PDY/Fethullahçı Terör Örgütü’ne yönelik operasyonun kentte yankıları devam ediyor.

Kulaktan kulağa dolaşan söylentiler, kartopu gibi büyüyor.

Zonguldak Cumhuriyet Başsavcısı Necip Topuz, Fethullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması ile ilgili başlatılan soruşturma ve sonuçlarıyla ilgili yazılı yaptığı basın açıklamasında şunları söylemişti:

[*] [*] [*] [*]

“PDY/Fethullahçı Terör Örgütü’nün ilimizdeki yapılanması ve faaliyetleri ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca başlatılan soruşturma kapsamında elde edilen bilgi, belge ve deliller doğrultusunda, 8 Nisan 2016 tarihinde Zonguldak/Merkez, Ereğli ve Çaycuma'da faaliyet gösteren 11 şirkete Cumhuriyet Başsavcılığımız talebi üzerine kayyum ataması yapıldığı bildirilmişti.

[*] [*] [*] [*]

Aynı tarihte Cumhuriyet Başsavcılığımız talepleri arasında yer alan bazı şirketlere yönelik kayyum atanması talebi, Zonguldak Sulh Ceza Hakimliğince reddedilmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından ilgili karara aleyhine kanun yolu müracaatında bulunulmuştur. İtirazı değerlendiren Bartın Sulh Ceza Hakimliği tarafından 13 Nisan 2016 tarihinde PDY/Fethullahçı Terör Örgütü’ne finansal destek sağladığı değerlendirilen 5 şirkete daha kayyum atanmasına karar verilmiş olup, karara istinaden yasal gereğine tevessül edilmiştir.”

[*] [*] [*] [*]

Böyle diyor Sayın Başsavcı…

Ve şimdi en çok merak edilen soru şu:

“Bundan sonra ne olacak?”

Bu firmaların arasında cemaatin kendi kurumları var.

Bu kurumlar arasında cemaatin kendi kurumu olmadığı halde para veya manevi ilişki içinde olduğu ileri sürülenler var.

Bunların tamamı soruşturmalar ve incelemeler sonunda daha net anlaşılacaktır.

[*] [*] [*] [*]

Zonguldak Valiliği’nin önünde toplanan DE-KA Madencilik A.Ş.’nin işçileri, maaşlarını almak için seslendiler.

Valilik Özel Kalem, kendilerini Savcılığa yönlendirdi.

Yani kayyuma…

İl Emniyet Müdürü Osman Ak da, nezaket gösterdi, o işçilere polis servis araçlarını tahsis etti.

DE-KA Madencilik, cemaat ile ilişkili olduğu gerekçesiyle kayyum atanan firmalardan biri…

Ancak maden sektöründeki kriz ve çalışanların maaş sorunu, geçtiğimiz hafta tamamlanabilen yasal düzenlemeden kaynaklanıyor.

O düzenleme daha erken yapılsaydı, sektörde böylesine kriz yaşanmayacaktı.

Sonuç olarak, o işçilerin muhatabı şimdi kayyum.

[*] [*] [*] [*]

DE-KA’yı kayyum atanan kurumlar arasında görmek üzücü…

Rahmetli Selim Demir’in verdiği mücadeleyi anımsıyoruz birden.

Musa Demir’in hem işinde, hem de ilişkilerindeki elit-saygın duruşunu…

Hepimiz biliyoruz ki, DE-KA’ya kayyum atanmasının nedeni, kardeşlerden Halit Demir’in cemaat ile ilgili yakın bağı…

Ancak Halit Demir’in DE-KA Madencilik A.Ş.’de firmanın kurulduğu 1984 yılından bu güne tek imzası bulunmuyor.

Yönetiminde yok.

Halit Demir’in altı ay öncesine kadar başında olduğu kurum, DE-KA Enerji…

Yönetim yeri aynı olsa da, kurumsal statüler farklı…

DE-KA Enerji’ye kayyum atanması anlaşılabilir.

Ama DE-KA Madencilik A.Ş.’ye kayyum atanması; ticaret yaşamında, kentte, kamuoyunda kabul görmemiş görünüyor.

