Sevgili okurlar;

Bu hafta yeni yazı yazamadım.

TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda 9 Kasım 2014 Pazar günü imza günüm var.

Bunun hazırlıkları ve yeni çıkacak, “Zonguldak’ta Elektriğin Tarihi” kitabımın heyecanıyla yeni yazı yazamadım. Özür dilerim.

Size eski, ama çok sevdiğim bir yazım ile sesleneceğim.

[*] [*] [*]

DEKONT…

“Dekont”un kullanım yerleri oldukça farklıdır. Bankacılık işlemlerinde müşteriye verilen belgenin adı da “dekont”tur örneğin.

Ama benim size anlatacağım dekont, maaşların dökümünü gösteren belgedir.

Özelde de, TTK (Bir zamanlar EKİ) işçilerine verilen ve maaşları ile ilgili bilgileri gösteren belgeden bahsedeceğim.

Benim çocukluğumda, EKİ işçilerine verilen dekontlar, şimdiki gibi üç-beş santim eninde uyduruk kağıtlardan yapılmıyordu. En az 10 santim eninde sert ve ince kartondan yapılırdı dekontlar.

Vergi, sigorta gibi yasal kesintilerin dışında, kod-meblağ başlıklarından oluşan bir yığın kesinti hanesi bulunurdu. Bu dekontlarda ayrıca minik dikdörtgenler şeklinde ve kesintilerle ilişkisi olan delikler olurdu.

Çocukluğumda babamın dekontlarını inceler, bu delikleri delen makinenin ardındaki gizi merak ederdim.

Babamın okuma yazması fazla olmadığından, bu dekontları ve özellikle kodların karşısındaki meblağ (para miktarı) hanelerini bize okuturdu. Tüm endişesi, kendisinden haksız yere ya da yanlışlıkla para kesilip kesilmediğiydi.

O dönemde şirket (yani EKİ), bu dekontlarla işçilerin maaşından bir sürü para keserdi.

Ana sendikanın dışında bir yığın lokal sendika (işyeri sendikaları) vardı.

Örneğin Demiryolu Ulaştırma Sendikası, Maden Başçavuşları Sendikası, Bölgelerin Sendikaları gibi…

Sürüyle hemşehri derneği (Trabzon, Kars, Giresun, Çankırı vb. dayanışma (!) dernekleri) spor kulüpleri, cami dernekleri, hep bu dekontlardan kesilen paralarla yaşardı.

Tabii ki, bu dernek ve sendikaların başındaki tufeyli takımı da bu paralardan geçinirdi.

İşin ilginç yanı, işçiler çoğu kez bu kuruluşlara ne zaman ve nasıl üye olduklarını da bilmezlerdi.

Kendilerinden kesilen bu haraçlara engel de olamazlardı. İtiraz etmek için, Şirket Genel Müdürlüğüne ulaşmak da onlar için çok zordu. Çaresiz kalırlardı.

İşte dekont, Zonguldaklı maden işçilerinin gözünde, maaş kartından öte, kendilerinin nasıl soyulduklarını, maaşlarının nasıl tırtıklandığını gösteren bir belgeydi.

Bu kadar kod-meblağ çeşitliliğine akıl erdiremezler, ama karşılığında bol miktarda söverlerdi elbette. Ellerinden de ancak bu gelirdi.

İşte size bu dönemden iki dekont hikayesi…

[*] [*] [*]

Recep, baca ağzında katibin az evvel verdiği dekontu almış, incelemeye çalışıyor.

Delikler arasındaki kod-meblağ hanelerine bakıyor. Meblağ hanelerinin neredeyse tamamı dolu... Yani Recep’in maaşından kurda-kuşa bile pay çıkarmışlar.

Anlamını bilmediğinden meblağları da “Mevlam” olarak okuyor.

Recep, dekonta bakıyor bakıyor küfrediyor. Hem de ana avrat!

Arkadaşı Ramazan, onu bu halde görünce:

“Ne sövüyon lan!”

“Nasıl sövmen be?”

“Ne var ki?”

“Nolsun be Ramazan. ‘Mevlam’ deyen kesmiş ....... goyan…”

[*] [*] [*]

İkinci öykünün bir kısmını Zonguldak’ta herkes bilir. Ama devamını herkes bilmez.

[*] [*] [*]

İki madenci, otobüsle Ankara’ya gidiyorlar. Otobüs, Gerede’de mola verir. Bilinen anons:

“Güven Turizm’in sayın yolcuları, otobüsünüz çay ve ihtiyaç molası vermiştir. Çaylar şirkettendir

Şirket olarak sadece EKİ´yi bilen madencilerden biri:

“...... godumun şirketi ne zenginmiş la, Gerede de bile çay veriyo!”

Bir masaya otururlar, garson çaylarını getirir. Biri çayını içerken, öteki elini bile sürmez. Aradan zaman geçer, çayını bitiren madenci:

“Neye içmiyosun lan çayını!”

“İçmeycem ....... goyan…”

“Neye lan, badava çay işte, içsene!”

“Sen öyle zan!”

“Nası yani?”

“Burda ‘badava’ diyola, ama dekonttan bi kesiyola, fargında bile olmuyosuy.”

(8 Ocak 2001)

[*] [*] [*]

Bu tavanın tüm balıklarına; birliğiniz, dirliğiniz daim olsun!