Geçen haftaki "Bu da bir başka rüya" başlıklı yazıma okurlarımdan olumlu tepkiler aldım. O yazımda noksan kalan, aklımda olan anılarımı gene sizlerle paylaşmak istiyorum:
Örneğin, 1940lı yıllarda, çocukların okuyacağı iki dergi çıkardı. Biri "Doğan Kardeş", diğeri de "Binbir Roman". Doğan Kardeş'in içeriği çocuklar için çok faydalıydı. Fakat Binbir Roman, tamamen uyduruk, hayali, çizgi hikayelerle doluydu. Örneğin: Tarzan, Sihirbaz Mandrake, Uçan Adam... biz çocukları başka alemlere götürürdü. Tekrar tekrar okurduk. Aramızda dergi değiş-tokuşu ve ödünç alma yaygındı.
Bir de, pahalı sigara paketlerinin kapaklarından keser, alt-üst diye bir oyun oynardık. Erkek çocuklar için en oyalayıcı oyun ebe, misket, kafakarıştı. Kız çocukları çizgiden başka evcilik, üçtaş- beş taş oynarlardı. Okulda mendil kapmaca, aç kapıyı bezirgan başı, yağ satarım- bal satarım oynanırdı. Saklambacı da unutmamak lazım.. Velhasıl, çocuklar oyuncak olmadığı için kendilerini oyalayacak çeşitli oyunlarla eğlenirlerdi.
Bu konu uzayıp gider, kısa keseyim.
Evlerde haşerat yuvalarına, şimdiki gibi dedete veya çeşitli ilaçlar olmadığı için, kaynar su dökülürdü. Fareler eve giremesin diye, cam kırıklarıyla harç yapılır, delikleri doldurulurdu. İri olan farelere "geme" derdik. Bunlardan kediler bile korkardı.
Zonguldak'ın ulaşımı çoğunlukla deniz yoluyla olurdu.
Şimdi İzmir'de ikamet eden, Bartın'lı Reyhan Orhun Hanımefendi'nin 16 Ocak 2010'da bana gönderdiği bir anısını sizlerle paylaşayım:
"Bartın'dan Zonguldak'a sebze ve meyve taşıyıp, Zonguldak'ta ticaret yapmaya başlayan babaannem Melek hanımı o dönem herkes yadırgamış. 'Erkeklerin içinde ne işin var' diye, moralini bozmuşlar. Kocası Irak'ta öldü mü- kaldı mı bilmiyormuş. İki küçük çocuk, biri babam, diğeri halam... Bu kadını cesaretlendiren, 'yapabilirsin, sen kimseye aldırma' diyen kişi Ali Şeker Bey, babaannemin arkadaşıymış.
Babaannem, bu hikayesini gelinine ( anneme) anlatmış. Ben sizin yazınızdan bahsedince,, hemen hatırladı.
Çektirmelerin sahipleri bir dönem sadece sebzeleri Zonguldak'a taşıyıp, malların sahiplerini götürmek istememişler. Babaannem bunun üzerine, büyük küfelerden birinin içine girip, üzerini diktirmiş, Zonguldak'a kadar yolculuk etmiş. Zonguldak'ta küfeden çıkınca, kaptan şok olmuş. Sizin yazdığınız yazı sayesinde hepsini anmış olduk. Nur içinde yatsınlar. Keşke bizim de arkamızdan anlatılabilecek böyle güzel hikayelerimiz olabilse."
Zonguldak Merkez Lavuarı'yla ilgili daha önce yayımlanan yazım için, olumlu olumsuz arayanlar oldu.
Mübarek Ramazan'da yakışık kalmayacağı için, Bayram'dan sonra bu konuya devam edeceğim.
"TOKİ Kaymakamı", "Şehr-i Muharrir" Harun Ersoy Bey'e bir sürprizim olacak. Lütfen bu yazımı bekleyiniz.
Oruç tutan kardeşlerime sabırlar dilerim. Ne mutlu onlara.
Sağlıkta ve huzurda olmanızı dua ederim.