On sekiz yaşlarındaydım. Milli Koruma Kanunu olduğu zamanlardı. Babam seyahatte, ben dükkanda yalnızdım. Asılsız bir ihbarla, &[#]8220;Faturasız mal satıyor&[#]8221; diye, faturasını bulamadığım basit bir mal yüzünden, Emniyet- Savcılık- Sorgu Hâkimliği- Mahkeme sonrası tevkifime karar verildi.


Ben tevkifin ne olduğunu bile bilmiyordum. Mahkemeden çıkınca polis koluma yapıştı: &[#]8220;Nereye gidiyorsun, sen mahkum oldun&[#]8221; dedi. Ben, &[#]8220;Ceza yediğimi duymadım, bu nasıl şey&[#]8221; dedim. O, &[#]8220;Sonradan mahkemeler devam edince cezanı yersin&[#]8221; dedi.


Beni kelepçeleyip mahkûm arabasına bindirdiler. Dükkânımız kapatıldı ve de mühürlendi.


Bahçelievler Mahallesindeki eski hapishaneye götürüldüm. Hapishaneye girince, bambaşka bir dünyada olduğumu anladım.



HAPİSHANE&[#]8217;NİN BAŞ GARDİYANI



Baş gardiyan,- sanırım, arada sırada bizden alışveriş ederdi- &[#]8220;Ooo beyefendi, ne haber ?..&[#]8221; dedi, küstah bir şekilde... Ben de &[#]8220;Gördüğün gibi&[#]8221; diye cavapladım.


Demir parmaklıklardan geçtikten sonra, beni berber koltuğuna oturttular. Saçlarım normal uzunluktaydı. Berber &[#]8220;Nasılsa bunun doğru dürüst bir suçu yok, yakında çıkar, traş etmeyelim&[#]8221; diye fikir beyan etti.. Başgardiyan, sanki bana çok büyük lütufta bulunuyormuş gibi, &[#]8220;Tamam, sen de bu kıyağımı unutma&[#]8221; dedi. Zaten içim isyanla doluydu. Berbere saçımı üç numaraya vurmasını söyledim. Başgardiyan da, &[#]8220;Ben sana dayılığını gösteririm&[#]8221; dedi.



MAHKUMLAR



Demir parmaklıklardan geçtik, bir demir kapının önünde durduk. Demir kapıyı açtılar (her yer büyük asma kilitli), bir kapıdan içeri itelediler. İçeri girince, sırtımı kapatılan demir kapıya dayadım, etrafıma bakındım: Sağlı sollu, çift katlı ranzalar. 70&[#]8217;e yakın mahkûm bana bakmakta. Ben kendimi toparlamaya çalışırken, elindeki tespihi sallayarak, bir adam yanıma geldi (Meydancıymış):


- Kimsin, necisin, vukuatın ne?


- Esnafım, bize Ali Şeker derler. Vukuatım, faturasını bulamadığım bir malı satmak.


- Eh! şimdi bunun hesabını verirsin..


Meğer, atıldığım altıncı koğuş ağır mahkumların, yani idam ve müebbet hapis gibi ağır cezalıların koğuşuymuş. Birden sinirlendim. &[#]8220;Beni rahat bırak&[#]8221; dedim. &[#]8220;Vay vaay beyefendi, canın marizlenmek mi istiyor&[#]8221; dedi. Adamı gözüme kestirdim. &[#]8220;Vurursa ben de vurayım, ilk günden paçamı kaptırmayayım&[#]8221; diye karar verdim.



BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA



Derken, koğuşun dibinden, üst ranzalardan genç bir adam, bana doğru geldi. Yakışıklı, uzun boylu, sportmen görünümlü idi. Bana &[#]8220;Sen kimsin, necisin?&[#]8221; dedi. Ben, &[#]8220;Bize Ali Şeker derler, esnafım&[#]8221; dedim. &[#]8220; Haa, İstasyona giderken bir dükkan var, o sizin mi &[#]8221; diye sordu. Bende şafak attı, &[#]8220;Eyvah, terslediğim bir müşteri miydi ki, yandım..&[#]8221; diye düşünerek cevapladım:


- Evet..o dükkan bizim.


- Sen beni tanıdın mı?


Korkudan her yerim tutulmuştu. Devam etti:


-Ben, aftan hapisten çıkmıştım. Hiç param yoktu. Yürüye yürüye, sizin sokağa geldim. Oradaki hamallara &[#]8216;Buranın hayırsever esnafı kimdir?&[#]8217; diye sordum. Sizin dükkanı gösterdiler. Dükkanınıza girdim, baban yazıhanesinde, sen tezgahta müşterilerle meşguldünüz. Sen bana &[#]8216; ne istiyorsun?&[#]8217; diye sordun. Ben hapisaneden çıktığımı söylemedim.


&[#]8216;Hiç param kalmadı, Çaycuma&[#]8217;ya gideceğim, bana borç elli kuruş verir misin?&[#]8217; Sen bana yüz kuruş uzattın. Ben hayatımda kimseye haraç vermedim, vermem. Bu yüz kuruşu ister ver, ister verme..&[#]8217; dedin. Kader bu, gene hapishaneye düştüm. Söyle bakayım, eşyan nerede? Yatak yorganın, kap kacağın nerede?&[#]8217;


Benim içim sevinçle doldu. Zindan sanki aydınlandı. &[#]8216;Hiçbir eşyam yok, babam da burada değil, peşimden beni kollayan kimse de yok&[#]8217; dedim.


-İyi o zaman, benim yanımdaki ranzada kalırsın.



Yanındaki mahkuma &[#]8220;sen filan yere geç&[#]8221;, dedi. Demir kapıyı yumrukladı, çıkan gardiyana &[#]8220;Telefon edeceğiz&[#]8221; dedi. Gardiyanın gıkı çıkmadı. Belli ki çekiniyordu.


Hapishane müdüriyetine gittik, oradan dükkan komşuma telefon açtım. Lazım olan eşyalarımı getirmelerini istedim. Koğuşa döndük.


Eşyalarım geldi. Yiyecek ( makarna, konserve vs.) de geldi. Koğuşun bodrumunda kuzine ve tuvaletler vardı. Yemek orada pişiriliyordu. Benim aşçım ise meydancıydı.



26 GÜNLÜK AĞIR CEZA



Beni Ağır Ceza Mahkemesine vermişler. İlk celsede 26 gün kaldım. 26 günlük hapis hayatımı kafi gördüler ki, serbest bırakıldım.


Beni hapishanede kollayan adam meğer, meşhur &[#]8220;Çaycuma&[#]8217;lı Recep&[#]8221;miş. Su testisi su yolunda kırılır&[#]8230; Hapishanede altı kişi tarafından, bıçaklanarak öldürüldü. Allah rahmet eylesin. Köroğlu ahlakına sahip bir insandı.


[*][*][*]


Bu yazıyı hemşehrimiz Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal&[#]8217;a ithaf ediyorum.



Allah kimseyi nahak yere hapishanelere düşürmesin.



Sağlıkta ve huzurda olmanızı dua ederim.