Olayları gözlemliyoruz. Gelişmeleri izliyoruz. Bir kente bakıyoruz. Bir toplumsal sorunlara. Bir de bu sorunları çözmekle yükümlü kişilere.
Büyük sorunların çözümü elbette zaman alacak.
Ama iş keşke oraya kalsa.
Küçük sorunların çözümü de pek kolay olmuyor.
Kimseye keyfi bir haksızlık yapmadan sorunları ele almaya çalışıyoruz.
Öneriler getiriyoruz.
Tartışma platformları yaratmaya çalışıyoruz.
Her sayımızı yer doldurmak mantığı ile değil, topluma nasıl faydalı olabiliriz kaygısıyla çıkarıyoruz.
Bu kaygıyı ya köşe yazılarımıza, ya haberlerimize ya da bir röportaja dahil ediyoruz.
Ancak tüm bu gözlemleme içinde bireysel reflekslerin bir türlü organize hale gelemediğini de üzülerek görüyoruz.
Mesleki reflekslerimiz yer yer konuların önüne geçebiliyor.
Kentte organize iş üretme kültürü yok.
Bunu herkes biliyor.
Ama bilenlerin de &[#]8216;şucu- bucu&[#]8217; gibi ayrımlardan ötürü organize olmamak için özel bir çaba sarf ettiklerini görüyoruz.
Sonra demeçlere bakıyoruz.
Sayfalarımıza taşıyoruz.
Gelen tepkileri değerlendiriyoruz.
Çok büyük çoğunluğunda sonuç alınamıyor.
Hele hele siyasilerin, sivil toplum örgütleri açıklamalarına, söylemlerine baktığımız da pek çoğunun içi boş.
Önce kendileri söylediklerinin içini dolduramıyorlar.
Yöneticilik kabiliyetleri konuşmakla sınırlı.
Hal böyle olunca toplum nasıl aydınlansın?
Toplum nasıl direnç kazansın?
Toplum nasıl üretmeye yatkın olsun?
Toplum nasıl bu adamlara inansın?
İnanmaz.
Çünkü önce yöneticiler, siyasiler, atanmışlar ve seçilmişler güven verecekler.
İçi boş konuşmayacaklar.
Amaç konuşmuş olmak, amaç gazetelerde yer almak olmayacak.
Ama topluma, camiaya ve kente hizmet olacak.
Çıkıp iktidarlara kızmayı akıl edenler önce kendilerine bir bakacaklar.
Hem de boy aynasında.
Sokağa gelince.
Bu adamları harekete geçirmek onlarında görevi.
Biz gazeteciler olarak bu durumu yazmaktan inanın bazen utanıyoruz.
Kentin bu kafa yapısı devam ettikçe, yerel yöneticilerin bakış açısı bugün gibi olduğu sürece Ak Parti gider başka partiler gelir.
Ama mantık aynı olur.
Bütün kurumların ve siyasi partilerin kendilerini gözden geçirmesi gerekiyor.
O camiaları oluşturan, o ailelere dahil olanların öncelikle kendi organlarını denetlemesi gerekiyor.
Bir de bu gözle bakın lütfen.
Sorun çözmekten öte sorun yaratan yöneticilerin olduğu bir kentten daha fazlasını bekleyemezsiniz.
Toplum olarak kendi kalitemizi kendimiz belirliyoruz.
Kumaş böyle olunca elbiseye razı geliyoruz.
Büyük sorunların çözümü elbette zaman alacak.
Ama iş keşke oraya kalsa.
Küçük sorunların çözümü de pek kolay olmuyor.
Kimseye keyfi bir haksızlık yapmadan sorunları ele almaya çalışıyoruz.
Öneriler getiriyoruz.
Tartışma platformları yaratmaya çalışıyoruz.
Her sayımızı yer doldurmak mantığı ile değil, topluma nasıl faydalı olabiliriz kaygısıyla çıkarıyoruz.
Bu kaygıyı ya köşe yazılarımıza, ya haberlerimize ya da bir röportaja dahil ediyoruz.
