Birçok alanda olduğu gibi çevrecilik alanında da dejenerasyon yaşanıyor.
Çevreciliği bazı kişiler işlerine geldiği gibi biliyor, yorumluyor ve kullanıyor.
Bunun sonucunda da ortaya çevreciler her şeye karşılarmış gibi bir görüntü çıkıyor.
Biliyorsunuz çevreciler sadece kömürden, fuel oilden, doğalgazdan elektrik üretmeye karşı değiller aynı zamanda sudan elektrik üretmeye de karşılar.
Bu yüzden birçoğu Karadeniz&8217;de olmak üzere yurdun dört bir yanında planlanan hidroelektrik santrallere tepki gösteriyorlar.
Termik santrallere, mobil santrallere, doğalgaz santrallerine, nükleer santrallere çevre kirliliği yarattığı ve insan sağlığını tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle karşı çıkıyorlar.
Hidroelektrik santralleri ise ağaç kesimi vesaire ile çevreyi tahrip ettiği ve doğal dengeyi bozduğu iddiasıyla istemiyorlar.
İstemiyoruz diyorlar başka bir şey demiyorlar.
&8220;Ona karşı çık, buna karşı çık. İyi de elektriği nasıl elde edeceğiz? Enerji üretmeyelim mi?&8221; diyenlere &8220;yenilenebilir kaynaklardan&8221; diyorlar.
Nedir bu yenilenebilir kaynaklar?
Rüzgar ve güneş bir de jeotermal. Biyogaz buna dahil mi bilmiyorum
Diyelim ki yaptık. Bütün enerjimizi rüzgar, güneş, jeotermal ve biyogazdan temin ettik.
Yeter mi? Türkiye&8217;nin ihtiyacına cevap verir mi?
Kocaman bir hayır. Bırakın tamamını, yarısını bile karşılamaz.
Ayrıca rüzgar olmayınca, güneş batınca veya kış günü güneş ısıtmayınca bunları neyle çalıştıracaksınız, aküyle ya da pille mi?
Jeotermal ve biyogaz dediğiniz nedir ki? (yetmez anlamında söylüyorum)
Bu saydıklarımızın hepsini bir araya getirseniz yine enerji talebinin yarısına cevap veremezsiniz.
Bakıyoruz dünyadaki gelişmiş ülkelere hepsinde nükleer santral de var, termik santral de.
Hem de sürüsüne bereket.
Tabi diğer kaynakları da kullanıyorlar.
Bütün kaynaklar olabildiğince değerlendirilmeye çalışılıyor.
Uzmanlar (Örneğin enerji analisti ve termik santral uzmanı Makine Mühendisi Haluk Direskeneli) Türkiye&8217;nin de kaynakların hepsini değerlendirmesi gerektiği görüşünde.
Direskeneli &8220;rüzgar ve güneş yetmez diyor, enerji talebini karşılayabilmek için uygun yerde, son teknoloji, yerli kömür, yerli işçilikle ve bütün önlemler alınacak şekilde termik santrali, hatta nükleer santrali bile değerlendirmek gerekiyor&8221; diyor.
Tabi hidroelektrik santrali de. Özellikle santralin bu modeline karşı çıkılması anlamsız.
Her nimetin bir külfeti olacak. Hatırlıyorum da yeni Amasra yolu yapılırken yüzlerce ağaç kesilmişti. Başka yatırımlar yapılırken de ağaçlar kesildi.
Sorun sadece ağaç değil tabi ki. Ayrıca dereler susuz kalacak deniyor.
Başbakan Erdoğan&8217;da sudan enerji üretmeye karşı çıkmayı bizim gibi anlamsız bulmuş olmalı ki Rize gezisi sırasında çevrecilere sitem ediyor, tepki gösteriyor.
Sayın Başbakan İkizdere&8217;deki Cevizlik Hidroelektrik Santralinin (HES) açılışında şöyle diyor: &8220;Tabiat bize emanettir, onu hassasiyetle koruruz. Ben bu toprakların çocuğuyum. Çevreci adında tipler çıkıyor, guruplar çıkıyor, Bu sıfatla HES&8217;lere karşı çıkıyorlar. Yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu yanıltıyorlar. Gerekli miktarda su derelere bırakılıyor ve bırakılacak. Ağaç kesimi noktasında da kamuoyu yanıltılıyor. Bu bölgedeki HES&8217;lerin tamamına yakını tünelli. Sadece tünel giriş çıkış yerlerinde bir miktar ağaç kesiliyor&8221;
Başbakan Erdoğan konuşmasında Türkiye&8217;nin hidroelektrik potansiyelinin halen yüzde 36&8217;sını kullandığını, tüm projeler tamamlandığında bunun yüzde 90&8217;a ulaşacağını da söylüyor.
Sayın Başbakanımızın çıkışı bana eski Enerji Bakanımız Cumhur Ersümer&8217;in Bartın&8217;a yaptığı bir ziyaret sırasında söylediği sözleri hatırlattı.
2000 yılının Nisan ayıydı. Dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer&8217;in (koltuğu daha sonra kendisinden eski Milletvekilimiz Zeki Çakan devraldı) Bartın&8217;ı ziyareti sırasında gündemde yine termik santral konusu vardı ve hükümet ortağı DSP&8217;nin İl Merkezini ziyaretinde bu konuda yaptığı açıklamada çevrecilere sitem etmişti.
