Demokrasi ile yönetilen bir ülkede yaşıyoruz.
Halkın egemenliği temeline dayanan bu yönetim biçiminin gereği olarak herkes ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehdit edip tehlikeye düşürmediği sürece ve insanlarla kurum ve kuruluşlara da hakaret etmemek kaydı şartıyla dilediğini söylemekte serbest.
Demokrasilerde insanlar, kurumlar, kuruluşlar birbirini eleştirebiliyor, eksikler gedikler, yalanlar yanlışlar rahatlıkla konuşulabiliyor, sorunlar gündeme getirilebiliyor, tepkiler verilebiliyor, eylemler, gösteriler yapılabiliyor.
Biliyorsunuz demokrasi bir anlamda tahammül rejimidir.
Yani karşı görüşlere, beğenmeseniz ve kabullenmeseniz bile saygı duymayı, hoşgörüyle yaklaşmayı, eleştirilere açık olmayı bilmeniz gerekiyor.
Demokrasilerin gazetelere biçtiği en önemli görev de az önce bahsettiğim hassasiyetlere dikkat etmek suretiyle yasalar çerçevesinde bütün fikirlere, görüşlere yer vermektir.
Bu dediklerim demokrasisi bütün kurum ve kurallarıyla yerleşen ve işleyen bir ülkede yaşıyorsanız sorun olmaz.
Demokrasisi birçok bakımdan kağıt üzerinde ve genelde birçok kişi, kurum ve kuruluşun demokrasiyi işine geldiği gibi anlayıp yorumladığı bir ülkede yaşıyorsanız sorun olur.
Yani bizdeki gibi.
Demokrasimiz bütün kurum ve kuralları ile işlemediği için sıkıntı çekiyoruz.
Hema olayı bunun en çarpıcı örneğidir.
Şirketi yıllardır (2005&[#]8217;de Bartın&[#]8217;a geldiği günden bu yana) yerin dibine sokup çıkartıyoruz.
Adamları çevre ve insan sağlığı düşmanı, işsizlik istismarcısı ilan ettik.
Doğru bilgi vermediklerini, kamuoyunu yanılttıklarını söyleyen, samimiyetsizlikle suçlayan, yüzlerce açıklamaya yer verdik, demedik laf bırakmadık.
Şirketten birisi çıkıp da bir kere bize ağzını açıp da kötü bir laf etmedi.
Bir kere çıkıp da aboneliğimizi iptal ediyoruz, siz yanlı yayın yapıyorsunuz demediler.
Öyle tahammüllüler ve hazımlılar ki eylem yapıp gazete de yakmadılar.
Gazetecilere yan gözle bakmadılar.
Hema bu yönüyle çevrecilerden daha çok demokrat.
Kendimden pay biçerek anlatayım;
Son 5 yılda benim çalıştığım iki gazetede Hema&[#]8217;nın aleyhine, şirketi eleştiri ve tepki bombardımanına tutan 1000 tane değilse bile 500 tane çevreci haberi çıkmıştır.
Yaptığım çevreci yorumlar da buradan İstanbul&[#]8217;a köprü olur.
Çevreciler ve çevreci geçinen bazı kesimler buna karşılık 50 tane Hema haberini hazmedemediler.
Hemen renk verdiler, gerçek yüzlerini gösterdiler, ne kadar demokrat olduklarını belli ettiler.
Ocak ayında Amasra&[#]8217;da düzenlenen eylemde gazete yakarak da ne kadar demokrat olduklarını göstermişlerdi.
Nisan ayında Özel İdarede yapılan toplantıda da bir belediye başkanı öncülüğünde bağırış çağırış kürsüye yürüyen çevreciler bilgilendirme için orada bulunan firma yetkilisinin konuşmasına engel olurken de ne kadar demokrat olduklarını bir kez daha gösterdiler.
Çevreciler son zamanlarda Hema&[#]8217;nın açıklamalarına yer veren basın kuruluşlarına karşı takındıkları tavırla da ne kadar demokrat olduklarını göstermeye devam ediyorlar.
Hema haberi yapan basını beğenmeyen çevreciler sadece bizim görüşlerimize yer verilsin, haberler ve yorumlar tek taraflı olsun istiyor.
Böyle olmayınca öfkeleniyor, kızıyor, bozuluyor, akıllarınca tavır takınıyorlar.
Çevreciler genelde maddi durumu iyi insanlardan oluştukları için geçmişte kendilerine &[#]8220;tuzu kurular&[#]8221; diyen bir gazeteci ile Oda Başkanını da hiç hoş karşılamamışlar, bunu eleştiri kabul etmemişler, demokratlıklarını o zamanda göstermişlerdi.
Biliyorsunuz ben geçen Mart ayında yazdığım bir yazıda &[#]8220;termik santral konusunda referandum (halk oylaması) yapılsın, kurulsun mu, kurulmasın mı buna halk karar versin&[#]8221; demiştim.
Son derece demokratik olan bu öneriye çevrecilerden tek bir olumlu yanıt gelmedi.
Çevreciler belli ki bu konuda halka bir şey sorulmasını istemiyorlar.
Halka sormaya ne gerek var, biz varız ya diye düşünüyor olmalılar.
Böyle düşünüyorlarsa kendilerini halkın üstünde görüyorlar demektir.
&[#]8220;Halk bilmez, biz biliriz, onların adına konuşur, en doğru kararı biz veririz, referandum da neymiş, ne gerek varmış, santral gibi zararlı bir şeyin referandumu mu olurmuş&[#]8221; düşüncesi demokrasiyle bağdaşan bir düşünce değil.
Basını eleştirmek, tavır almak, tepki göstermek, faturayı gazetelere, televizyonlara kesmek kolay.
Basını destekleyerek güçlendirmeye çalışmak, eleştiriye açık olmak, karşı görüşlere saygı duymak zor.
Çevreciler Hema&[#]8217;nın açıklamalarına yer veren basına kızarak, tavır takınarak bir yere varabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar.
Havalara girmeye, değişik pozlar vermeye gerek yok.
Bartın&[#]8217;da yazılısı, görseli 10 basın yayın kuruluşu varsa bir iki tanesi hariç hepsi Hema&[#]8217;dan gelen haberlere yer veriyor.
Dolayısıyla basın yayın kuruluşu beğenmeyen çevrecilere ne yazık ki bir-iki seçenek kalıyor.
O da Yaşar Sinoplu&[#]8217;nun Çevre Meclisi Üyeliği&[#]8217;nden istifasına yol açan bir gazete ve onun ayarındaki diğer gazete.
Çevrecilere son sözüm şudur:
Siz bu kafayla daha çok sobelenirsiniz.
Başıboş köpekler
Kısa bir ayrılıktan sonra yeniden Bartın&[#]8217;ın sorunlarını konuşmak güzel.
Kentin önemli sorunları arasında yer alan ve bizim de demirbaş konularımızdan birisi olan başıboş köpek meselesini bir kez daha yazı konusu edelim ki belki sorunun çözümünü hızlandırmış oluruz.
Biliyorsunuz mahalleler belli dönemlerde havlama ve uluma sesinden geçilmiyor.
O dönemler köpeklerin azma dönemi oluyor.
Sokaklar o dönemlerde (iki-üç ayda bir) köpek kaynıyor.
Obezinden tutun da gark gurk gibi ilginç ve tuhaf sesler çıkaranına varıncaya kadar cins-cins, çeşit-çeşit köpek var.
Gruplar halinde geziyorlar, başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere birçok insanı korkutuyorlar.
Geçen Mart ayında bu konuda bir yazı kaleme almıştım.
Sorun sadece başıboş köpeklerden kaynaklanmıyor.
Bir de başıboş dolaşan sahipli köpekler var.
Belediye günlerce ilan yaptı, halen daha arada sırada yapıyor, uyarıda bulunuyor.
Bu soruna yıllardır çözüm bulunamadı.
Barınaklar bakımevi oldu, sorun yine çözülmedi.
Köpekler kayıt altına alınacak, kısırlaştırılacak, aşılanacak ve daha sonra salıverilecek.
Yani çoğalmaları önlenecek.
Tek bir çözüm var, o da bu.
Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Nevaz Küçükekşi bu çözüm için yoğun bir çaba içinde.
Valiliğin genelgesi var, belediye bir şeyler yapmaya çalışıyor ama bunlar yeterli gelmiyor.
Sahipsiz köpekler yetmezmiş gibi bir de sahipli köpekler sorun yaratıyor.
Köpek hareketi bir türlü kontrol altına alınamıyor.
Bu konuda geçen yıl Eylül ayında da bir yazı kaleme almıştım.
Yine bir azma döneminde rastlayan &[#]8220;köpekler sahnede&[#]8221; başlıklı yazımda bir dişi köpek peşinde 10-15 köpekle birlikte o mahalle senin bu mahalle benim geziyor, bu dönemlerde köpekler tehlikeli ve saldırgan oluyor demiştim.
İşte kısırlaştırmanın önemi.
Kısırlaştırma olsa böyle olmayacak, sorun çözülmüş olacak.
Yetkililer bu konuyla daha fazla ilgilenmeli.