Zaman dar.
Ömür kısa.
İbadetler ile ihanetlerin birbirine harmanlığı zamanlar birbirine karışmış durumda.
Hayat.
Garip bir serüven.
Varlığı dert, yokluğu dert olan ne maceralar var ömrümüzde.
Saymakla bitmeyen saniyeler tükeniyor nefes alıp verdikçe.
Bir yazgı.
Bir yanılgılar cehenneminden sağ çıkmak ne zor.
Yalnızlıklar içinden çıkmak ne zor.
Sükunetini sevdiğim kentler.
Yüzünü okşadığım kentler.
Tenine dokunduğum kentler.
Canını yaktığım ve canımı yakan kentler.
Hepsinden geçtim.
En çok hangisini sevdim.
Hiç bilemedim.
Bir gece yarısı özlemi susturur ağzımı.
Bir sabah ürpertisi atar kendini.
Filmlerden kopya çekeriz.
Klişeleşmiş sözlerden alıntılar dolanır ağızlarda.
Herkesin bir şehir efsanesi vardır.
Benimki bana yeter.
Seninki sana yeter.
Kahramanlarımız çıka gelir.
Vakitsiz sızan duygular gövdeme dolanır.
Hasret vardır hani.
Alabildiğine bir hasret.
Acıların şişelendiği mahzenlere sokulmaz çocuklar.
Duygular şımarır birdenbire.
Bir kovalamaca başlar.
Tutabilene aşk olsun.
Dertsiz tasasız bir çocuk gülümsemesidir insanı hayata bağlayan.
Çocuk değil miydik hepimiz?
Düşmedik mi yüzün koyun?
Yüzümüzü buruşturup ağlamadık mı?
Bağırmadık mı avaz avaz?
Numara yapmadık mı hepimiz zaman zaman?
Her sıkıştığımız da seslenmedik mi anne diye?
Baba diye mızmızlanmadık mı?
Nasıl geçti zaman?
Ne kadar büyüseniz de taze taze özlemler sizi beklemekte. Atsanız atamazsınız, satsanız satamazsınız.
Siz de yıllar sonra arada bir dönün o sokaklara.
Özlemlerinizi özlemeyi unutmayın sakın.
Plastik oyuncakların yerine çamurdan arabalar yapın.
İçine dertlerinizi yükleyin.
Yoksulluklarınızı yükleyin.
Hayallerinizi yükleyin.
Gidin gelin uzak memleketlere.
Doğduğunuz kentlere.
Sevdiğiniz kentlere
Terk ettiğiniz kentlere.
Ömür kısa.
İbadetler ile ihanetlerin birbirine harmanlığı zamanlar birbirine karışmış durumda.
Hayat.
Garip bir serüven.
Varlığı dert, yokluğu dert olan ne maceralar var ömrümüzde.
Saymakla bitmeyen saniyeler tükeniyor nefes alıp verdikçe.
Bir yazgı.
Bir yanılgılar cehenneminden sağ çıkmak ne zor.
Yalnızlıklar içinden çıkmak ne zor.
Sükunetini sevdiğim kentler.
Yüzünü okşadığım kentler.
Tenine dokunduğum kentler.
Canını yaktığım ve canımı yakan kentler.
Hepsinden geçtim.
En çok hangisini sevdim.
Hiç bilemedim.
Bir gece yarısı özlemi susturur ağzımı.
Bir sabah ürpertisi atar kendini.
Filmlerden kopya çekeriz.
Klişeleşmiş sözlerden alıntılar dolanır ağızlarda.
Herkesin bir şehir efsanesi vardır.
Benimki bana yeter.
Seninki sana yeter.
Kahramanlarımız çıka gelir.
Vakitsiz sızan duygular gövdeme dolanır.
Hasret vardır hani.
Alabildiğine bir hasret.
Acıların şişelendiği mahzenlere sokulmaz çocuklar.