Ancak tüm bu gözlemleme içinde bireysel reflekslerin bir türlü organize hale gelemediğini de üzülerek görüyoruz.
Mesleki reflekslerimiz yer yer konuların önüne geçebiliyor.
Kentte organize iş üretme kültürü yok.
Bunu herkes biliyor.
Ama bilenlerin de &[#]8216;şucu- bucu&[#]8217; gibi ayrımlardan ötürü organize olmamak için özel bir çaba sarf ettiklerini görüyoruz.
Sonra demeçlere bakıyoruz.
Sayfalarımıza taşıyoruz.
Gelen tepkileri değerlendiriyoruz.
Çok büyük çoğunluğunda sonuç alınamıyor.
Hele hele siyasilerin, sivil toplum örgütleri açıklamalarına, söylemlerine baktığımız da pek çoğunun içi boş.
Önce kendileri söylediklerinin içini dolduramıyorlar.
Yöneticilik kabiliyetleri konuşmakla sınırlı.
Hal böyle olunca toplum nasıl aydınlansın?
Toplum nasıl direnç kazansın?
Toplum nasıl üretmeye yatkın olsun?
Toplum nasıl bu adamlara inansın?
İnanmaz.
Çünkü önce yöneticiler, siyasiler, atanmışlar ve seçilmişler güven verecekler.
İçi boş konuşmayacaklar.
Amaç konuşmuş olmak, amaç gazetelerde yer almak olmayacak.
Ama topluma, camiaya ve kente hizmet olacak.
Çıkıp iktidarlara kızmayı akıl edenler önce kendilerine bir bakacaklar.
Hem de boy aynasında.
Sokağa gelince.
Bu adamları harekete geçirmek onlarında görevi.
Biz gazeteciler olarak bu durumu yazmaktan inanın bazen utanıyoruz.
Kentin bu kafa yapısı devam ettikçe, yerel yöneticilerin bakış açısı bugün gibi olduğu sürece Ak Parti gider başka partiler gelir.
Ama mantık aynı olur.
Bütün kurumların ve siyasi partilerin kendilerini gözden geçirmesi gerekiyor.
O camiaları oluşturan, o ailelere dahil olanların öncelikle kendi organlarını denetlemesi gerekiyor.
Bir de bu gözle bakın lütfen.
Sorun çözmekten öte sorun yaratan yöneticilerin olduğu bir kentten daha fazlasını bekleyemezsiniz.
Toplum olarak kendi kalitemizi kendimiz belirliyoruz.
Kumaş böyle olunca elbiseye razı geliyoruz.
Karadon cinayeti ne olacak?
Karadon&[#]8217;da 17 Mayıs&[#]8217;da grizu patladı
30 can gitti.
Geride kalanlar parçalandı.
Kurum trilyonlarca zarara uğradı.
Rapor açıklandı
Herşey ortada.
30 işçi aslında bir cinayete kurban gitti.
Zonguldak bu olayı o kadar hafife alıyor ki.
Şaşkınlığımın izahını yapacak cümle bulamıyorum.
30 can gitti.
Geride kalanlar parçalandı.
Kurum trilyonlarca zarara uğradı.
Rapor açıklandı
Herşey ortada.
30 işçi aslında bir cinayete kurban gitti.
Zonguldak bu olayı o kadar hafife alıyor ki.
Şaşkınlığımın izahını yapacak cümle bulamıyorum.
Kılıçdaroğlu değerlendiremedi
CHP hafta sonu önemli bir sınav verdi.
Zonguldak mitinginde alanda çok büyük boşluklar kaldı. Sıcak ve benzeri etkenler mutlaka var. Ancak CHP&[#]8217;de Kılıçdaroğlu döneminin iktidara yürüyüş sembolü yapılmaya çalışılan Zonguldak&[#]8217;ta bu manzara olmamalıydı.
Kılıçdaroğlu&[#]8217;nun referandum sonrası genel seçim olduğundan yola çıkarak kente mesajlar vermesi gerekirdi. Ama olmadı.