Bakan Ersümer, çevrecilerin sudan bile elektrik üretilmesini istemediklerini ve onu yapma-bunu yapma diyerek, her şeye karşı olduklarını söylemişti.
Aradan 10 yıl geçti. O zamandan bu zamana bir şey değişmedi.
Dün Bartın&8217;ı ziyaret eden Enerji Bakanımız Taner Yıldız da aynı dertten mustarip.
Sayın Yıldız da HES&8217;lere de karşı çıkılmasına dikkat çekiyor ve karşı çıkanların HES&8217;lerden üretilen elektriği kullandıklarını söylüyor.
Türkiye&8217;nin enerji açığı var, enerjiye ihtiyacı var.
Hükümet bu sorunu çözmek zorunda ve bu ihtiyacı karşılamanın, talebe cevap verebilmenin çarelerini arıyor.
Elektriksiz olmaz. Her şeye (sudan enerji üretmeye bile) karşı çıkarak bu sorunu çözemeyiz.
Bir-iki saatliğine elektriksiz kalınca elimiz ayağımız bağlanıyor, iş yapamıyoruz.
Bana bunlar iyi günlerimizmiş gibi geliyor.
Bir gün gelip de günlerce elektriksiz kalırsak bunun sorumlusu kim olur dersiniz?
Çevreciler mi, yoksa hükümet mi?
Ramazan Müslümanlığı
Bir okurumuz İslam dinini nalıncı keseri gibi kendine yontarak Ramazandan Ramazana başımıza Müslüman kesilen, sağa sola dindarlık taslayan bazı kişilerle ilgili yazımıza gönderdiği yorumda, bu tiplerden çevresinde çok olduğunu söylüyor.
Biz hani &8220;11 ay boyunca İslam dininin yapma dediğini yapan bazı kişiler bir ay boyunca oruç tutup namaz kılacak. Bu şahıslar Ramazan bittikten sonra eski hallerine yeniden geri dönecekler, yine içki içip kumar oynayacaklar, dedikodu yapacaklar, arkadan kuyu kazacaklar, kendilerine yapılan iyiliklere kötülükle cevap vermeye ve alavere dalavere yapmaya devam edecekler&8221; demiştik ya bakın okurumuz ne diyor:
&8220;Ramazan&8217;ın bitmesine ne hacet; Bazı kişiler oruç tutup namaz kıldıkları bu ayda bile dedikodu yapıyor, insanları çekiştiriyor, yüze gülüp arkadan kuyu kazıyor, kendi işyerini başkasınınmış gibi göstermeye, hile yapmaya, devleti kandırmaya devam ediyor&8221;
Okurumuz &8220;Gündüz oruç tutup namaz kılıp akşam iftarla sahur arasında kumar oynayanlar bile var&8221; diyor.
Bizde &8220;O haaaa&8221; diyoruz.
Bu zihniyetin &8220;onun yeri ayrı, bunun yeri ayrı zihniyeti&8221; olduğunu konuyu ele aldığımız bir önceki yazımızda belirtmiştik.
Bir başka deyişle &8220;İslam dinini insanın işine geldiği gibi yorumlamasıdır&8221; bunun adı.
Ne diyelim: Allah bu kişileri bildiği gibi yapsın.
Çetelerle ilgili yazıma da bir okurumuz şu hatırlatmayı yaptı:
&8220;Biliyorsunuz AK Parti Milletvekili Yılmaz Tunç, iktidarın hizmetlerinden söz ederken her fırsatta ülkeyi çetelerden arındırdıklarını söylüyor.
Sayın Tunç, bir açıklamasında, Bartın şehir merkezinde bile çetelerin nasıl cirit attığını, nasıl haraç topladığını kimsenin unutmadığını ifade etmişti&8221;
Okurumuz Sayın Vekilimizin doğru söylediğini, o günleri unutmadıklarını belirtiyor.
Tefeciler ve çetecilerle ilgili yazımız kendisinde böyle bir çağrışım yapmış.
Yerinde bir hatırlatma.
Bize göre de o günler unutulmamalı.
Referandum hareketi
Seçim döneminde halimizi hatırımızı soran çok oluyor.
12 Eylül&8217;de yapılacak Anayasa referandumu da seçimden farksız.
O nedenle Bartın son günlerde oldukça hareketli ve heyecanlı günler geçiriyor.
Kısa bir süre önce Çevre ve Orman Bakanımız Veysel Eroğlu gelmişti.
Ziyaretler sıklaştı. Cuma, cumartesi, Pazar dolu geçti.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Enerji Bakanı Taner Yıldız 12 Eylül öncesi Bartın&8217;ın nabzını tuttu.
Bartın diğer partilerin liderlerinin programında var mı, Başbakanımız gelecek mi bilmiyoruz ama hükümet adına önümüzdeki günlerde daha çok bakan ve genel başkan yardımcısı düzeyinde ziyaretçimiz olacak.
Böyle dönemlerde kesenin ağzı açık olur. Bakan Eroğlu&8217;da zaten bunu teyit etmiş, &8220;Bartın için kesenin ağzı açık&8221; demişti.
Bakanların ziyaretleri değerlendirilmeli. Bartın bu süreçten bazı sorunlarının çözümünü hızlandırarak, bazı destekler alarak kârlı çıkabilir.
Nerede hareket orada bereket derler.
Bakalım bu hareket berekete dönüşecek mi?