Duygular şımarır birdenbire.
Bir kovalamaca başlar.
Tutabilene aşk olsun.
Dertsiz tasasız bir çocuk gülümsemesidir insanı hayata bağlayan.
Çocuk değil miydik hepimiz?
Düşmedik mi yüzün koyun?
Yüzümüzü buruşturup ağlamadık mı?
Bağırmadık mı avaz avaz?
Numara yapmadık mı hepimiz zaman zaman?
Her sıkıştığımız da seslenmedik mi anne diye?
Baba diye mızmızlanmadık mı?
Nasıl geçti zaman?
Ne kadar büyüseniz de taze taze özlemler sizi beklemekte. Atsanız atamazsınız, satsanız satamazsınız.
Siz de yıllar sonra arada bir dönün o sokaklara.
Özlemlerinizi özlemeyi unutmayın sakın.
Plastik oyuncakların yerine çamurdan arabalar yapın.
İçine dertlerinizi yükleyin.
Yoksulluklarınızı yükleyin.
Hayallerinizi yükleyin.
Gidin gelin uzak memleketlere.
Doğduğunuz kentlere.
Sevdiğiniz kentlere
Terk ettiğiniz kentlere.
Yanlışlar - Doğrular
Zonguldak´ta son günlerde yapılaşma üzerine tartışmalar artıyor.
Tartışmaların artması güzel.
Ancak ne değişecek?
Neleri değiştirebileceğiz?
Ne tartışırsanız tartışın.
Ne konuşursanız konuşun.
Risk alacak yöneticiler gerekiyor.
Kentsel yapılaşmadan ve imarsızlıktan yaşanmaz hale gelen Zonguldak´ta bir şeyler hala ters gidiyor.
Örnek çok.
Bugün hala binalarda otopark zorunluluğu uygulanmıyorsa bunun sorumluları kim?
Herkes birbirine atıyor.
İşine gelen yapıyor.
İşine gelmeyen yapmıyor.
Sonra hepimiz oturup bir güzel ağlıyoruz.
Basın yazsın.
Birkaç kişi konuşsun.
Değişen ne?
Kurallar bu kadar esnetilirse olacağı bu.
Şimdi yeni yeni imar darbeleri yapılıyor.
İşte yeni Adliye Binası inşaatı.
Sahile yapılacak.
Kimse ses çıkartmıyor.
Adli anlamda zorunlu belki.
Ama ya kentin geleceği ne olacak?
Bunu tartışamıyoruz.
Sadece Adliye Binası mı?
Daha neler neler var?
Dostluklar işlerin önüne geçiyorsa vay halimize?
Tartışmaların artması güzel.
Ancak ne değişecek?
Neleri değiştirebileceğiz?
Ne tartışırsanız tartışın.
Ne konuşursanız konuşun.
Risk alacak yöneticiler gerekiyor.
Kentsel yapılaşmadan ve imarsızlıktan yaşanmaz hale gelen Zonguldak´ta bir şeyler hala ters gidiyor.
Örnek çok.
Bugün hala binalarda otopark zorunluluğu uygulanmıyorsa bunun sorumluları kim?
Herkes birbirine atıyor.
İşine gelen yapıyor.
İşine gelmeyen yapmıyor.
Sonra hepimiz oturup bir güzel ağlıyoruz.
Basın yazsın.
Birkaç kişi konuşsun.
Değişen ne?
Kurallar bu kadar esnetilirse olacağı bu.
Şimdi yeni yeni imar darbeleri yapılıyor.
İşte yeni Adliye Binası inşaatı.
Sahile yapılacak.
Kimse ses çıkartmıyor.
Adli anlamda zorunlu belki.
Ama ya kentin geleceği ne olacak?
Bunu tartışamıyoruz.
Sadece Adliye Binası mı?
Daha neler neler var?
Dostluklar işlerin önüne geçiyorsa vay halimize?