Havuz tartışmasından çıkamamış bir Kılıçdaroğlu izledik. Oysa her defasında bu referandumun &[#]8216;Ak Parti&[#]8217;ya karşı bir güven oylaması&[#]8217; vurgusunu yapan Kılıçdaroğlu&[#]8217;nun bunu destekleyecek verilerle halkın karşısına çıkamaması eksi puan yarattı. Kılıçdaroğlu sonuç olarak Zonguldak&[#]8217;ı iyi değerlendiremedi.
Zonguldak adına bir kayıp oldu.
Zonguldak mitinginde alanda çok büyük boşluklar kaldı. Sıcak ve benzeri etkenler mutlaka var. Ancak CHP&[#]8217;de Kılıçdaroğlu döneminin iktidara yürüyüş sembolü yapılmaya çalışılan Zonguldak&[#]8217;ta bu manzara olmamalıydı.
Kılıçdaroğlu&[#]8217;nun referandum sonrası genel seçim olduğundan yola çıkarak kente mesajlar vermesi gerekirdi. Ama olmadı.
Havuz tartışmasından çıkamamış bir Kılıçdaroğlu izledik. Oysa her defasında bu referandumun &[#]8216;Ak Parti&[#]8217;ya karşı bir güven oylaması&[#]8217; vurgusunu yapan Kılıçdaroğlu&[#]8217;nun bunu destekleyecek verilerle halkın karşısına çıkamaması eksi puan yarattı. Kılıçdaroğlu sonuç olarak Zonguldak&[#]8217;ı iyi değerlendiremedi.
Zonguldak adına bir kayıp oldu.
Ak Parti bastığı dalı kesiyor
Ak Parti İl Yönetimi ile Ak Partili Milletvekillerinin kendi Belediye Başkanları üzerinde fazla bir hükmünün olmadığı günden güne daha fazla anlaşılıyor.
İş belediyelerde iş takipçiliğine geldiğinde sıkı takipçi kesilen bazı Ak Partili yöneticiler, sıra Belediye Başkanları&[#]8217;nın yanlışlarına müdahale etmeye geldiğinde ses çıkaramıyor.
Son olarak NTV&[#]8217;de Filyos Belediye Başkanı&[#]8217;nın kameralar karşısındaki davranışlarını izledik.
İl Başkanı Hamdi Uçar veya Milletvekilleri Başkan Ömer Ünal&[#]8217;a bir telefon açıp; &[#]8220;Ne yapıyorsun sen arkadaş. Bu hareketlerin partiye zarar veriyor. Toplumla bizi neden karşı karşıya getiriyorsun. Çık özür dile&[#]8221; neden diyemiyor.
Ak Parti yerel yönetimlerde hatalarından dolayı bindiği dalı kesiyor.
Uçar&[#]8217;ın bu durumlara neden müdahale etmediğini anlamak ise mümkün değil.
Ortada bir zaafiyet var.
İş belediyelerde iş takipçiliğine geldiğinde sıkı takipçi kesilen bazı Ak Partili yöneticiler, sıra Belediye Başkanları&[#]8217;nın yanlışlarına müdahale etmeye geldiğinde ses çıkaramıyor.
Son olarak NTV&[#]8217;de Filyos Belediye Başkanı&[#]8217;nın kameralar karşısındaki davranışlarını izledik.
İl Başkanı Hamdi Uçar veya Milletvekilleri Başkan Ömer Ünal&[#]8217;a bir telefon açıp; &[#]8220;Ne yapıyorsun sen arkadaş. Bu hareketlerin partiye zarar veriyor. Toplumla bizi neden karşı karşıya getiriyorsun. Çık özür dile&[#]8221; neden diyemiyor.
Ak Parti yerel yönetimlerde hatalarından dolayı bindiği dalı kesiyor.
Uçar&[#]8217;ın bu durumlara neden müdahale etmediğini anlamak ise mümkün değil.
Ortada bir zaafiyet var.