Çek kanunundaki düzenleme, hapis cezasını kaldırdığı gerekçesiyle birçok kişinin tepkisini çekti.

Milletvekilimiz Yılmaz Tunç&[#]8217;un mecliste bu konuda yaptığı konuşmaya bakılırsa düzenleme alacaklıyı da koruyor borçluyu da.

Bu kadarla da kalmıyor, mahkemeleri de iş yükünden kurtarıyor.

Aslında hapis cezasını kaldırdığı için hapishaneleri dolmaktan kurtarıyor demek daha doğru olur.

Yasalarımızda tahrik, iyi hal, pişmanlık derken borçluyu, suçluyu, sanığı, şüpheliyi, zanlıyı koruyan o kadar çok madde var ki yenisine ne gerek vardı anlamadım.

Kiracıyı bile büyük maddi manevi emek ve zahmetlerle edinebildiğiniz mülkten uzun bir hukuki sürecin sonunda çıkarabiliyorsunuz.

Adam sizden mal almış veya aranızda başka bir alışveriş olmuş, bunun karşılığında verdiği çek karşılıksız çıkmış.

Yani sizi bir şekilde dolandırmış.

Bunu nitelikli bir şekilde bilerek, bilinçli olarak, kasten yapanlar var.

Çek biliyorsunuz kesildiği andan itibaren paradır.

Dolayısıyla durumu müsait olmayanların bunu kullanmaması gerekir.

Çekinin karşılığı yoksa kesme kardeşim.

Buna rağmen kesiyorsan kötü niyetlisin demektir.

Bu durumdaki kişilere kolaylık sağlanmasına karşıyım.

Kolaylık sağladın da ne olacak?

Borcunu mu ödeyecek?

Hiç sanmıyorum.

Çünkü zaten (genelde) niyet başka.

Af çıkarıp da dışarıya toplumun içine saldığınız kişiler bu fırsatı çok mu iyi değerlendiriyorlar sanki.

Çoğu tekrar suç işleyip yeniden soluğu içeride alıyor.

AK Parti iktidarının yaptığı iyi ve doğru işlerin haddi hesabı yok.

Yanlış yaptığı işlerden biri de bu af niteliğindeki düzenlemelerdir.

Varlık barışı ve torba yasa gibi değişik isimler altında getirdiği taksit ve indirimlerle ödeme kolaylığı sağlayan vergi, sigorta, trafik cezası, idari yaptırım aflarından 9 senede kaç tane çıktı, hiç saydınız mı?

Bu düzenlemelerin tek faydası devletin alacaklarının bir kısmını tahsil etmesini sağlamasıdır.

Borcun önemli bir kısmı yine kalıyor.

Herhalde ne koparırsan kârdır diye düşünülüyor.

Kendilerine sunulan ödeme planına uymayanların sayısı da bir hayli fazla.

Bu düzenlemeler vergi ve sigorta ödemelerinin düzgün bir şekilde yapılmasına vesile de olmuyor.

Bunun için ve yeni borçlar için iki senede bir vergi sigorta affı çıkarıyoruz.

Sürekli yeni ödeme planları yapıyoruz.

Bu tür düzenlemeler ayrıca nasıl olsa af çıkar beklentisiyle mükellefleri ödeme yapmaktan alıkoyuyor.

Alın size bir sakınca daha.

Borçlanmayı sevip de ödeme yapmayı sevmeyen çok insan var.

Bunlar için ne yapsanız fayda etmez.

Çek kanununda borçluya getirilen kolaylıkların da bir faydası olmayacak.

Bırakın faydasını zararı olacak.

Vergi ve sigorta afları nasıl borcunu zamanında ödeyen mükelleflere karşı haksızlık ve haksız rekabet oluşturuyorsa çek yasasındaki düzenleme ile borçluya sağlanan kolaylıklar da alacaklıya haksızlıktır.

Cinayet işlediği için müebbet hapis cezası alması gereken kişinin indirimlerle 10-15 yıl hapis cezası alması da bu suçtan mağdur olanlara karşı haksızlıktır.

Çek yasasında hapis cezasının kaldırılması yanlış olur.

Cezaları artıracak yerde daha da azaltıyoruz.

Toplumun adalete güveni sarsılmamalı.

Kamu vicdanı yara almamalı.

Hak ve hukuk deyince akan sular dururmuş.

Bu konularda daha hassas olmalıyız.

Ermeni meselesi ve Fransa

Bu konuda ezik yorumlar devam ediyor.

Fransa Türkiye&[#]8217;den çok güçlü olduğu için yaptığımız protestolar, boykotlar, verdiğimiz tepkiler bir işe yaramazmış.

Boşuna uğraşıyormuşuz.

Fransa Ermeni yasası çıkardı, Türkleri soykırımcı ilan etti, sesimizi çıkarmayalım, hiçbir şey yapmayalım istiyorlar.

Olayı siyasete de alet ediyorlar.

Bakın yaptırım uygulayacağını söyleyen hükümet bile bağırıp çağırmaktan öteye gidemedi diyorlar.

Bu işin siyaseti, partisi, particisi olmaz.

Milli bir davada böyle hesaplar yapılmaz.

Yazık günah.

Bu zihniyete acıyorum.

Kıbrıs&[#]8217;ı da verelim mi o zaman.

Ya Doğu ve Güneydoğu&[#]8217;ya yönelik talepler?

Bunlara da olur, başka ne arzu edersiniz mi diyelim?

Terörist başı için cezaevinden çıksın, ev hapsine alınsın, siyaset yapsın diyenlere ne diyelim, buyur gel, hatta başa geçsin bizi yönetsin cevabı mı verelim?

Bunlar ver kurtulcu.

Yazımızı internette dolaşan ve Sayın Faruk Narin&[#]8217;in oradan alıp bizimle paylaştığı tarihten acı bir olayla bitirelim.

Ver kurtulculara, teslimiyetçilere güzel bir cevap olur.

Buyurun birlikte okuyalım:

Birinci Dünya Savaşı´nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü.

Bu askerlerden bir kısmı da Mısır´ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı´na hapsedildi.

Kampın tam adı, ´Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı´ idi.

Bu kampta, 1918´de Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen´in 48. Alayı´na bağlı

Osmanlı Askerleri tutuluyordu.

12 Haziran 1920´ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.

İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi.

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı haline gelmişlerdi.

Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

Çözüm toplu katliamdı. Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak; Suya normalin çok üzerinde ´krizol´ maddesi katılmıştı.

Mehmetçik, suya daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

İngiliz Askerleri, dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.

Mehmetçikler, bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.

Ancak, bu kez İngilizler havaya (başlarının üzerine) ateş etmeye başladı.

Askerlerimiz ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular.

Başını sudan kaldıran artık göremiyordu.

Çünkü gözleri yanmıştı.

Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi

Ve 15 bin askerimiz kör oldu.

Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM´de görüşüldü.

Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır´da esirlerin krizol banyosuna sokularak, 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz doktor, Garnizon Komutanı ve askerlerin cezalandırılması için TBMM´nin teşebbüse geçmesini istediler.

Ancak, yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.

Ağır sorunlarla uğraşan TBMM´de bu hesap sorma işi unutuldu gitti.

Ama onlar unutmuyorlar.

Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar.