Kent merkezinde doğalgaz çalışması tüm hızıyla devam ediyor.

Öncelikle 467 Evler’e çıkacak doğalgaz.

Yılsonuna kadar da Bahçelievler’e..

Ama bu kıştan geçti.

Herkes hazırlığını ona göre yapıyor.

Yani… Bu kış yine kömür kokusundan, isinden, kurumundan mağdur olacağız.

Yine pencere açamayacağız.

Çıkmayan candan ümit kesilmez misali.

Allah nasip ederse, ömür verirse, seneye artık…

O arada, Zonguldak Belediyesi de, doğalgaz çalışmalarının peşinden asfalta girse…

Yollarımız köy yollarından beter.

Asfalt, parke, beton…

Üç çeşit yol var Zonguldak’ta.

Hem de aynı anda.

Yamalı bohça gibi…

Üniversite ve yaz okulları…

Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Merkez Kömpüsü’nün bulunduğu İncivez Mahallesi’ndeki esnaf dertli.

Okullar tatil olunca, öğrenciler memleketlerine gidiyor. İncivez’de in-cin top oynuyor. Esnaf da haklı olarak, “Üniversitemizde neden yaz okulu açılmıyor?” diye sitem ediyor. Yaz okuluna kalanlar; başka şehirlere, başka üniversitelere gidiyor. Konuyu araştırdık. Rektörlükle bir ilgisi yok. Bölümlerden gelen taleple ilgili bir durum… Öğretim görevlilerinin yurt dışı programları ve ERASMUS Projesi de yaz okullarının açılmamasının önündeki en büyük engel. Rektörümüz Prof. Dr. Mahmut Özer, üniversite ile kenti kaynaştırmaya çalışıyor. Semt sakinleri ile üniversite yönetimi görüşse ve soruna bir çözüm bulsa, ne güzel olur.

Kıssadan Hisse: Deve…

Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış. Adam bedeviyi görünce su istemiş. Devesinden inmiş, ona su vermiş. Suyu içen adam birden bedeviyi iterek, deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış. Bedevi arkasından bağırmış: “Tamam, deveyi al git, ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp, nedenini sormuş. “Eğer anlatırsan” demiş bedevi, “Bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”

Günün Fıkrası: Kayserili!..

Padişahın biri, “Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!” demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana: “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.”

Padişah, “Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, aslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii…”

“Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar.”

Padişah: “Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii...”

“Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü.”

Padişah: “Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.”

Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha, “Bu yalandır” dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş: “Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. ‘Yalandır’ dersen ödülümü ver. ‘Yalan değil’ dersen de borcunu öde!..”

Günün Sözü:

Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma.

İsrail Atasözü