

Pusula Ailesi olarak örnek olmaya devam edeceğiz.

Sadece Zonguldak halkının değil, Zonguldak basınının da takip ettiği bir yayın grubu olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz…

Bizi takip ettiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Hangi bayram?..

Yoğun yağış, neredeyse Kozlu’yu sular altında bırakıyordu.

Allah’tan belediye, yeterli önlemleri almış Kozlu’yu kurtarmıştı.

Zonguldak’ta ise, ciddi sıkıntılar yaşandı.

İnsanlar, şehir merkezinde yürümekte zorlandı.

Kaldırımlar rezaletti. Bazı bölgelerde zaten kaldırım da yoktu.

“Bayramda bitecek” denilen kaldırımlar hala bitmedi.
Sahi hangi “bayram”dı o?

Kurban Bayramı mı?

Yoksa deliye her gün bayram mı?

Hangi pencereden bakıyorsunuz?

Sıcacık bir evde, huzurlu bir şekilde oturuyorsanız, “Yağmur ne güzel yağıyor?” dersiniz.

Öyle güzel bir manzara oluşur ki... Yağmur damlası düşer cama... Gözyaşı gibi süzülür aşağıya... Peş peşe, peş peşe… Salına salına...

Ama bir de düşünün aç-açıkta kalan insanları...

Üstüne yağmur yağanları…

Çatısı akanları…

Ayakkabısı olmayanları…

Hayat böyle işte…

Kar yağar, seviniriz.

Kömürü olmayanı, odunu olmayanı, yiyecek ekmeği olmayanı düşünmeyiz.

Nasıl bir denge değil mi?

Nasıl bir intizam?

“Hayat futbol gibidir” diyorum ya hep...
Kimi zaman gol yiyor, kimi zaman gol atıyorsun.

Kimi zaman da golsüz geçiriyorsun gününü...

Bu hayata hangi pencereden baktığına bağlı…

Sahi, siz hangi pencereden bakıyorsunuz?