Musa Demir’i, Bayram Demir’i tanıyanlar, bir yerde usul hatası yapıldığı görüşünde…

Ve o hatanın telafi edileceği görüşünde…

[*] [*] [*] [*]

Kaldı ki, Halit Demir dışında diğer kardeşlerin cemaatle bir bağlantıları yok.

“Beş kardeşten birinin ilişkilerinden dolayı imza yetkisinin olmadığı bir kuruma kayyum atanması ne kadar doğru?”

Bu, sokakta çok sık duyulan bir soru…

Cemaatle mücadele önemli…

Ama kurunun yanında yaş da yanmamalı…

Cemaat, bu ülkede binlerce insanı mağdur etti, linç etti.

Hangi hesapların, hangi kumpasların içinde olduğunu gösterdi.

Süreç işliyor.

Sonuç olarak cemaatle mücadele, yeni mağdurlar yaratmamalı…

DE-KA, sadece bir örnek.

BEÜ - Çevre - Çelişki…

Haber şöyle:

“Türkiye’nin en çevreci üniversitesi olan Bülent Ecevit Üniversitesi, bölgede çevre bilincinin gelişmesine katkı sağlıyor.
Topluma duyarlılık ve toplumsal sorunların çözülmesi amacıyla yaptığı çalışmaları geleneksel hale getiren Bülent Ecevit Üniversitesi, çevre bilincini geliştirmek amacıyla bir dizi projeye imza atacak.

Türkiye’nin en çevreci üniversitesi olmanın gururunu iki yıl üst üste yaşayan Bülent Ecevit Üniversitesi, Ereğli Eğitim Fakültesi’nin 9-13 Mayıs tarihlerinde gerçekleştireceği ‘Doğanın Sahnesi’, ‘Kim Çevre Kirliliğini ve Geri Dönüşümü Öğrenmek İster?’ ve ‘Yarının Doğasını Bugünden Oluşturalım’ adlı projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Projeler kapsamında şehir ve köylerde ortaokul öğrencilerine çevre bilinci kazandırılması amacıyla bir dizi eğitim verilecek.

Afiş, pankart ve broşürlerle desteklenecek eğitimler aracılığıyla katılımcı öğrencilerde çevre bilinci konusunda farkındalık oluşturması ve öğrencilere çevre bilinci kazandırılarak çevreye saygılı nesiller yetiştirilmesine katkıda bulunulması hedefleniyor.”

BEܒyü kutluyoruz.

Çabalarıyla, başarılarıyla mutlu oluyoruz.

Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer’in iyi niyetini takdir ediyoruz.

Ama ortaya çıkan bir çelişkiyi de hatırlatmak gerekiyor.

Bu iş biraz hayvanların kürkleri için öldürülmelerine karşı çıkarken, kürk manto giymek gibi bir şey.

Bir taraftan çevre bilinci geliştirilmeye çalışılıyor.

Diğer yandan bu bilincin geliştirilmeye çalışıldığı yerde 5 santralin yanına yeni kömürlü termik santraller yapılmaya çalışılıyor.

Allah aşkına söyler misiniz;

Şimdi hangi çevre bilincinden bahsedeceğiz?

Kimin çevre bilincinden bahsedeceğiz?

Hangi en çevreci üniversiteden bahsedeceğiz?

Bu bölgede mevcut 5 santralle birlikte 9 yeni termik santralin gündemde olması, Bülent Ecevit Üniversitesi’nin sağlıklı büyümesi için de engel.

Yeni santraller yapıldığında buraya akademisyenler-öğrenciler gelmek istemeyecek.

Üniversite, “Zonguldak, daha fazla santrali kaldıramaz” neden demiyor?

“İktidar üzülür…”

“Başbakanımız incinir...”

“Cumhurbaşkanımız bizi çizer…” diye mi?
İktidar, siyasetçiler, bürokrasi, bu Zonguldaklının endişesini anlamıyor.

Üniversite bir şey dese belki, hem halk, hem de üniversitenin geleceği için iyi bir şey yapmış olmaz mı?

Yine üniversitemizin kitaplaştırdığı araştırmasından örnek verelim.

Göç araştırmasında, kentten göçün üçüncü nedeni “hava kirliliği” değil miydi?

Eeee, o zaman?