İçinden çay geçen ilçede geçen bir dolandırıcılık hikayesi...
Dolandırıcımız, tüm dolandırıcılar gibi zeki!
Özgüven tavan!
Telefon numarası afilli!
Gözlükler on numara!
Saat beş yıldız!
Kıyafet pekiyi!
Bu yerli, niteliksiz dolandırıcı, ev sahibine çok uzun bir süre kira ödememiş!
Ev sahibi mağdur!
Sürekli sıkıştırıyor!
Dolandırıcı, ev sahibini arıyor, sorunu çözeceğini söylüyor!
Ev sahibinin yanına gidiyor, ona üzerinde ödeme günü yazılı imzalı bir senet veriyor!
Ev sahibi, o tarihi bekliyor!
Ödeme yapılmayınca, senedi mahkemeye veriyor!
Niteliksiz dolandırıcı, ev sahibini sahte senet düzenlemekten dava ediyor!
Hem kirayı ödemiyor!
Hem de ev sahibinden üste para alıyor!
Nasıl, güzel hikaye değil mi?
Bence çok başarılı!
Bir niteliksiz dolandırıcı da bize olan borcuna mahsuben havale ettiği paraya "borç" diye yazıp faiziyle geri almıştı!
Ömrümüz, bu niteliksiz dolandırıcılarla mücadele etmekle geçiyor!
Bunların niteliklileri, daha büyük dolandırıcılıklar yapıyor!
Biz, onlarla da mücadele ediyoruz.
Onlar gidiyor...
Biz kalıyoruz.
‘Şeref’ madalyası mı, ‘Eşref’ madalyası mı?
Zonguldak eski Belediye Başkanı İsmail Eşref, sahilde küçücük büfeler yaptırdı, o küçük büfelerin büyümesine göz yumdu, yıkım kararını uygulamadı!
Bu nedenle hapis cezası aldı!
Hükmün açıklanması ertelendi!
Ama İsmail Eşref, alkollü araç kullanırken yakalandı!
Aldığı ceza nedeniyle büfe olayındaki ceza da yürürlüğe girdi!
Pazar günü girdiği cezaevinden, Salı günü çıktı!
Haberi ben yaptım.
Bir saat teyit etmek için uğraştım.
Sağ olsun, meslektaşlarım dakikalar içinde haberi çaldılar!
İsmail Eşref, cezaevinden çıkıp cırlayınca, “Biz Pusula’dan aldık” dediler!
İsmail Eşref, "tutuklanma" ifadesine bozulmuş!
Cezaevine "tutuksuz" mu girmiş?
Bir açıklama yapmış!
“Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünü ve 3 dönem Belediye Başkanlığını yüzümün akıyla yaptım. Cesaret ile hizmet verildiğinde, mahkemeler ile karşılaşılabiliyor. Yaptığım hizmetlerin bedeli olan bu bir günlük infazı 'şeref madalyası' olarak taşıyacağım.”
İsmail Eşref, Soğuksu Pazaryeri’nin çatısının çökmesi sonucu iki kişinin öldüğü olaydan da 6 yıl 8 ay ceza aldı! Dosya, Yargıtay’da! Onanırsa, oradan da hapis yatacak!
Eşref, bu cezayı da "şeref madalyası" olarak taşır!
Zonguldak, ne kadar ilginç değil mi?
Hatta Türkiye!
Belki de dünya!
İnsanda biraz utanma olur!
Küçücük büfelerin devasa binalar haline gelmesine göz yumduğu için alınan cezadan, yatılan hapisten "şeref madalyası" olur mu?
"Şeref" bu kadar ucuz olur mu?
O "şeref" değil, "Eşref" madalyası olmasın!
Zonguldak insanı bu kadar ucuz mu?
Filyos Tren İstasyonu'nda 70 yaşındaki Sabahattin Türkili’ye yük treni çarptı.
Hastaneye kaldırılan Sabahattin Türkili hayatını kaybetti.
Yük trenlerinin Filyos’un içinden çok hızlı geçtiklerine dair şikayetler geliyor.
Belki diğer yerleşim bölgelerinden de hızlı geçiyordur.
Karayollarında, yerleşim yerlerinde hız sınırı uygulaması var.
Bildiğim kadarıyla 50 kilometreyi geçmemek gerekiyor. Yüzde 10 tolerans... 56 kilometrede ceza var.
Devlet Demir Yolları’nın hız sınırı yok mu?
Yazın binlerce kişinin tatil için geldiği Filyos’ta hız sınırı göz ardı edilebilir mi?
Filyos’un, Çaycuma’nın sahibi yok mu?
Çaycuma Kaymakamı Adem Kaya, bu sorunla ilgilenir mi?
Sayın Vali Osman Hacıbektaşoğlu...
Zonguldak insanı, yıllardır yer altında, madenlerde ölüyor.
Yollarda ölüyor.
Demiryollarında ölüyor.
Biz, niye bu kadar ucuz ölüyoruz?
Zonguldak insanının devletimizin gözünde değeri bu kadar ucuz mu?
Devrek rahatsız...
Devrek’te yediği bir kap yemeğin parasını ödemekten aciz birinin, Devrek Belediye Başkanı Özcan Ulupınar ile aynı kareye girmek için yaptıklarını anlatıyorlar!
Hatta sosyal medya paylaşımlarını atıyorlar, şaşırıyorum!
Belediyede çalışmayan biri, sabah toplantısına katılıp orada fotoğrafa girer mi?
İmar da ne işi var?
Barınağa yollayın!
Bir işe yarasın!
En fazla sahipsiz köpekleri satar!
Çetin Bozkurt’un enkazını kaldırırken, yeni enkaz yaratmayın!
Devrek rahatsız...
Esnaf rahatsız...
Kıssadan Hisse: Erken kalkan böcekler...
Sokrates anlatıyor...
"Ben gençken erken kalkmaktan hoşlanmazdım ve annem, bu davranışımdan nefret ederdi. Çünkü bir gün beni zengin bir tüccar olarak görmeyi hayal etmişti.
Ve bir gün annem, benimle öğretmeni görmeye geldi. Aralarında bir anlaşma yaptılar.
Ben de, 'Öğretmen, erken kalkmanın faydalarını bana anlatsın' dedim.
Öğretmen, 'Sokrates, sana harika bir hikaye anlatacağım ve sen de bana bundan ne çıkardığını anlat, tamam mı?' dedi.
Ben de, 'Peki...' dedim.
Öğretmen, 'İki kuş varmış... Biri, erken uyanıp böcek yiyip yavrularını beslemiş... Diğeri, geç uyanıp yiyecek bir şey bulamamış... Hikayeden ne anladın Sokrates?'
Ben de, 'Erken kalkan böcekler, kuşlar tarafından yenir!' dedim." (Alıntı)